Son Dakika

ATEŞİ KİM SÖNDÜRÜYOR?

ATEŞİ KİM SÖNDÜRÜYOR?

Yazan: Bike S. Demirkız

Modern Hastanelerde Uzaktan Şifacılar, Kadim Bilgelik ve Bilimin Hâlâ Cevap Aradığı Gizem

“Telefon görüşmesi bittikten birkaç saat sonra genç aşçının ağrısı belirgin biçimde azalmıştı. Uyluğundaki ikinci derece yanık nedeniyle artık morfine ihtiyaç duymuyordu. Onunla konuşan kişi bir cerrah, anestezi uzmanı ya da hemşire değildi. Hastaneden kilometrelerce uzakta bulunan bir ‘ateş kesici’ydi…”

Bu cümle bir romanın ya da mistik bir anlatının başlangıcı değil, İsviçre’nin en saygın sağlık kurumlarından biri olan Cenevre Üniversite Hastaneleri’nde (HUG) yıllardır anlatılan ve hastane çevrelerinde kayda alınmış örneklerden biridir. Aynı belgede önemli bir uyarı da yer alır: Bu tür gözlemler, yöntemin bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez ve hiçbir koşulda standart tıbbi tedavinin yerine geçemez.

İşte tam da bu nedenle konu ilgi çekicidir.

Bugün dünyanın en gelişmiş sağlık sistemlerinden biri olarak kabul edilen İsviçre’de bazı doktorlar ve hemşireler, hastanın onayı doğrultusunda yanık vakalarında “Coupeurs de Feu” yani “Ateş Kesiciler” olarak bilinen kişilere başvurabilmektedir. Hastane kayıtlarında bu kişilerin telefon numaralarının bulunduğu, gerektiğinde hastayla ilgili temel bilgilerin kendilerine aktarıldığı belirtilmektedir. Uygulama resmî tedavinin bir parçası değildir; ancak tamamen dışlanmış da değildir. Bu durum modern tıbbın tam merkezinde ilginç bir soruyu gündeme getiriyor:

Bilim, henüz açıklayamadığı olgularla nasıl başa çıkıyor?

Bu soru yalnızca İsviçre’yi ilgilendirmiyor. Aslında insanlık tarihi boyunca hemen her kültürde benzer kişilerle karşılaşıyoruz. Anadolu’da “ocaklılar”, Fransa’da “Coupeurs de Feu”, İngiltere’de “Cunning Folk”, Rusya’da halk şifacıları, Sibirya’da şamanlar, Afrika’da kabile hekimleri…

İsimleri farklı olsa da ortak iddiaları benzerdir: Dua, söz, niyet, dokunuş ya da uzaktan yöneltilen bir iradeyle acının hafifletilebileceğine inanırlar.

Modern insan bu anlatıları çoğu zaman batıl inanç olarak görmeye eğilimlidir. Ancak ilginç olan, bu geleneklerin yalnızca kırsal bölgelerde değil, yüksek teknolojiyle donatılmış hastanelerin gölgesinde de yaşamaya devam etmesidir.

 

Hastanelerin Sessiz Sırrı

Cenevre Üniversite Hastaneleri’nde görev yapan bazı sağlık çalışanları, yıllardır hastaların talebi üzerine ateş kesicilerle iletişime geçtiklerini ifade etmektedir. Özellikle yanık servislerinde çalışan bazı hekimler, uygulamanın bazı hastalarda ağrı algısını azalttığını gözlemlediklerini belirtirken, bunun nasıl gerçekleştiğini açıklayamadıklarını da dürüstçe kabul etmektedirler. Aynı kurumdaki başka hekimler ise bu etkinin yalnızca plasebo olabileceğini savunmaktadır.

Burada dikkat çekici olan nokta şudur: Tartışma, “Bu kişiler gerçekten olağanüstü güçlere sahip mi?” sorusundan çok, “Hastanın yararına olan ama mekanizmasını bilmediğimiz bir uygulamaya nasıl yaklaşmalıyız?” sorusu etrafında dönmektedir.

Modern tıbbın temel ilkesi, kanıta dayalı uygulamadır. Bir tedavinin kabul görebilmesi için kontrollü çalışmalarla etkinliğinin gösterilmesi gerekir. Ateş kesiciler konusunda ise bu düzeyde bir kanıt henüz bulunmamaktadır. Buna rağmen bazı hekimler kapıyı tamamen kapatmıyor.

Çünkü tıp tarihi, önce gözlemlenen, sonra açıklanabilen olgularla doludur.

