Aptalın Cüreti, Zekanın Felci
Aptalın Cüreti, Zekanın Felci
Sevgili okuyucum,
Dünyanın en derin, en rahatsız edici paradokslarından birinin tam ortasında yaşıyoruz: Neden sistem, zekanın derinliğini değil de cehaletin hesapsız cüretini ödüllendiriyor? Neden her şeyi en ince ayrıntısına kadar gören, riskleri tartan, fırtınayı önceden sezen zihinler kenarda beklerken, fırtınanın adını bile bilmeyenler servet kulelerinin en tepesine kuruluyor?
Cevap basit ama bir o kadar da acımasız: Zeka, doğası gereği şüphecidir. Bir adım atmadan önce bin ihtimali hesaba katar. "Ya batarsam?", "Ya piyasa çökerse?", "Ya bu fikir yeterince özgün değilse?" soruları zeki insanın zihninde devasa birer duvara dönüşür. O, kurduğu zihinsel denklemlerin ve olasılıkların arasında boğulurken analiz felcine uğrar. Her şeyi öngörebilmek, hareket kabiliyetini elinden alır.
Oysa finansal çarklar kusursuz bir akıl ya da entelektüel derinlik aramaz; sadece hız ve kör bir gözü karalık ister. Masada kaybetme ihtimalini hesaplayamayan biri, sırf fırtınanın farkında olmadığı için o denize bodoslama atlar. Yüzmeyi bilip bilmediğini bile düşünmez, sadece kulaç atar. Satacağı ürünün kalitesini, fikrin derinliğini ya da etiğini sorgulamayan bir tüccarın, her ayrıntıyı kusursuzlaştırmaya çalışan bir vizyonerden çok daha hızlı servet yapması işte bu yüzdendir. Biri "daha iyisi nasıl olur" diye laboratuvarda ömrünü tüketirken, diğeri ham ve eksik olanı pazar tezgahına koyup paraya çevirmiştir bile.
İşte tam bu noktada asıl trajedi başlar. Zeki insan için para hiçbir zaman nihai bir zafer değildir; onun için anlam arayışı, zihinsel tatmin ve fikirlerin saflığı paranın vaat ettiği konfordan her zaman daha ağır basar. Fakat eylemi aklın önüne koyanlar için servet, varoluşun tek kanıtıdır. Biri ihtimallerin hesabını yapıp kendi zihninin hapishanesinde yaşarken, diğeri o ihtimallerin sahibi olup dünyayı yönetir.
Peki, çözüm zihni tamamen susturmakta mı? Elbette hayır. Ancak bazen az düşünmek, zihnin üzerindeki o ağır baskıyı hafifleten en büyük özgürlüktür. Her ihtimali hesaplamaya çalışıp zihnimizi yakmak ve günün sonunda hiçbir şey yapamamak akıllıca bir duruş değil, yalnızca garantili bir yenilgidir. Hayat, ne kör bir cehaletin kontrolsüz cesaretini ne de aşırı zekanın getirdiği eylemsizliği tek başına ödüllendirir. Asıl ustalık, analizin derinliği ile risk almanın hafifliği arasındaki o hassas dengeyi kurabilmektedir. Bazen sadece adımı atmak, yolun kalanını yolda öğrenmeyi kabul etmek gerekir.
Dünya, düşünenlerin inşa ettiği teorilerin üzerinde, düşünmeden hareket edenlerin kurduğu krallıklarla dolu. Zeka bir lütuf gibi görünse de cesaretle dengelenmediğinde sahibini yakan bir meşaleden fazlası olamıyor.
Esen kalın, sağlıcakla kalın. Bir sonraki köşe yazısında görüşmek dileğiyle.
Amine Demir
aminedemir@bilgigazetesi.org