Son Dakika

Bir Cumhuriyet Kızı: Hayriye

Bir Cumhuriyet Kızı: Hayriye

1950’li yıllar…

Erzin…

Cumhuriyet’in ilanından otuz sene sonra.

O yıllar henüz ‘bucak’ olan, Hatay’a bağlı Erzin’de büyük bir ailenin küçük bir kızı Hayriye…

On beş kardeşler.

Babaları Mehmet Efendi, okumak isteyen tüm çocuklarını Erzin’in tek okulu olan ilkokula gönderiyor.

Hayriye de ilkokul son sınıfta. Çalışkan, başarılı, her gün ördüğü upuzun siyah saçları olan melek yüzlü bir öğrenci. Öğretmenleri onu çok seviyor ve okumaya devam etmesini istiyor ama maalesef Erzin de ortaokul yok. Şehre gidip ortaokul okumak ise o yıllarda ne mümkün?

Hayriye ilk okulu bitiriyor ve çaresiz, çiftçi ailesinin bahçe işlerine yardım etmek zorunda kalıyor, okula devam edemiyor. İçindeki okuma aşkını ise bir başka yaşama bırakıyor.

Erzin, sokakları mandalina ve portakal kokan, narenciye bahçeleriyle dolu bir kasaba. Eşsiz renklerdeki doğası, tertemiz havası ile görenleri adeta büyülüyor. Hatta öyle ki bir araadı ‘Yeşilkent’ olarak anılıyor. Erzin’in bir diğer özelliği de -havasındanmıdırsuyundan mıdır bilinmez- o tarihlerdeki Anadolu kasabalarındanfarklıolarak, aydın ve ileri görüşlü insanların yaşadığı bir yer. Öyle ki ilkokulun her sene düzenlediği müsamerelere gelmeyi alışkanlık haline getiren kasabalılar, gösteri sonrasında hep bir ağızdan marşlar söyleyip ardından “ortaokul isteriz, ortaokul isteriz” diye ortalığı inletiyorlar. Cumhuriyet aşığı, Atatürkçü, milletini ve bayrağını seven, milli bayramları coşkuyla kutlayıp, okul müsamerelerinde marşlar söyleyen bu halkın ısrarlarına daha fazla dayanamayan dönemin Maarif Vekaleti, sonunda Erzin’e ortaokul açılmasına onay veriyor.

Bu haberi duyduğunda ağlamaklı gözleri sevinçle parlıyor Hayriye’nin. Okumaya devam edebilecek olması onun için bir mucize. Umutlarının artık tamamen tükendiği bir anda gelen bu haberle mutluluğa boğuluyor.

Lakin her mutlulukta olduğu gibi onun ki de fazla sürmüyor. Uzaktan bir akrabalarının onu istemek üzere akşam evlerine geleceklerini öğreniyor annesinden. On üç yaşındaki Hayriye’nin omuzları düşüyor. Yine çaresiz boyun eğiyor, sesini çıkaramıyor, itiraz edemiyor. Akşam oluyor, misafirler geliyor.İzzet, ikram derken konuya geliniyor; “Allah’ın emri, peygamberin kavli” sahnesi… Mehmet Efendi herkesi şaşırtıyor, devrin teamüllerine aykırı bir davranış sergiliyor. “Hayriye’yi çağırın” diyor. Hayriye süklüm püklüm giriyor odaya. “Kızım duydum ki ortaokul açılacakmış, okuyacak mısın?” diyor. Hayriye gözlerinde beliren umut ışığı ile “okuyacağım baba” deyince, Mehmet Efendi kızı vermiyor.

Hayriye’nin ve bundan sonra olacaklardan, ona bağlı binlerce insanın hayatı o an değişiyor. Hayriye ortaokulu bitirdikten sonra, öğretmenlerinin de yönlendirmesi ile öğretmen okulu imtihanlarına giriyor, kazanıyor ve tüm yeme, içme, barınma ihtiyaçlarını devletin karşıladığı Adana öğretmen okulundan 1964’de mezun oluyor.  Hemen sonrasında dailk öğretmenliğine memleketinde, Erzin’de başlıyor. Birkaç sene sonra evleniyor. Kendisi gibi öğretmen olan eşiyle birlikte köy öğretmenlikleri yapıp, 1971’de Adana’da bir ilkokula tayinleri çıkıyor.  Biraz sert ve disiplinli bir öğretmen Hayriye Öğretmen ama öğrencileri onu çok seviyor. Çünkü adının anlamı gibi bir ‘iyilik perisi’ o. Kalbinin güzelliği öğrencilerinde tezahür ediyor. İçlerinden doktorlar, mühendisler hatta milletvekilleri çıkan yüzlercesini yetiştiriyor.

Ülkesine ve milletine hizmet edebilecek insanlar, hatta yeni nesillerin yetişmesine önderlik edecek öğretmenler yetiştiren bu öğretmenler Cumhuriyet’e, Cumhuriyet de onlara çok şey borçlu.

Eğer Cumhuriyet olmasaydı, Erzin halkı o marşları söyleyemeyecek, o ortaokul açılamayacak, Hayriye okuyup öğretmen olamayacaktı.

Eğer Hayriyeler olmasaydı, o doktorlar, o öğretmenler, o mühendisler olmayacak, devlete millete hizmet edilemeyecekti.

İyi ki varsın Cumhuriyet. İyi ki Mustafa Kemal ve arkadaşları yaşamış bu ülkede. Her ne kadar o güzel insanlar, o güzel atlara binip gitseler de bizdeki yerleri asla unutulmayacak. Onları hep saygı ile yad edeceğiz.

Nice bayramlara.

Hayriye öğretmen artık seksen yaşında emekli bir öğretmen. Her bayram, yılbaşı, öğretmenler gününde telefonu hiç susmaz. Hatta ara sıra torunları ile birlikte evine ziyarete gelen öğrencileri bile var. Öğrencileri onu hiç unutmadı, o da öğrencilerini.  

Peki ben bunları nereden mi biliyorum? Çünkü o benim annem: Hayriye KIYMAZ

Ve ben annemi çok seviyorum.

Yazar Uğur Kıymaz

ugurkiymaz@bilgigazetesi.org