 

Bilimin Değişen Ufku

1847 yılında Macar hekim Ignaz Semmelweis, doktorların doğum yaptırmadan önce ellerini yıkamaları gerektiğini söylediğinde meslektaşları onunla alay etmişti. Çünkü henüz bakteriler keşfedilmemişti.

Yıllar sonra Louis Pasteur mikrop kuramını geliştirdiğinde Semmelweis’in haklı olduğu anlaşıldı.

Hipnoz da benzer bir kader yaşadı. On dokuzuncu yüzyılda büyücülükle ilişkilendirilen hipnoz, bugün ameliyat öncesi kaygının azaltılmasında, kronik ağrının yönetiminde ve bazı psikiyatrik tedavilerde kullanılan yöntemlerden biri hâline gelmiştir.

Dolayısıyla bilim tarihinde şu ilke önemlidir:

Açıklanamayan bir olgu, otomatik olarak doğaüstü değildir. Ama aynı şekilde henüz açıklanamıyor olması, onun hiç var olmadığı anlamına da gelmez.

Bu ayrım, ateş kesiciler tartışmasının merkezinde yer alır.

 

Zihin Bedeni Etkileyebilir mi?

Son kırk yılda gelişen psikonöroimmünoloji alanı, psikolojik süreçlerle bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır.

Bugün yoğun stresin yara iyileşmesini geciktirebildiği, kronik kaygının bağışıklık sistemini baskılayabildiği ve olumlu beklentinin ağrı algısını değiştirebildiği çok sayıda araştırmayla gösterilmiştir.

Beyin yalnızca düşünce üretmez.

Aynı zamanda hormon salgılar.

Sinir sistemiyle bağışıklık sistemi arasında sürekli bir iletişim vardır.

Bir kişi kendini güvende hissettiğinde kortizol düzeyi düşebilir; endorfin ve dopamin gibi nörokimyasalların salınımı artabilir. Bunlar da ağrı algısını etkileyebilir.

İşte bu nedenle bazı bilim insanları ateş kesiciler olgusunu açıklarken “enerji aktarımı” yerine “beklenti etkisi”, “telkin”, “psikolojik rahatlama” ve “plasebo yanıtı” gibi mekanizmaları öne çıkarmaktadır.

Ancak burada da önemli bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekir.

Plasebo, “hayalî iyileşme” demek değildir. Tam tersine, beynin gerçek biyolojik değişiklikler oluşturabilme kapasitesini ifade eder.

Bugün fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme çalışmaları, beklenti oluştuğunda beynin ağrı merkezlerinin gerçekten farklı çalıştığını göstermektedir.

Belki de ateş kesicilerin sırrı burada yatmaktadır.

Bilim henüz kesin cevabı bilmiyor.

 

Anadolu’nun Sessiz Mirası: Ocaklılar

İsviçre’deki ateş kesiciler, Anadolu insanına aslında hiç yabancı değildir.

Anadolu’nun birçok köyünde yüzyıllardır “ocak” geleneği yaşatılmaktadır.

Yanık ocağı…

Yılancık ocağı…

Siğil ocağı…

Nazara karşı dua edenler…

Bu kişiler çoğu zaman herhangi bir ücret talep etmezler. Bilgilerini ise aile içinde, belirli bir ritüelle sonraki kuşağa aktardıklarına inanılır.

Antropologlar bu uygulamaları yalnızca dinî gelenekler içinde değerlendirmez. Onlara göre ocak kültürü, Orta Asya şamanizmi, İslam tasavvufu ve Anadolu halk inançlarının yüzyıllar içinde birbirine karışmasıyla oluşmuş zengin bir kültürel mirastır.

Şaşırtıcı olan ise Avrupa’daki ateş kesicilerle Anadolu ocakları arasında görülen benzerliktir.

İki gelenek birbirinden bağımsız gelişmiş görünmektedir.

Ama her ikisi de aynı temel varsayıma dayanır:

İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir.

 

Aynı İnanç, Farklı Coğrafyalar

Anadolu’daki ocak geleneği ile Avrupa’nın “Coupeurs de Feu” uygulaması arasındaki benzerlik, insanlık tarihinin ortak hafızasına işaret ediyor olabilir. Binlerce kilometre uzaklıkta gelişmiş bu iki gelenek, birbirinden habersiz toplumlarda aynı düşünceyi yaşatmıştır: Acıyı hafifletmek yalnızca fiziksel müdahaleyle değil, sözün, niyetin ve insan ilişkilerinin gücüyle de mümkün olabilir.

