İŞ YERİNDE ENTROPİ
İŞ YERİNDE ENTROPİ
Sevgili okuyucu, bu yazı, termodinamiğin en temel yasasını alıp, her gün içinde bulunduğumuz iş hayatının görünmez gerçeklerine ışık tutuyor. İlişkilerde, kurumlarda ve en önemlisi insanın ruhunda sessizce çözülen o görünmez düzeni, yani "entropiyi" inceleyeceğiz. İş yerindeki bir sessizliğin, geri çekilen bir yüreğin ve kaybolan bir enerjinin aslında ne anlama geldiğini, bu sürecin neden geri döndürülemez olduğunu ve en nihayetinde, bu kaçınılmaz yasayı nasıl tersine çevirebileceğimizi konuşacağız. Hazır mısınız?
Entropi, termodinamiğin ikinci yasasının temel kavramıdır; sistemlerdeki düzenin zamanla bozulmasını, enerjinin dağılmasını anlatır. Bu yasa yalnızca fizik laboratuvarlarında değil, hayatın her alanında işler: İlişkilerde, toplumlarda, kurumlarda... Düzen korunmadığında enerji kaybolur, anlam çözülür. Biz bugün bu süreci iş yaşamı üzerinden okuyacağız.
İş yerinde entropi, insanın içindeki düzenin sessizce çözülmesidir. Bu çözülme genellikle duyulmaz, görülse de göz ardı edilir ve genelde kimse çığlık atmaz. Sadece bir yerlerde bir ışık söner, bir ses kısılır, bir yürek geri çekilir.
Yargılayıcı bir bakış, bir emir, arkadan çevrilen işler, bir küçümseme sebep olur buna çoğu kez. Her gün yinelenen ama kimsenin dile getirmediği sessiz bir gerilim. "İşin varsa şükret," "her yerde böyle" gibi cümlelerle üzeri örtülür. Oysa bu sözler, sistemin entropisini gizleyen kaba örtülerdir. Çünkü insan enerjisi baskıya dayanmaz. Görülmeden çalışmak, takdir edilmeden üretmek, sürekli suçlu hissettirilmek, hatanın aranması... Hepsi birer enerji kaybıdır.
Fizikte entropi geri döndürülemez bir süreçtir. İş yerlerinde de öyledir. Bir çalışanın onuru bir kez kırıldığında, bir gülümseme görev icabı hâle geldiğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. O kişi sistemde kalır ama ruhuyla değil, yalnızca bedeniyle. Zamanla kurumun duvarları da aynı yorgunluğu taşır; sesler azalır, insanlar birbirine benzer, fikirler ölür.
Bu yüzden bazı iş yerlerinde saat tıkırtısı bile gürültü gibidir. Çünkü sessizlik, söylenemeyenlerin sessizliğidir. İnsanların birbirine mesafesi, korkunun ve güvensizliğin ölçüsüdür. Oysa hiçbir sistem korkuyla ayakta kalmaz; yalnızca daha yavaş çöker.
Gerçek düzen, korkuyla değil, güvenle kurulur. Bir kurumun sağlığı ışıltılı raporlarda değil, çalışanlarının gözlerindeki canlılıkta okunur. Çünkü enerji, güven ortamında çoğalır. İnsan kendini değerli hissettiğinde üretkenliği artar, sistem yeniden canlanır.
Entropi, evrenin kaçınılmaz yasası olabilir. Fakat insan bilinci bu yasayı tersine çevirebilecek tek alandır. İş yerlerinde de aynı ilke geçerlidir. Bir kişi dahi dürüstçe konuştuğunda, küçük bir güven alanı oluşturduğunda, düzen yeniden şekillenmeye başlayabilir, tabi ki baskı dozu daha da artmazsa.
Ve o zaman, sessizliğin yerini fikirler, korkunun yerini güven, rutinlerin yerini anlam alır. Çünkü her sistem, ancak insanın iç ışığıyla yeniden doğar.
Unutmayın sevgili okur: İş yerinizdeki o sessizlik, asla masum değildir; o, görmezden gelinen onurun ve baskılanan enerjinin birikmiş gürültüsüdür. Şimdi etrafınıza bir bakın: Sizin kurumunuzda entropi hangi eşiği aşmış durumda? Unutmayın, güven inşa etmek zordur ama kırılan onuru onarmak imkânsızdır. Entropinin kaçınılmaz akışına kapılmak yerine, iç ışığınızla sisteminizi yeniden kuracak o kıvılcımı yakma cesaretini gösterin.
Düşüncenin ve sorgulamanın rehberliğinde, bir sonraki yazıda bambaşka bir kavramın derinliklerinde buluşmak dileğiyle...
Yazar: Aylin Bayrakdarlar
aylinbayrakdarlar@bilgigazetesi.org