Son Dakika

Çuvaldan Çıkan Marka

Çuvaldan Çıkan Marka

Yıl 1853.
Genç bir adam, elinde yıpranmış bir deri çanta, okyanusu aşarak San Francisco limanına ayak basıyor.
Üstü başı sade ama gözlerinde inatla parlayan bir kararlılık var.
Arkasında bıraktığı köy, Bavyera’nın küçük bir kasabası…
Önünde ise altına hücumun altüst ettiği, tozlu ve hırslı bir Amerika.

5222-i692736f33838a.jpgO zamanlar herkes zengin olmanın peşinde.

Ama o, altın aramak yerine altın arayanların yırtılan pantolonlarını onarmayı tercih ediyor.

Bir parça keten, biraz çuval bezi, birkaç sağlam dikiş…
Kendisi altın bulmuyor ama başkalarının altına giderken giyeceği pantolonları üretiyor.

İşçiler onu kısa sürede tanıyor.
“Şu göçmen çocuk var ya, diktiği pantolon taş gibidir” diyorlar.
Kumaşlar dayanıklı, dikişler sağlam.
Yalnız bir sorun var: Cepler sürekli sökülüyor.

Bir gün, Jacob adında bir terzi kapısını çalıyor.
Elinde bakır bir parça tutuyor ve diyor ki:
“Cepleri bununla perçinlesek, pantolon ömürlük olur.”
Genç adam bir süre bakıyor, sonra gülümsüyor:
“Deneyelim.”

Ve işte o an, sadece bir dikiş değil, bir devrim başlıyor.

Gün geliyor, Amerika’da herkesin diline bir numara dolanıyor: 501. Aslında ürünün fabrikadaki stok kodu. Ne fark eder, kimin umurunda?
Oysa o numara kimi için bir itibar, kimi için özgürlüğün adı.

Kumaşla bakırı birleştiren o küçük fikir, işçi sınıfının, çiftçilerin, sanatçıların, hatta yıllar sonra rock yıldızlarının üzerinde taşınacak bir simgeye dönüşüyor.

Ama o hâlâ aynı mütevazı insan; kazandığı servetle ne şatafatlı bir hayat yaşıyor ne de reklamlara çıkıyor.
Tüm servetini burslara, yoksul öğrencilere ve yardım kurumlarına bırakıyor.
Hiç evlenmiyor ama milyonlarca insanın kalbinde iz bırakıyor.

Bir zamanlar kimsenin adını bilmediği o göçmen, aslında dünyanın en tanınan isimlerinden birine dönüşüyor.
Adı: Levi Strauss.
Ya da senin bildiğin adıyla... Levi’s.

Yazar Uğur Kıymaz

ugurkiymaz@bilgigazetesi.org