Kapı Aslında Hiç Kapanmadı: Modern Zamanlarda Hakikate Uyanmak
Kapı Aslında Hiç Kapanmadı: Modern Zamanlarda Hakikate Uyanmak
Farkında mısın, hepimiz bir "sonra" hapishanesinde yaşıyoruz. "Şu okul bir bitsin...", "Şu borçlar bir kapansın...", "Şu kriz bir geçsin, o zaman rahatlayacağım." Günümüz insanı olarak en büyük çıkmazımız bu işte: Mutluluğu ve huzuru hep gelecekteki bir sonuca, açılmasını beklediğimiz o sert kapılara bağlıyoruz. Sürekli bir belirsizlik dalgası içindeyiz, gelecek kaygısı nefesimizi kesiyor. Ne tam olarak şimdiki andayız, ne de geleceğe dair bir güvenimiz var. Kendimizi yapayalnız ve rotasız hissediyoruz. Ancak gözümüzün önündeki bu yalnızlık hissi bir tesadüf değil; modern dünya bizi her gün bitmek bilmeyen bir hız illüzyonuna hapsediyor. Telefon ekranlarından akan o parıltılı hayatlar, sürekli pompalanan "geride kalıyorsun" korkusu ve hep daha fazlasına yetişme telaşı, ruhumuzu bir sis gibi kaplıyor. Zihnimiz bu dışsal gürültüyle o kadar meşgul ki, en yakınımızdaki gerçeğe odaklanacak takati kendimizde bulamıyoruz. Sen o kapının önünde beklerken, içeri giremediğin için dizlerinin bağı çözülüyor ya; işte asıl ıskaladığın şey tam da bu gürültünün ortasında başlıyor. Unutma dostum; "Fereç, yani kurtuluş, sadece kapının açılması değildir. Asıl kurtuluş, kapı açılmadan önce bile Allah'ın seni yalnız bırakmadığını bilmektir." Nitekim İnşirah Suresi’nde bize verilen o eşsiz müjdeyi hatırla: "Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır." Bak, zorluktan "sonra" demiyor, "beraber" diyor. Kolaylık, o zor anında zaten seninle. Sen sadece sonuca odaklandığın için yanındaki refakatçiyi göremiyorsun. İbn Arabi’nin o meşhur sözünü kalbine bir fısıldarsan, bu hakikat zihninde daha da berraklaşacaktır: "Hakk’ı bulan neyi kaybetmiştir, Hakk’ı kaybeden neyi bulmuştur?" O’nun seninle olduğunu bildiğin an, gecikmeler seni korkutamaz, belirsizlikler seni yoramaz. Çünkü artık yola değil, yolu yaratan Rabbine güvenirsin.
Bugün hepimiz birer "sonuç ve başarı bağımlısı" olduk. Sosyal medyada hep zafer hikâyeleri, hep hedefe ulaşmış ve "başarmış" insanlar gördüğümüz için, Allah’ın bize verdiği en büyük hediyenin sadece bu somut "sonuçlar" olduğunu sanıyoruz. Dış dünya bizi öylesine acımasız bir rekabet sarmalına itiyor ki, değerimizi sadece ürettiğimiz ya da tükettiğimiz şeylerle ölçer hale geliyoruz. Bu sahte yarış hali bizi körleştiriyor; kazandığımızı sandığımız anlarda bile içimizdeki derin boşluğu kapatamıyoruz, çünkü gözümüz hep bir sonraki vitrine takılı kalıyor. Oysa durup idrak etmeliyiz ki; "Allah'ın en büyük hediyesi sonuç değildir; basirettir. İnsan yolu bulduğu için güçlenmez. Güçlendiği için yolu görmeye başlar." Basiret gelince, yıllardır "buradan çıkış yok" dediğin o karanlık duvarlarda, aslında nice gizli kapılar olduğunu fark edersin. Büyük düşünür Farabi, yüzyıllar öncesinden bugünün depresif, sıkışmış ve vitrinlere hapsolmuş insanına seslenirken bu durumu ne güzel özetler: "İnsanın mutluluğu, dış dünyadaki nesnelerin değişmesinde değil, aklın en yüksek mertebeye ulaşıp varlığın hakikatini olduğu gibi idrak etmesindedir." Yani dışarısı düzelince sen iyi olmayacaksın; sen içeride aydınlanınca dışarısı güzelleşecek. Bugüne kadar "kaderim buymuş" diye hayıflandığın şeylerin bir kısmının kendi korkuların, bir kısmının ise hayata baktığın o yanlış, karamsar gözlük olduğunu anlarsın. Gücünü teslimiyetten aldığında, dün imkansız görünen şeyler bugün ihtimal haline gelir. Çünkü ümit dış şartlarla gelmez, Allah'a olan yakınlıktan doğar.
Biz hep Allah’tan önümüzdeki engelleri kaldırmasını, yolu açmasını isteriz. Oysa Allah bazen yolu değil, önce o yolu görecek gözü açar. Fakat modern hayatın o hiç durmayan çarkları, bizi sürekli bir yerlere geç kalmışız hissiyatıyla koşturduğu için, başımızı kaldırıp da o yola bakacak vaktimiz olmuyor. Dünya bizi sürekli bir şeyler başarmak, hep önde olmak zorunda olduğumuza inandırarak kendi iç dünyamızdan koparıyor. Dışarıdaki bu yapay ışıklar gözümüzü öylesine alıyor ki, burnumuzun ucundaki ilahi şefkati ve dinginliği göremez oluyoruz. Çünkü hakikat hiçbir zaman kaybolmaz; modern hayatın keşmekşeşinde onu görecek şuurumuz kaybolur. Doğu bilgeliğinin kapısını araladığımızda Buda da bize aynı içsel uyanışı fısıldar: "Zihin her şeydir. Ne düşünürsen, ona dönüşürsün. Uyanış, dışarısını değiştirmekle değil, içerideki karanlığı aydınlatmakla başlar." Şuurun açıldığında, yeni bir dünyaya ışınlanmayacaksın. Aynı eve döneceksin, aynı işe gideceksin, aynı insanları göreceksin... Ama o dünyaya ilk defa gerçekten, sevgiyle ve güvenle bakmaya başlayacaksın. İşte gerçek fereç, gerçek özgürlük budur. O kapı elbet açılacak, ama önemli olan senin dış dünyanın illüzyonlarından sıyrılıp, o kapının önünde beklerken kime dönüştüğündür. Bu şifa önce kalbinde doğsun, bak gör, hayata nasıl yansıyacak... Şimdi derin bir nefes al ve hatırla: Yolun Sahibi seninle.
Yazar Soner Atabek