Benzer anlayışlara Orta Asya şamanlarında da rastlanır. Şaman, yalnızca hastalığı değil, hastanın ruh hâlini de iyileştirmeye çalışır. Ritüellerin amacı çoğu zaman görünmeyen güçlerle iletişim kurmak olarak açıklansa da modern antropologlar bunların aynı zamanda güçlü psikolojik ve toplumsal etkiler oluşturduğunu belirtmektedir. Ritüeller, hastaya yalnız olmadığını hissettirir; umut, güven ve aidiyet duygusunu güçlendirir.

Batı ezoterizminde ise bu yaklaşım Hermetik gelenekte karşımıza çıkar. “Yukarıda nasılsa aşağıda da öyledir” ilkesiyle bilinen Hermetik düşünce, insanı evrenin küçük bir yansıması olarak görür. Buna göre düşünce, yalnızca zihinde kalan soyut bir süreç değil; insanın bedeni ve çevresi üzerinde etkileri olabilecek bir güçtür. Günümüzde bu görüşün metafizik yönü bilim tarafından doğrulanmış değildir. Ancak zihinsel süreçlerin beden üzerindeki etkisi artık nörobilim ve psikoloji tarafından ciddi biçimde araştırılmaktadır.

 

Reiki ve Modern Enerji Şifacılığı

Yirminci yüzyılda Japonya’da geliştirilen Reiki sistemi de benzer tartışmaların merkezinde yer alır. Uygulayıcılar, evrensel yaşam enerjisinin eller aracılığıyla aktarıldığını savunur. Buna karşılık bugüne kadar yapılan yüksek kaliteli klinik araştırmalar, Reiki’nin biyolojik bir enerji aktarımı gerçekleştirdiğini kesin olarak ortaya koyamamıştır.

Bununla birlikte bazı çalışmalarda, Reiki seanslarının ardından hastaların kaygılarında azalma, gevşeme hissinde artış ve ağrı algısında iyileşme bildirdikleri görülmüştür. Bu sonuçlar, yöntemin enerji aktarımıyla mı, telkin ve rahatlama etkisiyle mi çalıştığı sorusunu açık bırakmaktadır.

Modern tıp da tam bu noktada temkinli davranır. Hastaya zarar vermeyen ve standart tedaviyi geciktirmeyen tamamlayıcı uygulamalar araştırılabilir; ancak bunlar hiçbir zaman kanıta dayalı tedavilerin yerine geçemez.

 

Bilim Ne Diyor?

Bugünkü bilimsel veriler, stresin azalmasının ağrı algısını ve iyileşme sürecini etkileyebileceğini göstermektedir. Buna karşılık uzaktan enerji aktarımı veya doğaüstü şifa mekanizmaları konusunda güvenilir bilimsel kanıt henüz bulunmamaktadır.

 

Edgar Cayce: Bilinçaltının Sınırlarında

Amerikalı mistik Edgar Cayce, yirminci yüzyılın en çok tartışılan isimlerinden biridir. Trans hâline geçerek hastalıklar hakkında teşhis koyduğu ve önerilerde bulunduğu iddia edilen Cayce, binlerce “okuma” bırakmıştır.

Bazı takipçileri onun olağanüstü doğrulukta bilgiler verdiğini savunurken, eleştirmenler bu kayıtların büyük bölümünün bağımsız bilimsel doğrulamadan geçmediğini hatırlatmaktadır.

Cayce’nin önemi, söylediklerinin doğruluğundan ziyade, insan bilincinin sınırlarına ilişkin tartışmaları yeniden canlandırmış olmasıdır. Günümüzde bilinç araştırmaları, nörobilimden yapay zekâya kadar birçok disiplinin ortak çalışma alanı hâline gelmiştir.

 

Soğuk Savaş’ın Gizli Laboratuvarları

İkinci Dünya Savaşı sonrasında yalnızca uzay yarışı başlamadı; insan zihninin sınırlarını araştırmaya yönelik gizli projeler de hız kazandı.

Sovyetler Birliği, telepati, biyoenerji ve psikotronik olarak adlandırılan alanlarda çeşitli araştırmaları destekledi. Bu çalışmaların önemli bir kısmı askerî amaçlarla yürütüldü. Ancak yayımlanan verilerin büyük bölümü bağımsız bilimsel doğrulamadan geçmediği için bugün tarihsel belge niteliği taşımaktadır.

