Bir Çocuğa Sevgi Vermemek, Hayata Eksik Bir İnsan Bırakmaktır
Bir Çocuğa Sevgi Vermemek, Hayata Eksik Bir İnsan Bırakmaktır
Bir çocuğa sevgi vermemek çoğu zaman fark edilmez; çünkü sevgi eksikliği gürültü çıkarmaz. Kapılar çarpılmaz, sesler yükselmez, komşular duymaz. Her şey olması gerektiği gibi görünür. Çocuk okula gider, yemeğini yer, odasında sessizce durur. Ama tam da bu sessizlikte bir şey eksilir. Sevgi verilmediğinde çocuk hemen kırılmaz, hemen dağılmaz; çocuk uyum sağlar. Ve işte asıl tehlike burada başlar. Çünkü çocuk, hayatta kalmak için kendinden vazgeçmeyi öğrenir.
Anne babalara şunu sakince ama ısrarla söylemek gerekir: Bir çocuğun sizden beklediği şey kusursuzluk değildir. Doğru cümleyi her zaman kurmanız, her soruna çözüm üretmeniz de değildir. Çocuk, en çok görülmek ister. Anlatırken dinlenmek, üzülürken küçümsenmemek, korkarken alaya alınmamak ister. Ama biz çoğu zaman çocuğun duygularıyla değil, davranışlarıyla ilgileniriz. Sessizse “uslu”, söz dinliyorsa “iyi”, sorun çıkarmıyorsa “örnek” deriz. Oysa çocuk belki de tam o anda şunu öğreniyordur: "Duygularımı gösterirsem sevilmem."
Bir çocuk ağladığında ona sürekli “abartıyorsun” derseniz, büyüdüğünde kendi acısına bile inanmaz. Korktuğunda “çok ayıp” derseniz, kendine güvenmeyi öğrenemez. Sevgi istediğinde “sonra” derseniz, bir süre sonra istemekten vazgeçer. Bu vazgeçiş bir anda olmaz; yavaş yavaş olur. Önce beklenti düşer, sonra umut, en son da ihtiyaç inkâr edilir. Ve çocuk, “Ben zaten bir şey istemem” diyen bir yetişkine dönüşür.
Bakın, sevgi görmeyen çocuklar çoğu zaman problemli görünmez. Tam tersine, çok uyumludurlar. Kimseyi yormazlar, kimseyi zorlamazlar. Ama bu uyum sağlıklı değildir; bu uyum bir tür yalnızlıktır. Çünkü o çocuk şunu çok erken öğrenmiştir: Sevilmek için küçülmek gerekir. Sesini kısmak, duygularını bastırmak, beklentilerini ertelemek gerekir. Bu bilgi, çocuğun zihnine kazınır ve yıllarca silinmez.
Toplum olarak sonra bu çocuklardan güçlü bireyler olmalarını bekleriz. Kendini bilen, sınır koyan, hakkını savunan insanlar… Ama onlara çocukken sınırlarının kutsal olduğunu öğretmedik. Onlara “canın acıyorsa bu önemlidir” demedik. “Üzüntün geçerli” demedik. Aksine, sabretmeyi kutsadık, katlanmayı yücelttik, susmayı erdem yaptık. Sonra da neden bu kadar kırgın, bu kadar öfkeli, bu kadar yalnız bir toplum olduğumuzu sorguladık.
Biraz durup şunu kendimize sormamız gerekiyor: Kaç yetişkin hâlâ bir şey isterken suçluluk duyuyor? Kaç kişi sevilmek için kendini parçalıyor? Kaç kişi en temel ihtiyaçlarını bile “fazlalık” gibi hissediyor? Bunlar tesadüf değil. Bunlar çocukken yeterince sevilmeyen insanların ortak hikâyesi.
Anne babalara bir nasihat daha: Sevgi, zamanla verilen bir şey değildir. İşiniz bittiğinde, yorgunluğunuz geçtiğinde, şartlar düzeldiğinde verilecek bir şey hiç değildir. Sevgi, çocuğun şu anına aittir. Bugün. Şimdi. Çünkü çocuk bekler ama sonsuza kadar değil. Ve sevgi, geç kalındığında telafisi en zor şeylerden biridir.
Toplum olarak da kendimize dürüst olmamız lazım. Biz sevgiyi hâlâ zayıflık sanıyoruz. "Şımartır" diyoruz, "gevşetir" diyoruz, "kontrolü bozar" diyoruz. Oysa sevgi olmayan yerde kontrol vardır, korku vardır, baskı vardır. Sevgiyle büyüyen çocuk şımarmaz; güvende olur. Güvende olan çocuk da hayata daha sağlam basar.
Bu yazıyı okuyan ve “Ben de sevgi görmeden büyüdüm” diyenler için de konuşmak istiyorum. Çünkü bu hikâyenin en ağır yükünü çoğu zaman onlar taşır. Şunu bil: Sana sevgi verilmemiş olması, senin sevgiyi hak etmediğin anlamına gelmez. Bu, senden kaynaklanan bir eksiklik değildir. Bu, sana verilmesi gereken bir şeyin verilmemesidir. Ve bunu ayırt etmek insanın hayatını değiştirir. Belki bugün hâlâ kendine çok sert davranıyorsun. Hata yaptığında affetmiyor, yorulduğunda durmuyorsun. Çünkü sana kimse yumuşak davranmadı. Ama artık bir seçeneğin var. İçindeki çocuğa sen şefkat gösterebilirsin. Onunla konuşma tonunu değiştirebilirsin. Kendine söylediğin cümleleri biraz daha insaflı hâle getirebilirsin. Çünkü sevgi, geç öğrenilse bile öğrenilebilir.
Bir çocuğa sevgi vermemek genelde büyük bir kötülük gibi anlatılmaz ama sonuçları ömürlüktür. Sevgi eksikliği; ilişkilerde, iş hayatında, toplumda, hatta adalet duygusunda bile kendini gösterir. Sevilmeyen insan ya herkesi memnun etmeye çalışır ya da kimseye güvenmez. İki hâl de yorucudur. İki hâl de insanı kendinden uzaklaştırır.
O yüzden bu mesele sadece ailelerin meselesi değildir. Bu mesele, nasıl bir toplum olmak istediğimizle ilgilidir. Daha az kırılmış, daha az öfkeli, daha az yalnız bir toplum istiyorsak işe çocuklardan başlamak zorundayız. Onları susturarak değil, dinleyerek. Bastırarak değil, anlayarak. Şart koşarak değil, koşulsuzca severek.
Bir çocuğa sevgi vermek dünyayı bir anda değiştirmez belki ama bir insanın dünyasını değiştirir. Ve bazen bir insanın dünyası, bütün bir gelecektir.
Yazar Evin Kalçık