Son Dakika

Çürümenin sonu hep aynıdır, yok olmaya mahkûmdur!

Kutsal Topraklarımızda Tarihin Tekerrürüne Karşı Uyanış Vakti

Hak ve İslam anlayışıyla  kutsal hale getirdiğimiz  bu topraklar için yapılan fetihlerin değerini hepimizin iyi idrak etmesi gerekir. Roma imparatorluğu, dünyanın ilk süper gücüyken, bütün gücünü ciddi bir çürüme yüzünden kaybetti. Benzer bir bataklığa düşmeden bu durumun farkında olmalıyız.

Ya Osmanlı; Osmanlı Devleti’nin gerilemesine ve daha sonrada çöküşüne sebep olarak gösterilen nedenlerin başında mülki idarenin ve ordu teşkilatının bozulması, ilmiye sınıfının yetersiz kalması, adliye mekanizmasının çöküşü ve ekonomik yapının bozulması gelmektedir.

Kulağa ne kadar tanıdık geliyor bu cümleler değil mi?

Roma İmparatorluğu’nun yıkımı; zorbalık, yüksek vergiler, halkını duymayan adaletsiz ve zalim yönetimler ve tabiî ki kaçınılmaz son.

Yüzyıllar boyu orman kanunlarıyla yönetilirken, halklar gözyaşları içindeyken, başındakiler bir türlü yemeye doymadılar. Çürüme ve günah öyle bir seviyeye geldi ki imparatorluk sonunda çöktü. Önce ikiye ayrıldı; kalan son parçayı da Fatih Sultan Mehmet Han tarihin derinliklerine gönderdi.

Osmanlı Devleti de benzer bir kaderden kaçınamamıştır. Yüzyıllar boyunca adil ve güçlü bir yönetimle dünyanın en büyük imparatorluklarından biri haline gelen Osmanlı, zamanla rüşvete batmış yöneticiler, ağır vergiler, artan yolsuzluklar ve ekonomik sıkıntılar gibi sorunlarla boğuşmaya başladı. Bu durum, halkta hoşnutsuzluğa ve isyanlara yol açtı ve nihayetinde imparatorluğun çöküşüne neden oldu. Mukadder son Osmanlı'yı da gelip buldu.

Çürümenin sonu, hep aynıdır, yok olmaya mahkûmdur.

Bugün baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti'nin de benzer tehlikelerle karşı karşıya olduğunu görebiliyoruz. Rüşvet, yolsuzluk, adaletsizlik ve ekonomik sıkıntılar gibi sorunlar, toplumda huzursuzluğa ve umutsuzluğa yol açıyor. Bu durum, tıpkı Roma ve Osmanlı'da olduğu gibi, ülkemizin istikrarını ve birliğini tehdit ediyor.

Rüşvete günaha batmış yöneticiler, kan kusturan vergiler, sonu gelmez yolsuzluklar, pahalılıklar ve köle gibi çalıştırılan işçiler, haksız yere cezaevine atılanlar, darbeler, krizler, salgınlar, yangınlar,seller, depremler, isyanların yanı sıra özerk yönetim istemeler, kendi dilinde konuşma diretmeleri, Türk bayrağını kabul etmeyen, Türk yönetimini kabul etmeyen kitlelere verilen tavizler, yer altı kaynaklarının yabancılar tarafından talan edilmesi, limanların, köprülerin, telekominikasyon şirketlerinin özelleştirme adı altında yabancılara satılması, askeri vesayetin değişmesi, TC ibaresinin kaldırılması, din ibaresinin kaldırılması, yabancı mültecilere, kendi vatandaşına vermediği hakları vermesi, kendi halkını yirmi ayrı etnik gruba bölüp çatıştırmak istenmesi, liyakatsiz atamalar, televizyon ekranlarından halkı tehdit etmeler…

Bugün bu kutsal topraklar, geçmişte yaşanan çürüme sebeplerinin, zulmün, aynı Haçlı zihniyetinin, belki de iç savaş ve kışkırtmanın her türlüsüyle karşı karşıya değil midir? Roma İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğunun yaşadığı aynı çürümenin bir benzerini bizimde yaşadığımız ortada  ve bunun doğal sonucu olarak  aynı yok oluşun eşiğinde değil miyiz?

 Peki, bu çürümenin önüne nasıl geçebiliriz? Tarihten ders almak ve atalarımızın hatalarını tekrarlamamak bu konudaki  en önemli adımdır. Liyakatli ve adil bir yönetim, güçlü bir ekonomi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayalı bir toplum inşa etmemiz gerekiyor. Ayrıca, milli birlik ve beraberliğimizi korumak için her türlü ayrımcılığa ve bölücülüğe karşı mücadele etmeliyiz.

Kutsal topraklarımızın geçmişte olduğu gibi tekrar karanlığa gömülmesine izin vermemeliyiz. Tarihin bize sunduğu dersleri iyi değerlendirmeli ve atalarımızın yüzüne bakacak bir yüzümüz olması için hep birlikte çalışmalıyız. Unutmayalım ki, birlik ve beraberlik içindeyken her zorluğun üstesinden gelebiliriz.

O yüzden tarihten hiç olmadığı kadar ders almalı ve atalarımızın yüzüne bakacak bir yüzümüz olsun diye bütün topraklarımıza ve milletimize sahip çıkmalıyız.

 Eğitimci Yazar

Soner Atabek