Son Dakika

DOSYA: DİLLERİN KÖKENİ _BÖLÜM 2: Dillerin Atası Var mı?

DOSYA: DİLLERİN KÖKENİ

BÖLÜM 2: Tüm Dillerin Atası Var mı?

Yazan: Bike S. Demirkız

 

İnsanlık tarihinin en büyük sorularından biri şu: Konuştuğumuz dillerin hepsi tek bir “ilk dil”den mi geliyor? Kulağa romantik gelse de bilimsel yanıt daha temkinli. Bugün için, bilimsel olarak kanıtlanmış tek bir “tüm dillerin atası” ya da “ilk gelişmiş dil” bilinmiyor. Modern dilbilim, böyle bir olasılığı tamamen reddetmese de mevcut verilerle bunun kanıtlanabilir olmadığını kabul ediyor.

Bunun temel nedeni, dillerin zaman içinde son derece hızlı değişmesi. Dilbilimciler, karşılaştırmalı yöntemlerle en fazla 6.000 ila 10.000 yıl öncesine kadar güvenilir sonuçlar elde edebiliyor. Bu sınırın ötesinde kalan dönemler, artık sağlam kanıtlardan çok varsayımlarla konuşuluyor.

Bu noktada sıkça anılan varsayımlardan biri Proto-World (Ön Dünya Dili) Hipotezi. Bu hipoteze göre, yaklaşık 100.000 yıl önce Doğu Afrika’da yaşayan modern insanlarla birlikte ortaya çıkan tek bir dil, bugün yeryüzündeki tüm dillerin atası olabilir. Bilim insanları bu varsayımsal dile Proto-World ya da Proto-Sapiens adını veriyor. Ancak bu kadar eski bir dili doğrulayacak yazılı kayıtlar ya da güvenilir dilsel izler bulunmadığından, Proto-World fikri ilgi çekici ama kanıtlanamayan bir öneri olarak kalıyor.

Tek bir evrensel dil yerine, bazı araştırmacılar daha sınırlı ama yine de iddialı yaklaşımlar geliştirdi. Nostratic Hipotezi, Hint-Avrupa, Ural, Altay, Kartvel ve Afroasya dillerinin çok eski bir ortak kökten türediğini öne sürer. Borean Hipotezi ise bu çerçeveyi daha da genişleterek, Avrasya ve Afrika’daki birçok dili kapsayan dev bir üst aile önerir. Bu modeller, Proto-World kadar radikal olmasa da yeterli kanıt sunamadıkları için hâlâ tartışma konusudur.

“İlk gelişmiş dil” ifadesi ise çoğu zaman yanlış anlaşılır. Burada “gelişmiş” olan dil değil, yazıdır. Yazılı belgelere baktığımızda, bilinen en eski tutarlı kayıtlar Sümerceye aittir. Mezopotamya’da MÖ 3200 civarında çivi yazısıyla kayda geçen Sümerce, bu açıdan bir ilktir. Aynı döneme tarihlenen Eski Mısırca, hiyeroglif yazısıyla belgelenmiştir. Birkaç yüzyıl sonra ortaya çıkan Akadca ise Sümerce’den etkilenmiş ve geniş bir coğrafyada kullanılmış ilk Sami dillerinden biri olmuştur. Bu nedenle “ilk gelişmiş diller” denildiğinde, aslında ilk yazılı olarak belgelenmiş dillerden söz ederiz.

Ancak yazının olmadığı dönemlerde konuşulan diller ne olacak? Bazı diller, hiçbir bilinen dil ailesiyle ilişkilendirilemez. Baskça gibi izole diller ya da yazıya geçirilmeden kaybolmuş eski Anadolu ve Mezopotamya dilleri, insanlık tarihinde birden fazla bağımsız dil çekirdeği bulunmuş olabileceğini düşündürür. Bugün bildiklerimiz, büyük ölçüde şans eseri korunmuş ve kayda geçmiş olanlardır.

Bilimsel tartışmaların yanında, dillerin kökenine dair mitolojik ve dini anlatılar da dikkat çekicidir. Hindu geleneğinde Sanskritçe, Tanrıça Vāc tarafından var edilen kutsal ve ilk dil olarak kabul edilir. İbrahimi dinlerde, Tanrı’nın dili Hz. Âdem’e öğrettiği anlatılır. 20. yüzyılda ortaya atılan Güneş-Dil Teorisi ise Türkçeyi tüm dillerin kökeni olarak sunmuş, ancak bilimsel çevrelerce kabul görmemiştir. Bu anlatıların ortak noktası, dilin sıradan bir iletişim aracı değil, insanı insan yapan kurucu bir güç olarak görülmesidir.

Sonuçta “ilk dil” sorusu, kesin bir yanıtı olan bir problemden çok, insanın kendi kökenini anlama çabasının bir yansımasıdır. Dilin izini sürdükçe, tek bir başlangıçtan ziyade, birbirine bağlanan çok sayıda yol ile karşılaşırız. İşte bu yolların en iyi izlenebildiği alanlardan biri de yazılı belgeler sayesinde görece daha net bir şekilde takip edilebilen Sami dilleridir.

Bir sonraki bölümde, bu kez daha somut izlerin peşine düşecek ve Proto-Sami’nin izini sürerek Sami dillerinin kökenine daha yakından bakacağız.