"Eğitim Sistemimiz: Bizi Hangi Hayvana Benzetiyor?"
"Eğitim Sistemimiz: Bizi Hangi Hayvana Benzetiyor?"
Son zamanlarda eğitim sistemimizin herkesin potansiyelini gerçekleştirebileceği bir ortam sağlamadığına dair tartışmalar giderek artıyor. "Hayvan Okulu" masalında olduğu gibi, ormandaki hayvanların birbirleriyle kıyaslandığı, yeteneklerinin göz ardı edildiği bir eğitim modeli, ne yazık ki bizlerin de gerçekliği. Bu sistem, bireyleri tek tip bir kalıba sokup, kendi özgünlüklerini kaybetmelerine neden oluyor. Eğitim, doğuştan sahip olduğumuz benzersiz yetenekleri geliştirmek yerine, her bireyi bir başkasıyla kıyaslayarak, onların ayak izlerinde kaybolmaya itiyor.
Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelerek okul açmaya karar verirler. Bir tavşan, bir kuş, bir sincap, bir balık ve yılan balığı yönetim kurulunu oluşturdu. Tavşan, müfredatta koşmanın bulunmasını istemektedir. Kuş, uçmanın dahil olmasını, balık, yüzmenin dahil olmasını ve sincap, ağaca tırmanmanın mutlaka zorunlu dersler arasında olması gerektiğini söylemektedir. Bütün bunları bir araya getirip, bir müfredat programı yaptılar. Ve bütün hayvanların bu dersleri görmesini istediler. Tavşan, koşu dersinde 100 alıyor olmasına rağmen, ağaca tırmanmak onun için çok ciddi bir sorundu. Sürekli kafa üstü düşüyordu. Bir süre sonra beyni hasar gördü ve artık eskisi gibi koşamadı. Artık koşuda 100 almak yerine, 1 alıyordu. Ve tabii ağaç tırmanmada ise her zaman zayıf alıyordu. Kuş, uçmada çok başarılıydı, ama sıra toprak kazmaya geldiği zaman, o kadar başarılı değildi. Sürekli gagasını ve kanatlarını kırıyordu. Bir süre sonra, toprak kazma notu hala 20 olmasına rağmen, uçma notu 10’a düşmüştü. O da ağaca tırmanmakta çok zorlanıyordu. Sonuçta, sınıf birincisi olan hayvan her şeyi yarım yapabilen, geri zekâlı yılan balığı oldu. Ancak eğitimciler çok mutluydu çünkü herkes bütün dersleri görüyordu. Ve buna ‘’Geniş tabanlı eğitim sistemi’’dediler.
Buna gülüyoruz ama gerçek bu. Sende bunu yaşadın. Biz aslında herkesi başka biri yapmaya çalışıyoruz. O yüzden de insanların kendi olma potansiyellerini yok ediyoruz. Bizim eğitim sistemimiz malesef bu.
Kendimizi başkalarıyla kıyasladığımızda, asıl varlığımızı kaybediyoruz. Bir matematikçi, edebiyat gibi bir alanda zorlansa, bir şairin matematikteki yeterliliği sorgulandığında durumu daha da vahim hale geliyor. Eğitim, bireylerin doğal özellikleri ve potansiyelleri ile uyumlu olmalıdır. Aksi takdirde, eğitim hayatı boyunca hissedilen en büyük mutsuzluk, bireyin kendini değersiz hissetmesidir. Gerçek zekâ, başkalarını taklit etmekten değil, kendi içsel potansiyeline ulaşmaktan geçer. Bireyler olarak, birbirimize denk olmamız gerektiği düşüncesi yanlış. Her birimiz, topluma farklı bir tat, bir çeşni katıyoruz. Bu farklılıkları kabul etmek ve geliştirmek varken, sistem olarak neden onları bastırmayı seçiyoruz?
Ülkemizde ve dünya genelinde, eğitim sistemine dair köklü değişikliklere ihtiyaç var. Kendi özgün potansiyelinizi fark etmeli ve buna göre bir yol haritası çizmelisiniz. Kendi rızanızla belirlenen hedeflere ulaşmanın yolu, başkasının gözünden bakmaktan geçmiyor.
Asi olmak, kendi gerçekliğinizi bulmak için hayati bir adım. Toplumun dayattığı normlara boyun eğmeden, kendi kimliğinizi oluşturmalısınız. Unutmayın ki, zekânızın kaynağı, başkalarına değil, kendinize olan inancınızdır.
Sonuç olarak, her bireyin farklı bir yolculuğu vardır. Kendi yolculuğunuza odaklanmalı, başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmelisiniz. Zekâ, aslında öğrenme ve anlama kapasitemizdir. Gerçek olanı görmek ve doğamıza uygun bir yaşam sürmek istiyorsak, kendimizle barış içinde olmalıyız. Aksi takdirde, hayatın içerisinde kaybolmuş hissedecek ve kendi gerçekliğimizi unutmuş olacağız.
Unutmayalım ki, her birimiz birer hazineyiz ve bu hazinenin anahtarını kendimizde taşıyoruz. Eğitim sistemimiz, bu anahtarları bulmamıza ve kendi potansiyellerimizi gerçekleştirmemize yardımcı olmalı. Aksi takdirde, hepimiz farklı türde hayvanlara dönüşerek, kendi doğamıza yabancılaşmaya devam edeceğiz.
Eğitimci Yazar
Soner Atabek