Son Dakika

GÜVENDE OLMADAN AĞLAYAMAZSIN

GÜVENDE OLMADAN AĞLAYAMAZSIN

Sevgili okuyucum,

Sana da olur mu bazen? Hani tam da fırtınanın en şiddetli estiği, ortalığın toz duman olduğu o anda kaskatı kesilirsin de her şey bitip sular durulduğunda birdenbire gözyaşlarına boğulursun...

İçinde bir şeyler avaz avaz bağırır, canın fena halde yanar ama gözünden tek bir damla yaş gelmez. Bir yakınının ölüm haberini alırsın, donup kalırsın. Yıllardır emek verdiğin bir ilişki biter, tepkisizce bakarsın. En çok değer verdiğin insanın söylediği o ağır söz gelir, kalbinin ortasına oturur; yine ağlayamazsın.

Hatta tam o sırada çevrendekiler halini görüp "Bak ne kadar da güçlü duruyor" derler. Ya da daha beteri, için kan ağlarken duygunu dışarı vurmadın diye seni duyarsız sanırlar. Biliyorsun değil mi o hissi? İnsanlara bazen dert beğendirmek zorunda kalırsın ya... Bir acını, bir kırgınlığını paylaşacak olursun; "Aman, bunda ağlayacak ne var? Bu da dert mi şimdi?" deyip tek kalemde silip atarlar. Sen de o küçümseyen bakışları görmemek için iyice kapanırsın içine.

O an ağlamayı falan bir kenara bırakır, yapılması elzem olan ne varsa robot gibi sırayla yaparsın. Telefona sarılıp aranması gereken yerleri ararsın, çocuğunun yemeğini ocağa koyarsın, giyinip işe gidersin, akşam eve gelirsin. Yolda karşılaştığın bir tanıdık "Nasiılsın?" diye sorduğunda, yüzüne sahte bir tebessüm yerleştirip "İyiyim, uğraşıyoruz işte" dersin. Gece yatağa uzanıp karanlıkta tavana baktığında bile tek bir damla dökülmez gözünden.

Sen belki buna "Güçlü duruyorum" dersin, belki de etrafındakiler öyle bilsin istersin. Oysa biraz daha derinlere indiğimizde, çocukluğundan beri zihnine kazınan o eski ezberler çıkar ortaya.

Düşünsene bir; çocukken ne zaman ağlasan "Ağlama, sus bakayım!" diye uyarıldın belki. Ne zaman bir şeyden korksan "Korkacak ne var bunda!" denilerek bastırıldın. Üzüldüğünde "Aman geçer nasılsa, uzatma" denip konu kapatıldı. Annen zaten gergindi, üzülmesin diye sesini çıkarmadın. Evde zaten yeterince sorun vardı, bir kriz de ben çıkarmayayım diye kendi kendini bastırdın. Birinin gelip sana sarılmasını, seni teselli etmesini beklemek yerine, yaranı kendi imkânlarınla sarmayı öğrendin. Yıllar geçse de ruhun hep aynı refleksi verdi: Ne olursa olsun, hemen toparlan!

Peki, işin aslı ne biliyor musun? Bu durumun psikolojide ve nörolojide çok net bir karşılığı var.

Bunu biraz kazıdığımızda karşılaştığımız şey; sinir sistemimizin çalışma prensibi. Sinir sistemimiz büyük bir tehdit, kayıp veya kriz anında doğrudan koruma moduna geçer. Zihin o an duyguya izin vermez; çünkü öncelik hayatta kalmaktır, o krizden sağ çıkmaktır. Kararlar verirsin, sorumluluk alırsın, etrafındakileri düşünürsün. Bedenin ve ruhun tam anlamıyla yüksek bir alarma geçmiştir.

İşte tam da bu yüzden, ağlamak için bir insanın önce kendini güvende hissetmesi gerekir.

Bir gün gelir... Belki biri sana sebepsizce, sıcacık sarılır. Belki ilk kez yanında güçlü görünmek, maske takmak zorunda kalmadığın bir insanın yanında oturursun. Belki de sadece odanın kapısını kapatır, kulaklığı takar ve kimseden hiçbir beklentinin olmadığı o tenha ana sığınırsın.

Ve işte o an, gözyaşların ansızın boşalmaya başlar.

Şaşırırsın, "Şimdi ne oldu ki? Bana ne oluyor böyle?" dersin. O koca felaketler yaşanırken tek damla akıtmayan gözlerin; ufacık bir cümleye, bir sarılmaya ya da radyoda çalan bir şarkının melodisine hıçkırıklara boğulur. Annam veremezsin.

Ama artık biliyorsun: Sen duygusuz değildin. Hissetmiyor hiç değildin. Çaresiz veya zayıf da değildin.

Canın gerçekten çok yanmıştı. Sadece sinir sistemin ancak o an "Tehlike geçti, artık emniyettesin" mesajını alabildi. Fırtına koparken senden beklenen ağlayıp rahatlaman değil, sadece dayanmandı. Ruhun, ağlamak için kendini güvende hissedeceği o sakin limanı bekledi, hepsi bu.

Sana küçük bir önerim var:

Bir daha böylesi bir çözülme yaşadığında kendine yüklenme, "Neden şimdi?" diye kendini sorgulama. Aksine, o an nerede ve kimin yanındaysan oraya şükret. Çünkü ruhun sana sessizce şunu fısıldıyordur: "Artık emniyettesin, gardını indirebilirsin." Kendine ağlamak için güvenli alanlar yaratmaktan ve fırtına sonrası o şifalı yaşların akmasına izin vermekten korkma.

Esen kalın, sağlıcakla kalın.😊

Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle...

Yazar: Amine Demir

aminedemir@bilgigazetesi.org