24 SAATLİK SONSUZLUK: Sayıların Sınırında Bir Ölüm
24 SAATLİK SONSUZLUK: Sayıların Sınırında Bir Ölüm
Sevgili okurum, bugün seninle öyle hemen okunup geçilecek bir konuyu değil, zihninin kıvrımlarında günlerce taşıyacağın ürpertici bir hikayeyi konuşmak istiyorum. Sana bir soru: Hayatından her gün sessizce eksilen dakikaların çetelesini tutuyor musun? Muhtemelen hayır. Çoğumuz için zaman, nereye akıp gittiğini bilmediğimiz amansız bir nehirdir çünkü. Ama tarihte bir adam vardı ki, o nehri santim santim, dakika dakika ölçtü.
Bahsettiğim kişi, ünlü Fransız matematikçi Abraham de Moivre.
De Moivre, ömrünün son yıllarında tuhaf bir şey fark etti: Her gün, bir önceki günden tam 15 dakika daha fazla uyuyordu. Şimdi dürüst olalım; ben ya da sen bunu fark etsek ne yapardık? "Yaşlanıyoruz artık, vücut yoruluyor" deyip geçer, belki bir vitamin alırdık, değil mi? Ama karşımızdaki adam hayatını olasılıklara ve sayılara adamış bir dahi. O, bu durumu sıradan bir halsizlik olarak görmedi; oturdu, bunu aritmetik bir diziye döktü. Kafasındaki soru şuydu: Her gün eklenen o 15 dakikalar ne zaman tam 24 saate ulaşacaktı?
Yaptığı hesaplar tek bir günü işaret ediyordu: 27 Kasım 1754.
Matematiksel olarak o gün uyanacağı tek bir saniye bile kalmıyordu. Ve sıkı durun; takvimler 27 Kasım’ı gösterdiğinde, De Moivre gerçekten de yatağından bir daha uyanamadı.
İşte asırlardır bilim insanlarının ve filozofların içinden çıkamadığı, aklın sınırlarını zorlayan o devasa kırılma noktası tam burada başlıyor sevgili okuyucu. Şimdi seninle baş başa verelim ve bu adamın gizemini biraz deşelim. Sence De Moivre o sabah neyin kurbanı oldu? Önümüzde ardına kadar açılan iki ürkütücü kapı var:
İlk kapıdan içeri bakalım: Evrenin tek mutlak dili matematik midir?
Galileo’nun o meşhur sözünü hatırla: "Evren, matematik dilinde yazılmıştır." Bu görüşe inanan deterministler der ki; senin hücrelerinin yaşlanmasından kalbinin son kez sıkışacağı o ana kadar her şey ama her şey kusursuz işleyen bir saat gibidir. Tesadüfe yer yoktur. De Moivre bir falcı veya büyücü değildi; o sadece doğanın insanın içine yerleştirdiği o gizli, biyolojik saatin şifresini doğru okuyan bir kâşifti. Eğer bu dünyada tek bir sarsılmaz gerçek varsa o da sayılardır ve ölüm bile o soğuk denklemin bir sonucudur. Ne diyorsun, doğa onun formülüne boyun mu eğdi dersin?
Şimdi gel, madalyonun diğer yüzünü çevirelim ve o karanlık, psikolojik kapıyı aralayalım: Zihnin kurduğu o muazzam tuzak.
İşin bu kısmı beni daha çok ürkütüyor. De Moivre o yıllarda ağır bir yoksulluk ve derin bir depresyon içindeydi. Zihni yıpranmıştı. Peki ya o nihai tarihi hesapladığı an, kendi beynini o güne mühürlediyse? Psikolojide "kendini gerçekleştiren kehanet" diye muazzam bir güç vardır, bilirsin. İnsan beyni, inandığı sona doğru tüm bedeni sürükleyebilir. Belki de 27 Kasım sabahı biyolojik olarak ölmeyecekti ama zihni o kadar güçlü bir teslimiyetle "Vaktin doldu, artık uyanamazın" dedi ki, kalbi bu emre itaat etti. Yani o, öleceği günü bulmadı; o güne aşırı odaklanarak kendi ölümünü bizzat kendi elleriyle inşa etti.
Görüyor musun sarmalı? Bir tarafta sayıların amansız mutlaklığı, diğer tarafta insan zihninin biyolojiyi dize getiren o korkunç inanç gücü.
Şimdi burada topu tamamen sana bırakıyorum sevgili okuyucu. Sen hangi taraftasın? De Moivre o son sabah matematiğin kusursuz zaferine mi gözlerini yumdu, yoksa kendi zihninin kurduğu 24 saatlik o felsefi tuzağa mı düştü? Evren mi matematiksel bir hapishanedir, yoksa zihnimiz mi en büyük kâhin?
Yorumlarda buluşalım, bu konuyu iyice bir tartışalım derim.
Esen kalın, sağlıcakla kalın. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle...
Yazar: Amine Demir
aminedemir@bilgigazetesi.org