Son Dakika

Altın Plak: İnsanlığın Kozmik Sırları

Altın Plak: İnsanlığın Kozmik Sırları

1977 yılının Eylül ayında, iki küçük uzay aracı fırlatıldı:Voyager 1 ve Voyager 2.
Resmî görevleri, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ü gözlemlemekti.
Ama üzerlerinde, insanlığın en cesur mektubu vardı:Altın Plak. Evrene yollanmış bir “merhaba”.

56666-i68e94aa865b58.jpgNASA bu plağı, “yabancı bir zekâyla olası bir temas” için hazırladı.

Yani, biri bulursa kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, ne hissettiğimizi bilsin diye.

Altın Plak, 24 ayar altın kaplama bir bakır diskten yapıldı. Üzerinde analog biçimde kodlanmış görüntüler, sesler ve müzikler bulunuyor; yanında da nasıl çözüleceğini anlatan şemalar yer alıyordu. Evrensel bir anahtar olarak matematik seçildi: hidrojen atomunun geçiş frekansı, zaman ve uzunluk birimleri için temel referans oldu. Bir başka deyişle, anlaşılmayı şansa bırakmayan bir dil kuruldu.

Altın Plak, insanlığın bir özetiydi:diller, kültürler, müzikler, doğanın sesleri, insanın nefesi.

Selamlar bölümü:
55 dilde “Merhaba”.
Sümerceden Urducaya, Türkçeden Çinceye kadar…

Birleşmiş Milletler selamı:
Dönemin BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim, evrene şu sözlerle sesleniyordu:“Bizler, evrenin küçük bir köşesinde yaşayan, barış içinde bir arada olmayı arzulayan varlıklarız.”

Müzikler:
Plakta 27 eser vardı.
Bach’tan Beethoven’a, Mozart’tan Stravinsky’ye...
Aynı zamanda Afrika kabile müzikleri, Japon shakuhachi ezgileri, Peru pan flütleri, Gürcü halk şarkıları.
Yani hem Doğu hem Batı, hem akıl hem duygu…
Bir uygarlığın çeşitliliğini taşıyan sesler.

Doğanın sesi:
Dalgalar, gök gürültüsü, kuş cıvıltıları, rüzgarın uğultusu, bir annenin kalp atışı hatta insanın nefes sesi.
Kısacası: Dünya’nın kendi senfonisi.

Altın Plak ekibinde genç bir kadın vardı: Ann Druyan.
Ses kayıtlarını, müzikleri ve içerikleri o seçti.
Tam tamamlandığını düşündüğünde bir şeyin eksik kaldığını fark etti ve dedi ki:

“İnsanı kelimelerle değil, kalbiyle anlatmak gerek.”

Böylece kendi kalp atışlarını ve beyin dalgalarını kaydettirdi.
Ama o sırada kalbi sadece ritimle değil, aşkla da çarpıyordu.
Çünkü o günlerde, proje lideri Carl Sagan’a aşık olmuştu.
Henüz ona söylememişti bile.
Yani o kayıtlar beraberinde, aşkın henüz itiraf edilmemiş en saf halini de taşıyordu.

Bu projenin görünen amacı, evrende yalnız değilsek birileriyle temas kurmaktı. Fakat aynı zamanda bir başka gerçeği de açığa çıkarmış oldu. İnsan, tarihinin karanlık sayfalarına rağmen, evrene el uzatırken barışı, merhameti, sevgiyi öne çıkaran bir dil seçmişti. İnsanoğlu özünde kavga istemiyordu. Onun tercihi hep sevgiydi ama kaderi maalesef savaşlar olmuştu. Belki de bunu başka bir medeniyetle kuracağı kardeşlikte yaşayacaktı. Bu yüzden evrenin büyük sessizliğine şu cümleleri gönderdi:“Yalnız kalmak istemiyoruz, bir başka deyişle yalnız olmadığımızı bilmek istiyoruz ve size barışla, saygıyla ve sevgiyle MERHABA diyoruz.”

Belki o plak hiçbir zaman bulunmayacak.
Ama bir gün birileri onu keşfederse,
insanlık tarihinin en saf kaydını dinleyecekler:
Bir kalbin çarpışı, bir bebeğin ağlaması, bir piyanonun sesi…
ve aşkın tarifi.

Evet o aşk,Voyager’in fırlatılışından dört sene sonra 1981 de muradına erdi. Ann Druyan ve Carl Sagan evlendiler. 1996’da Carl’ın ölümü üzerine mutlulukları çok sürmese de aşklarının imzası olanAnn’in kalp atışları bugün 23 milyar kilometre ötede, yıldızlararası boşlukta yol alıyor.

Belki hiç kimse duymayacak.
Ama o aşk, hâlâ orada atıyor olacak.

Yazar Uğur Kıymaz

ugurkiymaz@bilgigazetesi.org