Son Dakika

Gölgesiz Notlar: Okumak mı Zor, Okutmak mı?

Gölgesiz Notlar: Okumak mı Zor, Okutmak mı?

Sevgili okur,

Bugün ders notlarından değil, sınav takvimlerinden değil; bir ülkenin gençlerinin ve ailelerinin omzuna yüklenen görünmez yüklere bakalım birlikte. Üniversite, yıllarca “hayatın kapısını açan anahtar” diye anlatıldı. Şimdi o kapı, pek çok öğrenci için borçla, stresle, yalnızlıkla ve çoğu zaman haksızlıkla açılıyor.

Şimdi bir soru soralım: Okumak mı zor, yoksa orta gelirli bir aileye öğrenciyi okutmak mı? Cevap aslında net: İkisi de aynı çemberin içinde. Bir taraf parasızlığı, diğer taraf yorgunluğunu taşıyor. Sonunda bütün yük, insanın iç motivasyonuna dayanıyor. En hassas nokta da tam burada kırılıyor.

Çocuklar şehir şehir savruluyor. Kimi gerçekten istediği için başka şehre gidiyor, kimi ise puanı nereye yettiyse oraya. Yurt çıkarsa ayrı bir dert (malum KYK haberleri hep gündemde), çıkmazsa bu kez ev kiralarıyla veya özel yurt ödemeleriyle mücadele etmeye başlıyorlar. Aileler hesap makinesiyle yaşamaya başlıyor: Elektrik mi, ulaşım mı, yemek mi, kitap mı? Çocuklar da aynı hesapla yürüyor: Uygun yemek listesi, ucuz kırtasiye, ikinci el kitap, ayda iki kez yol parası… Hayat, iki taraf için de sürekli kısmaya dönüşüyor.

Öğrencilerin gündelik hayat penceresinden bakalım. Büyük çoğunluğu çalışmak zorunda: Garsonluk, kasiyerlik, kurye… Fakat “öğrenci” oldukları için tam maaş yok, iş yoğunluğu fazla, saygı çoğu zaman eksik. Sadece parayla değil, bazen sözle, bazen susarak eziliyorlar. “Sen öğrencisin, idare edersin,” cümlesi, emeği küçümsemenin kibar şekli hâline geldi.

Ve sonra ders… Asıl orada da başka bir duvar başlıyor. Bir öğretmen, sınav kâğıdını verirken “Bu seri sınav kâğıdım değil, bu seri!” diyen öğrenciye sınav öncesi bağırabiliyor mesela. Belki niyeti sertlik değildi ama sonuç, sertliğin ötesinde oldu. O ses, bir öğrencinin zihnindeki bilgiyi değil, cesaretini sildi. Çocuk, iki gün ağladı. Çünkü öyle sesler vardır ki kulakta değil, insanın içinde çınlar. Kâğıttaki yanlış seri unutulur, ama içeride bırakılan his kolay silinmez.

Mesele tam da burada başlıyor. Türkiye’de eğitim sadece kitaplardan öğrenilmiyor. Sabırdan, çabadan, kısıtlı bütçelerden, kırılan özgüvenlerden ve sessiz direnmekten öğreniliyor.

Üniversite kazanmak, üniversiteye tutunmak anlamına gelmiyor. Asıl mücadele, yerleşmeden sonra başlıyor. Ve en zor sınav, çoğu zaman derste değil, insanın iç dünyasında yapılıyor.

Bu yüzden şu cümleyi eskimiş bir klişe gibi değil, gerçek bir çağrı gibi duymamız gerekiyor: “Okumak sadece bilgi edinmek değildir; insanın onurunu koruyarak yürüyebilmesidir.”

Belki de bir ülkenin eğitim seviyesini; kaç üniversitemiz olduğuyla değil, kaç gencimizin iç motivasyonunu ezmeden destekleyebildiğimizle ölçeceğiz. Ve arkasından, bitirdiğinde iş bulabiliyor mu, hayatına devam edecek standartlara ulaşıyor mu, buna bakacağız.

Devamı için şunu sorarak bırakıyorum: Bir gün gelir de okuyan çocuğu değil, okutabilen vicdanı konuşabilir miyiz?

Yazar: Aylin Bayrakdarlar

aylinbayrakdarlar@bilgigazetesi.org