Son Dakika

Kaybolan ve Unutulan Meslekler

Kaybolan ve Unutulan Meslekler

Bir şehrin ruhunu sadece meydanları, anıtları ya da sokakları oluşturmaz; orada yaşayan insanların gündelik sesleri, kokuları ve alışkanlıkları da o ruhun ayrılmaz parçalarıdır. Bugün çoğumuzun hafızasında silikleşmiş, çocukluğumuzda sokaklarda yankılanan o mesleklerin sesleri artık duyulmuyor. Onlar bir dönemin olmazsa olmazlarıydı ama zamanın akışı içinde kaybolup gittiler.

Kalaycı mesela… Bakır kapların içini yeniden parlatıp kullanılabilir hale getiren ustalar. Her köşede dumanı tüten atölyeleri vardı. Şimdi paslanmaz çelik ve teflon tencereler çağında kalaycının ismini bile bilmeyen bir nesil var.

Semerciyi hatırlayan kaldı mı? Atların, katırların yük taşırken sırtını incitmemesi için özel eyerler yapan, deriyi, tahtayı ve kumaşı birleştiren zanaatkârlar. Motorlu araçların köy yollarına girmesiyle birlikte bu meslek tarihe karıştı.

Çerçi ise bambaşka bir figürdü. Köy köy dolaşır, iğneden ipliğe, düğmeden oyuncaklara kadar türlü eşyaları bohçasından çıkarırdı. Onun gelişi hem alışveriş hem de küçük bir şenlikti.

Yorgancılar vardı; kış gecelerinin vazgeçilmez yoldaşı olan pamuk dolu yorganları elleriyle diker, renk renk kumaşlarla süslerdi. Bugün hazır nevresim takımlarının arasında yorgancının iğnesinin izi neredeyse kayboldu.

Bozacıları unutmak olur mu? Kış gecelerinde mahalle aralarında yankılanan “bozaaa” sesini hatırlayanlar hâlâ gülümser. Sıcak tarçın kokusu ve leblebi eşliğinde boza, sadece bir içecek değil, mevsimin işaretiydi.

Bir dönem nayloncu diye bağıran seyyar satıcılar vardı; evlere plastik leğen, kova, kap getirir, taksitle bile satarlardı. Bakır kaplar yerini plastiğe bırakırken bakırcılar da sessizce dükkânlarını kapattı.

Ayakkabı boyacıları şehrin kaldırımlarında kayboldu. O küçük tabureler, parlak cilalı kutular ve aynalı sandıklar… Bir zamanlar herkesin ayakkabısını parlatmadan güne başlamadığı bir dönem vardı. Onlarla birlikte köşkerlik de unutuldu; el emeğiyle deri ayakkabı diken ustaların sesi kesildi.

Nalbantlar köy meydanlarında at nallarken çıkan çekiç sesi, arzuhalcilerin resmi dile dökülmüş dilekçeleri, hallaçların pamuk döverek çıkardığı ritmik tok sesler… Hepsi bir dönemin fon müziğiydi.

Bugün o sesler yok. Yerine klavyenin tıkırtısı, marketlerin plastik torba hışırtısı ve otomobil gürültüsü geldi. Belki daha pratik, daha hızlı, daha modern bir dünyadayız ama şunu da unutmamalıyız: Kaybolan her meslek, biraz da kaybolan kültür demek.

Bir gün çocuklarımız bizden “Gerçekten ayakkabı boyacısı diye biri mi vardı?” diye sorduğunda, yüzümüzde buruk bir tebessüm belirecek. Çünkü evet, vardı. Ve o meslekler, sadece ekmek kapısı değil, hayatın kendisine kattığı renklerdi.

 Yazar Uğur Kıymaz

ugurkiymaz@bilgigazetesi.org