KÖR KUYU
KÖR KUYU
Kuran-ı Kerim'de ahsenü'l-kasas(kıssaların en güzeli) olarak geçen Yusuf sûresi edebiyatımızda birçok şair ve yazar tarafından ele alınarak edebi eserlerde işlenmiştir. Kaynağı Kur’an olan bu kıssada Hz. Yusuf’un başından geçen olaylar anlatılır. Bu olaylar Hz. Yusuf'un rüyasında on bir ay, güneş ve yıldız ona secde ettiğini görmesiyle başlarken, bu rüyanın gerçekleşmesiyle de hitama erer. Bu hikayede insanların hayatlarında karşılaşabilecekleri birçok durumla ilgili kıssadan hisse çıkartılacak ibretlik hadiseler vardır. Hep birlikte Hz. Yusuf’un hayat serencamesine ortak olalım.
Ben Yusuf. Yakub'un küçük oğlu. Kenan ilinin Yusuf'u. Rabbimin sûret güzelliği verdiği... Hüsnüme rağmen Rabbimin ahlakımı övdüğü... Kuran’ın hayatımı inananlara öğüt diye anlattığı...
Daha küçükken bir rüya görmemle başladı her şey. Rüyamı babama anlattığımda babam “bunu kimseye anlatma” dedi. Sanki başıma gelecekleri önceden hisseder gibi. On bir yıldız, güneş ve ay huzurumda secde halindeydi. Rüyayla başladı hikayem... Rüyamın tecelli edeceği güne hazırlıyordu hayat beni. Kardeşlerim bir gün beni oyun oynama bahanesiyle alıp kırlara götürdüler. Babam'ın “onu kurt yemesinden korkarım.” sözüne karşı beni koruyacaklarına dair antlar yeminler içerek. Kesilmişti fermanım... Verilmişti hükmüm, kırılmıştı kalemim. Beni koruyacak kardeşlerim benden nasıl kurtulacakları hakkında kavgaya tutuşmuştu... Ben biçare... Boynum kıldan inceydi, razıydım. Bir güvercin ürkekliğinde yüreğim...
Karar kuyu... Kör kuyu. Kör kuyulara atıldım, birkaç dirheme pazarlarda satıldım. Mısır azizinin eşi almıştı beni hizmetine. Bir köleydim artık efendisinin emrine amade...
Babam Yakub... Ona kanlı gömleğimi götürdü kardeşlerim “Yusuf'u kurt yedi.” diyerek verdiler eline gömleğimi. Bu nasıl nazenin bir kurt ki gömlek parçalanmamış sadece kan akmıştı... Gömlek... Yusuf’un hikayesinin en önemli tanığı....Düşündü Yakub anladı hüküm sahibini. Ona sadece sabretmek düşerdi. Sabırla beklemek... Yüreğinin en ince yerinde duyduğu sızıyla feryat figan ağladı. Biçare haliyle ciğerini dağladı. Ona köyün dışında bir kulübe yaptı çocukları. Orası külbe-i ahzandı. Hüzünler kulübesi...Hüznünün ortağıydı o ev, firkatin narında yanarken gece gündüz o evin koynunda sağalttı yaralarını. Yıllarca çektiği ayrılık derdinin ağırlığı gözlerini kararttı. Yusuf'a kavuşacağı, oğlunun rüyasının gerçek olacağı zamanı bekledi durdu her dertli gibi...
Yusuf. Köleydim artık efendisinin emrine amade. Güzelliğim destandı bütün ülkede. Çocukluktan gençliğe erdiğimde efendim bir gün beni bir odaya yanına çağırdı. Yakıcı bir ateşti sanki karşımdaki. Beni davet etti içindeki yakıcı arzuyla. Rabbimin delili olmasa meyl edecektim neredeyse. Ona olan teslimiyetim Züleyha’ya olan meylime engeldi. Kaçıp kurtulmaya çalışırken gömleğim arkadan yırtıldı efendim tarafından.
Ben gömlek, arkadan yırtık. Baştan sona tüm gövdem Yusuf’un masumiyetine tanık...
