Aynı Devletin İçinde İki Ayrı Türkiye
Aynı Devletin İçinde İki Ayrı Türkiye
Bir ülkede adalet, en çok maaş bordrolarında kendini ele verir. Hele ki o bordrolardan biri Meclis’ten, diğeri ise yıllarca çalışıp emekli olmuş bir vatandaşın cebinden çıkıyorsa…
Bir yanda, her yıl “iyileştirme” adı altında artan milletvekili maaşları ve emekli vekil aylıkları; diğer yanda, pazara filesiz gitmeyi alışkanlık hâline getiren emekliler. Aynı devletin bütçesinden beslenen iki farklı hayat! Biri geçim derdi nedir bilmezken, diğeri ay sonunu değil, hafta sonunu bile hesaplayarak yaşıyor.
Milletvekili emeklisi, tek dönem Meclis’te bulunmanın ardından ömür boyu “ayrıcalıklı emekli” statüsüne kavuşuyor. Gerçek emekli ise 25–30 yıl çalışıyor, prim ödüyor; bel fıtığıyla, tansiyonla, diz ağrısıyla emekli oluyor ama sonunda aldığı maaş, bir milletvekilinin danışman masrafına denk bile gelmiyor.
Burada mesele sadece para değil; mesele vicdan.
Bir ülkede emekli, torununa harçlık veremediği için başını öne eğiyorsa ama onu temsil eden milletvekili “maaş yetmiyor” diyebiliyorsa, o ülkede sorun ekonomide değil, adalet terazisindedir.
Soruyorum: Bu kadar “kutsal” görülen milletvekilliği neden bu kadar konforlu bir emeklilikle ödüllendiriliyor? Bu ülkeyi asıl ayakta tutan işçiler, öğretmenler, memurlar ve çiftçiler neden yaşlılıklarında hayatta kalma mücadelesi veriyor? Meclis’te el kaldırıp indirmekle geçen yıllar mı daha kıymetli, yoksa fabrikada, okulda, tarlada geçen bir ömür mü?
Emekli et kuyruğunda beklerken, milletvekili emeklisi “maaşım eridi” diyorsa orada devlet küçülür, adaletsizlik büyür. Unutulmasın ki; bir ülke, emeklisine nasıl davrandığıyla hatırlanır.
Bence vekil sayısı 100 kişi düşürülmeli. Biz "parti vekili" değil, "milletin vekilini" istiyoruz. Sahi, milletin vekilleri gerçekten ne iş yapıyor? Emekli sadece insanca yaşamak istiyor.
Ve bugün, bu tablo ne yazık ki utanç verici.
Yazar: Hayrettin Bulut