Son Dakika

KAÇAN BİR BAŞKA FIRSAT: TEKNOLOJİ

KAÇAN BİR BAŞKA FIRSAT: TEKNOLOJİ

Eminim ülkemizin geçmişinde kaçırdığı, ıskaladığı birçok fırsattan zaman zaman haberdar olmuşsunuzdur. Bugün onlardan birini anlatacağım size;

Transistörleri duymuşsunuzdur. Elektronik dünyasında ‘yarı iletkenler’ olarak geçen, kimi bezelye tanesi büyüklüğünde minik canavarlardır. 1947 yılından bugüne hayatımızda o kadar çok şeye dokundular ki bazıları onu “tarihin en önemli buluşu” olarak nitelendiriyor. İnsanlık onun sayesinde radyo ve televizyon ile tanıştı. Daha sonra hayatımıza giren bilgisayar, cep telefonu, internet, elektrikli araçlar, uçaklar ve uydular gibi daha birçok teknolojinin doğmasına vesile oldular. Önceleri tek başlarına kullanılıyorlardı ama sonra tümleşik devreler, entegreler yani mikroçipler ile çok daha küçük boyutlarda üretilip bir araya getirilerek muazzam bir yapıya kavuşturuldular. Öyle ki 1970’lerde üretilen parmak büyüklüğündeki ilk mikroçiplere binli adetlerde transistör sığdırılabiliyorken günümüzde bu sayı tırnak büyüklüğündeki çiplerde milyarlarca adete çıkmış durumda.

Uzay çalışmaları ve özellikle yapayzeka için gerekli olan süper bilgisayarların olmazsa olmazı olan bu çipler yüzünden tüm dünyada çip savaşları yaşanır hale geldi ama bu bambaşka bir yazı konusu. Biz şimdilik transistörlerde kalalım.

1950 ve 60’larda Avrupa’ya göç eden vatandaşlarımız oralarda birçok fabrikalarda çalışmaktaydı. Özellikle Almanya ve Hollanda’daki televizyon entegre tesislerinde çalışan Türk kadınlarının başarıları idarecilerin oldukça dikkatini çekmişti. O tarihlerde otomasyon ve makineleşme yeterli derece olmadığından montaj tamamen el işçiliği ile yapılmaktaydı. Anadolu’dan gelen bu kadınlar oya, dantel, nakış gibi ince işçiliktemahirlerdi.Sabır, dikkat ve el becerisi ile diğer çalışanlara göre harika sonuçlar elde ediyorlardı. İşte mikroçip üretimine bu ülkelerdeki dev markaları heveslendiren de bu oldu; transistörleri milimetre hatta mikron ölçeğindeki çipin içerisine yerleştirmek bu kadınların el maharetiyle pek tabi mümkündü.

1970’lerin başlarında ilk olarak Hollanda’dan Philips atağa kalktı ve o kadınlardan milyonlarcası olan Türkiye’de tesis kurmak üzere yetkililerle temasa geçti.Dönemin bakanlar kurulunda bir bakanın, “ideolojik değerlerle yabancı sermaye istemiyorum,” diyerek veto etmesiyle bu girişim engellendi. Daha sonra Almanya’dan Siemens şansını denedi. O ise fıkralara konu olacak bir gerekçe ile maalesef sonuca gidemedi. Transistörlerin çipe dönüşümünde altın teller kullanılıyordu. Oysa o sıralarda Türkiye’de altın ithal etmek yasaktı. Siemens bu uyduruk engel yüzünden yatırımından vazgeçti.

Dünyanın en büyük markalarından olan bu iki şirketin o tarihlerde kuracakları fabrikaların bugünkü Türkiye’ye yansımalarını hayal etmek çok zor olmasa gerek.Elbette yabancı sermayenin ülkeye girmesi, istihdam yaratmak ve vergi kazancı gibi faydalar sağlayacaktı. Ancak asıl avantaj; katma değerli üretim için bas bas bağırılan bu günlere çok önceden hazırlanmış olunacaktı. Çünkü o fabrikalar sayesinde gerek yan sanayiler gerekse de başka teknolojik üretimlerin önü açılmış olacaktı. Bugün Çin’i bu seviyeye taşıyan en önemli faktör, bir zamanlar Avrupalı ve Amerikalı markaların Çin’de kurduğu fabrikalardır. Çinliler o fabrikalarda çalışmış, işi öğrenmiş, teknolojiyi kapmış ve şimdi kendi şirketleriyle o markalara kafa tutar hale gelmişlerdir.

Dönelim bizim kaçırdığımız fırsata. Kaçan kaçtı tabi ama ayağına kadar gelmiş bu şansı elinin tersiyle itmeyenler de vardı. Aynı tarihlerde, bugün dünyanın en önemli mikroçip üreticilerinden Intel de üretim için yer arıyordu. Dönemin teknolojisi gereği onlar için de hem ucuz hem de kadın el işçiliğine ihtiyaç vardı. Siemens ve Philips’in Türkiye’de yaşadıkları olumsuz deneyimlerinden haberleri var mıydı bilinmez ama onlar Malezya’ya yatırım yapmaya karar verdiler. Bugün 15.000 çalışanı olan fabrika, 1972’de kurulduğunda sadece 100 işçisi vardı ve bunun 90’ı kadındı. Asıl ilginç olan ise Malezya’nın teknolojik yatırımlarda geldiği nokta. Intel ve Infineon 7’şer milyar dolarlık yatırım yapacaklarını açıkladılar. Nvidia 4,3 milyar dolar değerinde bir yapay zeka veri merkezi inşa edeceklerini ve Texas Instruments ise iki yeni yarı iletken montaj tesisi için 3,1 milyar dolar ayırdıklarını açıkladılar.

Geçmişte ülkemiz, bu öyküdeki gibi pek çok fırsatı maalesef kaçırmıştır. Bunun için, geri kafalı, basiretsiz veya liyakatsiz yöneticilerden tutunda siyasi çekişmeler, anlamsız bürokrasiler gibi onlarca sebepsayılabilir. Umarım ve dilerim, bugün ve bundan sonra ülkeyi yönetecek olanlar, geçmişteki hatalardan dersler çıkarıp yabancı ya da yerli -hiç fark etmez- yatırım yapacakların önüne bırakın engel çıkarmayı kırmızı halı sermelidirler. Ama daha da önemlisi, bu ülkenin değerli vatandaşlarının kıymetini anlamayı sadece yabancılara bırakmayıp, kendi halkının meziyetlerinin farkına vararak ona imkan sağlarlar.

Not: Yazıda geçen Siemens ve Philips öyküsü; bilim ve teknoloji çevrelerince Türkiye’de mikroelektroniğin babası sayılan Prof. Dr. Duran Leblebici’nin Bilgi Ekonomisi Derneğinde yaptığı konuşmalardan alıntıdır.