Günler günleri kovalarken bana meylinden dolayı dillere düşen efendim kınamalara dayanamayarak Mısır’ın asil kadınlarını eve davet etti. Ellerine keskin bıçak önlerine meyve koyan efendim beni yanına çağırdı. Beni gören kadınlar ellerini kestiler. Züleyha: “İşte beni kınadığınız, beni dillere düşüren delikanlı” “Ben suçluyum da sizin elleriniz masum mu? “
....Arkadan yırtık gömleğim benim iffetimin deliliydi. Ama yine hüküm kurulmuştu. “Bana teklif edilen şeydense zindan bana daha sevimliydi. “ Karısının suçlu olduğunu bildiği halde Züleyha'nın kocası beni zindana attırdı. Hayatım benim üzerime başkalarının verdiği kararlarla ilerliyordu, ama dedim ya zindan daha sevimliydi bana... Zindan kaderin bana biçtiği hikayede içe dönme mekanım olmuştu. Başkalarının ruhunu hapseden zindan, bana gül bahçesi olmuştu. Kimse kalbime pranga vuramazdı ya, zihnim benimdi, gönlüm benim, fikrim benimdi, şükrüm benim. Kör kuyularda çocuk yaşlarda beni bırakmayan Rabbim buradaki halimden de haberdardı. O varsa her şey var, o varsa zindan bana yârdı. Burada Rabbim bana peygamberlik vazifesini layık gördü ve rüya tabiri ilmini nasip etti.
Rüya... Uykuda ruhun uçsuz bucaksız alemde dolanışı. Hem çok gerçek hem bir yanılgı. Her insan için başı sonu bir muamma. Bir işaretler manzumesi... İşte Rabbim bana bu işaretleri anlamlandırmayı nasip etti. Bir gün rüyasını tabir ettiğim iki arkadaşımın birine
“ Sen zindandan çıkıp efendine hizmetine devam edeceksin, ona benden bahset. “ dedim. Bu deyişim sonunda Rabbimin imtihan sırrıyla zindan yıllarım biraz daha uzadı.
Günlerin birinde Mısır’ın sultanı bir rüya gördü. Bu rüyayı birçok kişiye tabir ettirdi; ama gönlü mutmain olmadı. Zindan arkadaşımın aklına ancak o zaman getirdi beni Rabbim. Rüyanın işaretlerinden yedi yıl bolluk yedi yıl kıtlık olacağını Sultan' a söyleyen, bu badireyi atlatmak için erzak biriktirmek gerektiğini söyleyen ben Mısır’ın maliye bakanlığında görevlendirildim. Hükmüm verildi... Kör kuyudan, köleliğe oradan zindana giden hayat yolculuğumda bir gün Mısır’ın hüküm koyucusu olmak da varmış.
Her hükme başı eğik razı olan ben şimdi Rabbimin izniyle hüküm veren bir konuma gelmiştim.
Rüya yorumu sonrası aldığım tedbirler sayesinde kıtlık ülkemize uğramadı. Ekinler erzaklar doldu taştı. Bir gün beni kör kuyuya atan kardeşlerim erzak almak için yanıma geldiler. Onlar beni tanımadı, ama ben tanıdım onları... Kardeşim Bünyamin yoktu aralarında. Bir dahaki sefere onu getirmedikleri takdirde erzak alamayacaklarını söyledim. Kardeşime kavuşmak ancak böyle mümkün olabilirdi. Kardeşlerim bunu babam Yakup’a söyleyince benim başıma gelenler aklına geldi. Gönülsüz bir şekilde antlarla yeminlerle Bünyamin'i yanıma getirdiler. Kardeşimin yakıcı hasreti son bulmuştu. Onu yanımda tutabilmek için altın tasımı Bünyamin’in yüküne yerleştirdim. Tam ülkeden çıkmak üzereyken askerler tüm kervanı aradı altın tas Bünyamin’in yükünden çıkınca onu yanımda alıkoymak mümkün oldu, kardeşlerim dirense de “bunun kardeşi de bu işi yapmıştı. “ diye iftira etse de kardeşim yanımdaydı. Gömleğimi diğer kardeşlerimle babama yolladım. Babam “bana bunamış demezseniz ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum. “ dedi. Gömleğimi gözüne sürünce açıldı gözleri.
Gömlek... Kurdun kanıyla boyalı. Ayrılığın, yıllar süren hasretin habercisi.
Gömlek... Arkadan yırtık. Baştan sonra tüm gövdesi Yusuf’un masumiyetine tanık.
Gömlek... Yusuf’un kokusuyla dolu. Yakub’un gözünün nuru, kalbinin sürûru... Vuslatın habercisi. Firkatin bitişi...
Tüm kardeşlerimle birlikte Mısır'a geldi babam. Yıllardır içimde kanayan yaram bağladı kabuk. Hasretler kavuştu birbirine. Ayrılık ateşi cehennem narı gibiydi. Vuslat gerçekleşti. Babam kardeşlerim hep birlikte beni selamlarken rüyamın tecellisi böylece gerçekleşti...
Ben Yusuf, rüyayla başladı, rüyayla devam etti rüyayla hitama erdi hikayem. Kör kuyulara atıldım yok pahasına mezatlarda satıldım. Köle oldum efendime. Zindanlara atıldım. Oradan Sultanlığa ulaştım. Bu hikaye benim hikayem, ama herkesten bir parça var içinde ...
Sümeyye Öztaş
Edebiyatçı Yazar