Son Dakika

Farkındalığın Laneti

Farkındalığın Laneti

Sevgili okuyucum,

Çok şey görmüş olmak insanın ufkunu genişletirken adımlarını basacağı toprağı belirsizleştirir; çünkü dünyayı bütün çıplaklığıyla, farkıyla ve derinliğiyle tecrübe eden bir ruh, tek bir sınırın, fikrin ya da mekânın içine bir daha asla tam olarak sığamaz. Her tanıklık insandan bir parça koparır ve onu, gittiği her yerde biraz yabancı, her evde biraz misafir kılar.

Farkındalık, insana bahşedilmiş en büyük armağan gibi görünse de bir noktadan sonra kaçınılmaz bir yükümlülüğe, hatta bir lanete dönüşür. Görünmeyeni görmek, söylenmeyeni duymak ve hayatın sıradan kabullerinin arkasındaki gerçeği sezdirmek, kişiyi kendi zihninin içinde uzlaşmaz bir sürgüne mahkûm eder. Bilmenin huzursuzluğu, bir kez uyandıktan sonra bir daha asla uyuyamamaktır.

Hayatın sunduğu o sığ ve pürüzsüz görünen yüzeyin altına adım attığın an, kabuk kırılır ve dünyanın hiç de sana öğretildiği kadar basit, tekdüze ya da masum olmadığını anlarsın. Her nesnenin, her insanın ve her hikâyenin ardında gizlenen karmaşık katmanlar açığa çıktıkça görünüşlerin sahteliğiyle yüzleşir, hakikatin o derin ve ürkütücü labirentine çekilirsin.

Rollerin ve sahnelerin ardındaki gerçek çehreler bir bir açığa çıkar; insanların takındığı o kusursuz maskeler, sahneledikleri ince oyunlar, sahte özgüvenlerin altındaki kırılganlıklar ve zihinlerinin karanlık odalarında sakladıkları asıl niyetler görünür olur. Bu berrak görüş, kalabalıkların ortasında bile insanın bakışlarını keskinleştirirken çevresindeki herkese ve her şeye şüpheci bir mesafeyle bakmasına yol açar.

Toplumun aslında büyük ölçüde kurgulanmış yalanlar, otomatiğe bağlanmış alışkanlıklar ve hiç sorgulanmadan devralınan kabuklaşmış kabuller üzerine kurulduğunu derinden kavrarsın. Çoğunluğun "doğru" ya da "normal" diyerek sorgulamadan sürdürdüğü bu düzenin pamuk ipliğine bağlı bir illüzyondan ibaret olduğunu görmek, seni o kalabalığın konforlu illüzyonundan tamamen koparır. İnsanların çoğunun kendi özgün zihnini bir kenara bırakıp kalabalığın sürüklediği yöne sorgusuzca aktığını, birey olmaktan vazgeçerek bir sürü psikolojisiyle hareket ettiğini görürsün. Topluluğun sağladığı o sahte güven hissi uğruna kendi gerçeğini feda eden yığınları izlemek, yalnızlığın aslında ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu sana bir kez daha hatırlatır.

Bir kez o gerçeğe uyanıp perdeyi araladığında, artık hiçbir şey olmamış gibi gözlerini kapatamaz, zihnini o konforlu cehalete geri döndüremezsin. Bilgi bir kere ruhuna nüfuz ettiğinde, eski masumiyetini ve cehaletin sağladığı o kolay huzuru sonsuza dek kaybeder; gördüğün her şeyi bilerek yaşamaya mecbur kalırsın.

Sonra gördüğün bu ağır hakikati yanındakilerle paylaşmak, onları da uykularından uyandırmak istersin; fakat kelimelerin her defasında kalın bir duvara çarpar. Çoğunluğun konforunu bozduğun için sana "Çok abartıyorsun", "Zihnini fazla yoruyorsun" ya da düpedüz "Gereksiz yere deliriyorsun" gözüyle bakarlar. Çünkü gerçeği duymak, uyumaya devam etmek isteyen bir zihin için her zaman en büyük tehdittir.

Zamanla anlaşılmayacağını kabullenip sessizliğe çekilir, kelimelerini tüketmek yerine sadece izlemeyi ve gözlemlemeyi seçersin. Kalabalıkların içinde bir hayalet gibi dolaşırken oynanan oyunları, tekrarlanan sahtelikleri kenardan seyreder ve artık bu tiyatronun hiçbir sahnesine tam anlamıyla ait olamayacağını içinin en derininde kavrarsın.

Bu geri çekilişin ya da hissettiğin o derin yabancılaşmanın sebebi asla kendini insanlardan yukarıda tutmak, kibirlenmek ya da başkalarını küçümsemek değildir. Tek nedeni: Ruhunun, zihninin ve gözlerinin taşıyabileceğinden çok daha fazla şeye, hayatın ham ve çıplak hakikatine fazlasıyla tanıklık etmiş olmasıdır.

Farkındalık, insanı kaçınılmaz bir yalnızlığın kucağına bırakır; bu, berrak bir zihne ve keskin bir görüşe sahip olmanın ödenmesi gereken en ağır bedelidir. Çünkü gözlerindeki o lekesiz açıklığı gören kalabalıklar sezgisel bir korkuyla senden uzaklaşır; sen de artık o sahte kalabalıklara eskisi gibi adım atamaz, aralarına karışamazsın. Fakat tam da o derin ıssızlığın ortasında, başkalarının kim olduğunu çözmeye çalışmayı bırakır; nihayet kendinin aslında kim olduğunu, kendi hakikatini keşfetmeye başlarsın.

Esen kalın, sağlıcakla kalın. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle.

Yazar Amine Demir

aminedemir@bilgigazetesi.org