Benzer şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nde Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) desteklediği Stargate Programı kapsamında “uzaktan algılama” (remote viewing) deneyleri gerçekleştirildi. Programın amacı, bazı kişilerin fiziksel olarak bulunmadıkları yerler hakkında doğru bilgiler elde edip edemeyeceğini araştırmaktı.

Yıllar sonra kamuoyuna açıklanan belgeler, böyle bir programın gerçekten yürütüldüğünü doğruladı. Ancak programın genel değerlendirmesi, istihbarat açısından güvenilir ve sürekli sonuçlar üretmediği yönünde oldu. Yani araştırmalar yapılmıştı; fakat beklenen düzeyde kanıt elde edilememişti.

Bu ayrıntı önemlidir.

Çünkü çoğu zaman kamuoyunda “CIA uzaktan görmeyi kanıtladı” şeklinde yanlış bir algı oluşmaktadır. Gerçekte ise belgeler, böyle bir araştırmanın yapıldığını gösterir; yöntemin kesin olarak başarılı olduğunu değil.

 

Bilincin Hâlâ Çözülemeyen Gizemi

İnsan beyni yaklaşık seksen altı milyar nörondan oluşuyor. Buna rağmen bilinç dediğimiz olgunun tam olarak nasıl ortaya çıktığını hâlâ bilmiyoruz.

Düşünceler nasıl oluşuyor?

Sezgilerin biyolojik temeli nedir?

Bazı insanların olağanüstü gibi görünen deneyimleri neden yaşanıyor?

Bu soruların önemli bir kısmı bugün halen cevapsızdır.

Ancak bilim tarihi bize önemli bir ders verir: Cevabı henüz bilinmeyen sorular karşısında aceleyle hüküm vermek yerine araştırmaya devam etmek gerekir.

Aynı ilke, ateş kesiciler için de geçerlidir.

 

Sonuç: Gizem ile Bilim Arasında İnce Bir Çizgi

İsviçre’deki ateş kesiciler, Anadolu’nun ocaklıları, şamanlar, Reiki uygulayıcıları ya da diğer geleneksel şifacılar…

Hepsi aynı soruyu farklı dillerde soruyor:

İnsan bedeni yalnızca biyolojik bir makine midir?

Modern tıp bu soruya büyük ölçüde biyoloji üzerinden cevap verir ve bu yaklaşım sayısız hayat kurtarmıştır. Ancak aynı tıp, insan psikolojisinin iyileşme üzerindeki etkisini de artık göz ardı etmemektedir.

Bugün elimizdeki veriler şunu söylememize izin veriyor:

İnanç, güven, umut ve telkin; ağrı algısını, stres düzeyini ve dolaylı olarak iyileşme sürecini etkileyebilir.

Buna karşılık uzaktan şifa, enerji aktarımı veya paranormal güçlerin varlığı konusunda bilimsel uzlaşı oluşmuş değildir.

Belki gelecekte bazı mekanizmalar açıklanacaktır.

Belki de bugün anlatılan hikâyelerin büyük bölümü psikolojinin doğal sonuçları olarak anlaşılacaktır.

Fakat hangi sonuca varılırsa varılsın, Cenevre Hastanesi’nin sessiz koridorlarında yıllardır dolaşan o soru önemini korumaya devam ediyor:

Bazen tedavi yalnızca tıbbi yöntemler midir, yoksa insanın umut edebilme gücü de iyileşmenin görünmeyen ortaklarından biri midir?

Bu sorunun kesin cevabını bugün kimse bilmiyor.

Ama bilim, doğru soruları sormaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Belki de gerçek ilerleme tam burada başlıyor.

 

 

Kaynakça

* Benson, H. The Relaxation Response. HarperCollins.

* Dayer, J.-M., Forster, A., Bourgeois, P. ve diğer uzman görüşleri; Cenevre Üniversite Hastaneleri üzerine Fransızca röportajlar.

* Pert, C. Molecules of Emotion. Scribner.

* Robson, D. The Expectation Effect. Henry Holt.

* National Center for Complementary and Integrative Health. Reiki ve tamamlayıcı tıp değerlendirmeleri.

* American Psychological Association. Hipnoz ve psikolojik süreçler üzerine yayınlar.

* Central Intelligence Agency. Stargate Programı kapsamında kamuoyuna açıklanan belgeler.

* World Health Organization. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp üzerine raporlar.

* Edgar Cayce üzerine tarihsel ve biyografik çalışmalar

* Psikonöroimmünoloji alanındaki güncel derleme çalışmaları ve hakemli tıp literatürü.