Atatürk’ün Bilinmeyen Kitap Tutkusu: Bir Liderin Zihninin Kütüphanesi
Atatürk’ün Bilinmeyen Kitap Tutkusu: Bir Liderin Zihninin Kütüphanesi
Atatürk denince çoğumuzun zihninde askerî deha, devlet adamı, inkılapçı bir lider canlanır. Ancak onun kişiliğinin belki de en az bilinen, fakat en derin yönlerinden biri kitaplara duyduğu tutkudur.
Bugün elimizdeki belgeler ve hatıralar gösteriyor ki Mustafa Kemal Atatürk hayatı boyunca 3.500’den fazla kitabı okumuş, altını çizmiş, kenarına notlar düşmüş, bazılarını çevirtmiş ve tartışmıştır. Onun zihnini besleyen, devrimlerine yön veren düşünce kaynakları yalnızca cephede kazandığı deneyimler değil; aynı zamanda kitap sayfalarıydı.
Dolmabahçe Sarayı’ndaki kütüphanesinde hâlâ onun el yazısıyla işaretlenmiş satırlarla dolu kitaplar bulunur. Atatürk, özellikle tarih, felsefe, sosyoloji ve bilim eserlerine ayrı bir ilgi göstermiştir. Bir kitabın yalnızca okuru değil; eleştirel bir sorgulayıcısıydı.
Atatürk’ün altını çizdiği satırlarla dolu kütüphanesinden bize ulaşan ipuçları, onun nasıl düşündüğünü ve sorguladığını gösteriyor. İşte size birkaç örnek:
- Montesquieu – Kanunların Ruhu: “Kanun koyucu, halkın ihtiyaçlarını bilmek zorundadır” cümlesinin altı çizilmiş; kenarına “İhtiyaç bilinmeden yapılan inkılap, ölü doğar” notu eklenmiş.
- Voltaire – Felsefi Mektuplar: “Bilgi, özgürlüğün temeli” cümlesi altı çizili; yanına “Özgürlük okumakla başlar” notu düşülmüş.
- Jean-Jacques Rousseau – Toplum Sözleşmesi: “Birey, toplum için kendi iradesini bağışlamalıdır” cümlesi işaretlenmiş; kenarında kısa bir yorum: “Bireyin hakları kaybolursa, cumhuriyet ruhu ölür.”
- Victor Hugo – Sefiller: Sosyal adaletle ilgili pasajların altı çizilmiş; not: “Toplumun acılarını görmeden reform yapmak boş çabadır.”
- Sun Tzu – Savaş Sanatı: “Düşmanını tanı, kendini tanı, zaferin garantilenir” cümlesinin altı çizilmiş; kenara yazılmış: “Savaş sadece cephede değil, fikirde kazanılır.”
Atatürk yalnızca Türkçe kaynaklarla yetinmezdi. Fransızca ve Almanca başta olmak üzere yabancı dillerdeki eserleri de okur, bazen yakınındakilerden çeviri yapmalarını isterdi. Çevirmenlerle satır satır tartıştığı, bazı kavramların Türkçeye nasıl daha iyi kazandırılabileceği üzerine düşündüğü bilinirdi. Nutuk’u kaleme alırken de bu alışkanlığını sürdürmüş, kaynak eserlerden notlar çıkarmıştı. Onun için kitaplar yalnızca bilgi değil; bir milletin geleceğini şekillendirecek fikirlerin mayasıydı. Cumhuriyet’in modernleşme adımlarında eğitimden hukuka, kültürden bilime kadar attığı her adımın arka planında bu yoğun okuma serüvenini görmek mümkündür.
Belki de Atatürk’ün bize bıraktığı en değerli miraslardan biri bu: okuma ısrarı. O önce kendi zihnini aydınlatmış, sonra bir ulusun yolunu aydınlatmaya koyulmuştu. Eğer onun sayfalarıyla yol alarakizinden şaşmazsak, belki biz de kendi yolumuzu aydınlatabiliriz? Ne dersiniz?
Yazar Uğur Kıymaz