Bize Ne Oluyor?
Bize Ne Oluyor?
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verilerine göre 2008'de 80, 2009'da 109, 2010'da 180, 2011'de 121, 2012'de 210, 2013'te 237, 2014'te 294, 2015'te 303, 2016'da 328, 2017'de 409, 2018'de 440, 2019'da 474 olmak üzere 2008-2019 yılları arasında toplam 3.185 kadın öldürülmüştür. Her gün 64 kişi cinsel suçlardan mahkum oluyor. Her beş kadından ikisi şiddet mağduru!
Bize ne oluyor?
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu: 2024'te en az 280 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Her geçen gün, her dakika, hatta her saniye bir kadın şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor. “15 yılda 4 bin 320 cinayet” kadınlara ve çocuklara yönelik bu şiddetin son kurbanlarından biri de Narin kızımız oldu. Bu şoku üstümüzden atamadan İstanbul’da iki yaşındaki çocuğa cinsel istismar yapılarak balkondan atılıp öldürüldüğü haberi geldi. Bu bilgiler sadece kamuoyuna yansıyan veriler. Kadına şiddetin boyutları maalesef çok daha büyük.
Günde 64 mahkümiyet kararı!
Elimdeki en son adli istatistikler mahkemelere yansıyan cinsel saldırı, taciz ve istismar suçlarından mahküm olanların 23 bini geçtiğini gösteriyor.

Mahkümiyet sayısı son dört yılda ikiye katlanmış durumda! Elbette bu rakamlar buzdağının görünen yüzü. Çünkü pek çok cinsel suç mağduru, bırakın mahkemeye gitmeyi olayı en yakınlarından bile saklıyor.

Her beş kadından ikisi cinsel ya da fiziksel şiddet mağduru!
Kadınlara yönelik şiddetin boyutunu anlamak için belki de elimizdeki en güvenilir kaynak Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından tüm yurtta yapılan Kadına yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması. Bu oldukça kapsamlı çalışmaya göre neredeyse her altı kadından biri cinsel tacize maruz kalmış! Fiziksel veya cinsel şiddet mağduru kadınların oranı yüzde 42! Bakanlık verileri kadına yönelik şiddetin bölgelere, yaşa, eğitim ve gelir seviyesine göre farklılıklar arz ettiğini gösteriyor. İç Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu’da yaşayan kadınlar, Batı Marmara bölgesinde yaşayan kadınlara göre iki kat daha fazla şiddete maruz kalıyorlar. Kadına yönelik şiddet, eğitim ve gelir seviyesine göre de farklılık gösteriyor. Eğitimsiz kadınların yarısından çoğu fiziksel şiddet, beşte biri cinsel şiddet kurbanı. Benzer oranlar gelir seviyesi düşük kadınlar için de geçerli. Eğitim ve gelir seviyesinin düşük olması başlıca iki risk faktörü. Ancak ülkenin batısında ve kentlerde yaşayan, eğitim ve gelir seviyesi yüksek kadınlar da erkek şiddetinden kurtulamıyor. Yani Batı Marmara’da yaşayanların, lise ve üstü eğitimli kadınların ve yüksek gelir seviyesine sahip kadınların da dörtte biri ‘’Fiziksel şiddete uğradım‘’ diyor.
Kadınlara yönelik adı konulmamış bir savaş var!
Veriler gayet net. Karşımızda kadına yönelik münferit şiddet vakası yok. Bu sene neredeyse her gün bir kadını kurban verdiğimiz bir savaş var. Adını koyalım. Kadınlara karşı bir savaş bu! Siz bu yazıyı okuduğunuzda muhtemelen yeni bir kurban daha veriyoruz.
Her ölen kadın vicdanımızı harekete geçirince çoğumuz iki yoldan birine başvuruyoruz. Bir kısmımız kurbanları giyim kuşam ya da yaşam tarzlarıyla suçlamakla işin içinden çıkıyor. Tam bir vicdansızlık! Bir diğer kısmımız da her olayı münferit görüp meseleyi birkaç sapıkla açıklamaya bayılıyor. Sanki memleket sapık kaynıyor. Her iki alternatifin de ortak bir tarafı kolektif sorumluluktan kaçmak. Öyle olunca da idam ya da hadım etmek çareymiş gibi sunuluyor.
Ne yapabiliriz?
Tüm veriler kadına yönelik savaşa toplumun tüm kesimlerinden erkeklerin katıldığını gösteriyor. O halde yapmamız gereken ilk şey bu meseleyi birkaç ‘’sapığa’’ indirgemekten kaçmaktır. Öfke nöbetiyle ‘’asalım’’ demekle çözüme kavuşturulacak bir mesele yok karşımızda. Her toplumsal meselede olduğu gibi, bu meselede de kalıcı çözüm duyguyla değil akılla, münferit düzeyde değil sistem düzeyinde mümkün olacaktır. İşte bunun için toplum ısrarcı olmak zorundadır. Felaketten felakete değil, sürekli olarak bu meselenin takipçisi olmalıdır. İliç, Soma ve Ermenek’ten sonra iş kazaları konusunda tek bir adım atılmamışken Özgecan’lar ya da Narin’lerin ölümünden sonra kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet konusunda adım atılmasını beklemek fazla iyimserlik gibi gelebilir; ancak ümit etmek ve ısrarcı olmaktan başka çaremiz yok. Bu konuda somut adımlar atmadıkça her gün biraz daha tükeneceğiz.
Eğitimci Yazar
Soner Atabek