Son Dakika

İSİM ERKEKTEN, SOY KADINDAN GEÇER

İSİM ERKEKTEN, SOY KADINDAN GEÇER

Sevgili okuyucum, Mahsun Kırmızıgül’ün Güneşi Gördüm filmindeki o yürek burkan sahneyi hatırlar mısın? Sırf aileye ve töreye bir erkek evlat verebilmek için defalarca doğum yapan bir anne... Üst üste doğan kız çocuklarından sonra nihayet beklenen erkek bebek dünyaya geldiğinde, babanın o çocuğu büyük bir zafer kazanmışçasına havaya kaldırışı... Ve o görkemli sevinç gösterisinin ardında, bedeninin artık bu yükü kaldıramaması sebebiyle hayatını kaybeden gencecik bir kadının sessiz trajedisi.

Bu sahne sadece sinematik bir dram değil; doğduğumuz coğrafyanın iliklerimize kadar işleyen devasa bir yarasının, toplumsal bir aynadaki yansımasıdır. Yüzyıllardır Orta Doğu ve Doğu kültürlerinde aile meclislerinin en ağır kuralı hep aynı oldu: "Bir erkek evlat doğsun da soyumuz kurumasın." Kız çocukları "başka ocağın nasibi" görülüp arka plana atılırken, erkek evlat soy kütüğünün tek muhafızı ilan edildi. Bir kadının canı, sağlığı ve geleceği; sırf o soy ağacına bir erkek yaprak eklensin diye hiçe sayıldı.

Oysa bilim, bu kemikleşmiş ezberi ve uğruna canlar feda edilen anlayışı tek bir hakikatle yerle bir ediyor: Gerçek anlamda soy erkekten değil, kadından geçer.

Gelin bu işin biyolojik derinliğine inelim. Vücudumuzdaki trilyonlarca hücrenin her birinde "mitokondri" dediğimiz minik enerji santralleri bulunur. İşte bu mitokondrilerin içinde, babadan asla geçmeyen, yalnızca anneden çocuklarına aktarılan özel bir genetik kod yer alır: Mitokondriyal DNA. İnsanoğlu var olduğundan beri nesilden nesile, anneden çocuğa geçen o kesintisiz ve kırılmayan tek genetik hat, tamamen kadın çizgisidir. Yani insanlık tarihinin ilk gününden bugüne uzanan gerçek biyolojik soy zincirini taşıyan yegâne güç kadındır.

Peki, uğruna kadınların hayatını kararttığımız o erkek "soyu" nedir?

Erkeğin aktardığı şey biyolojik bir soy ağacından ziyade, bürokrasinin ve geleneklerin icat ettiği bir kütük kaydından, yani isim kültüründen ibarettir. Erkek çocuk; soyadını, aile lakabını ve kâğıt üzerindeki tabelayı taşır. Babadan oğula geçen şey genetik devamlılık değil, toplumsal bir etikettir. Kadın yaşamın ve hücrenin özünü devreder, erkek ise o paketin üzerine isim etiketini yapıştırır.

Tarih boyunca "Bana bir erkek evlat veremedin!" diyerek kadınları ezilmeye mahkûm eden, kız çocuklarını yok sayan o sığ anlayış, devasa bir bilgi eksikliğinin ve cehaletin eseridir. Bir ailenin, bir soyun gerçek kökleri kadının taşıdığı o mucizevi mirasta gizlidir.

Kısacası, kâğıt üzerindeki soyadı erkekten geçebilir ama damardaki ve hücredeki gerçek soy kadının mirasıdır. Tabelayı erkek asabilir ama o binanın harcı da temeli de kadının omuzlarında yükselir.

Esenlikle kalın, sağlıcakla kalın. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle.

Yazar: Amine Demir

aminedemir@bilgigazetesi.org