İNSANIN İÇİNDEKİ BOŞLUK
İNSANIN İÇİNDEKİ BOŞLUK
Hepimiz içinde bir boşluk taşırız. Kimisi daha geniş, kimisi daha dar, ama herkesin içinde bir eksiklik vardır. Bu boşluk, bazen bir kayıptan, bazen de hiçlikten kaynaklanır. İçimizdeki bu boşluk, varlığımızın bir parçası haline gelir. Zamanla, onu fark etmek yerine, onunla yaşamayı öğreniriz. Herkesin farklı bir boşluğu vardır, ama bu boşluklar aynı bir yara gibidir: Herkesin farklı acı eşiği vardır.
Bazı insanlar, bu boşluğu dolu bir şekilde yaşarlar. Etraflarındaki insanlar, işler, uğraşlar, her şey onları meşgul eder ve bir noktada boşluk kaybolur. Ama kaybolan sadece farkındalıktır. İçsel boşluk, yine oradadır, sadece görünmeyen bir hale gelir. Birçok insan, hayatını bu şekilde geçirir. Dışarıdaki gürültü, içlerindeki sessizliği bastırır.
Diğerleri ise, bu boşluğu sürekli hisseder. Onlar için eksiklik, bir tür varlık haline gelir. Yalnızlık, kaybolmuşluk, belki de bir şeylerin eksik olduğu düşüncesi sürekli zihinlerinde yankı yapar. Bu boşluk onlara bir yolculuğa çıkarır. Arayışlar başlar. Ne eksik olduğunu, neden varlıkları bu kadar boş olduğunu anlamak için çabalarlar. Ve belki de asıl soruya gelirler: “Bu boşluk gerçekten doldurulabilir mi?”
İçindeki boşluğu kabul etmek, aslında bir tür içsel barışa ulaşmaktır. Çünkü boşluk, insanın en derin haliyle yüzleşmesidir. Boşluk, ne geçmişin yüküdür ne de geleceğin belirsizliği. O, sadece insanın kendisiyle olan ilişkisidir. Kimi zaman korkutur, kimi zaman huzur verir. Ama ne olursa olsun, herkesin içinde bir boşluk vardır; bu boşluk, insanı insan yapan bir özellik olabilir.
Boşluk, son tahlilde varlıkla ilgilidir. Bir şeyin eksikliği, aslında onun var olduğunun kanıtıdır. İçimizdeki boşluğu fark etmek, kendimizi daha iyi anlamamıza yol açar. Belki de eksik olan bir şey değil, farkında olduğumuz bir şeydir. Bu boşluk, her zaman orada olacak. Ama belki de onu kabul etmek, hayatın daha anlamlı hale gelmesini sağlayacaktır.
YALÇIN SEVİM