Dünya

KOR ATEŞ

 

KOR ATEŞ

“Ben ondan üstünüm. Beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın. “ dedi İblis ve isyanın ilk kıvılcımını yaktı bu sözüyle... İnsanoğlu daha cana kavuşmadan, dünya macerasıyla buluşmadan ilk ve en büyük düşmanını edinmişti bile. Daha haberi olmadan, ruhu bedenine dahi konmadan başlamıştı şeytanla hasımlığı.

Peki İblis bu kadar itaatkar iken, onu bu isyana, bu meydan okumaya, bu düşmanlığa iten şey neydi? Neydi insanı dünya sürgünü yapacak hikayedeki rolü?

Şeytan Rabbinin çamurdan yaratılmış bir varlığa secde etmesini istediğinde “kibir” damarı kabarmış,  aklınca kendi yaratımının üstün olduğu yanlış çıkarımına varmış ve işi kendi yaratıcısına karşı cedelleşmeye kadar götürmüştü. Ve isyan bayrağını çeken İblis topraktan yaratılan insanoğlunu yoldan çıkaracağına dair yemin ettikten sonra huzurdan kovulmuştu. “Onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın demişti.” Kendi itaatsizliğiyle kalmamış, insanı da yoldan çıkaracağına dair antlar yeminler içmişti. Kibrin kor ateşi onu yakıp kavurmuştu. “Ben ateşten, o topraktan...” deyip durmuştu. Ve o bu ateşle herkesi yakmaya, kavurmaya karar kılmıştı.

İnsanın şeytanla ve onu isyana sürükleyen “kibir” duygusuyla olan imtihanı ilk insandan son insana kadar devam edecek. İlk peygamber Hz. Adem'in oğlu Habille Kabil'in Allah'a sunduğu kurbanlardan Habil’in kurbanının kabul olması ve bunun sonunda Kabil'in hırsıyla kardeşini ölüme gönderecek cinayeti işlemesinin ardında da bu duygu var.

Firavun'un “Ben sizin çok yüce Rabbinizim.” demesinde de. Karun'un “Bu servet bana ancak ilmim sayesinde verilmiştir.” sözünde de. Ebu Leheb'in soyuyla; Karun'un servetiyle övünmesi de bu duygunun yakıcılığından kaynaklanır.

Tüm bu ifadeler, duygular içteki kor ateşin dile gelmesidir.

Benlik, kibir, hırs, üstünlük zannı...Ne dersek diyelim. Etrafımız, benliğimiz, günlük yaşamımızla İblis'in huzurdan kovulduğu duyguyla çok ünsiyet kurmuş haldeyiz. Oysa toprak gibi tevazu sahibi olup nice güzellikleri bağrımızda büyütmek Adem gibi insan olmak varken, ateş gibi olup hem kendi iç dünyamızı hem de çevremizi yakıyoruz.

Bilge şair Yunus Emre:

“ Bir avuç toprak

Biraz da suyum ben

Neyimle övüneyim.

İşte buyum ben. “

derken bize hem varoluşsal gerçekliğimizi hatırlatmış hem de tevazunun doruklarını göstermiştir.

Hiçlik makamı en güzeliyken herkes üstünlük yarışında.

Kendi değerimizi başkalarını küçük görerek inşa etmeye başladık.

Bu inşa süreci bizi sahte bir benlik algısına götürdü.

Bu benlik algısıyla içimizde birer put inşa edip ona tapınmaya başladık.

Bu putlar mal, mülk, şan , şöhret, makam süsleriyle bezeli. Hz. İbrahim'in elindeki baltayla putları kırdığı gibi bu putları kırmazsak huzur bulamayacak kalbimiz.

“Kibir bele bağlanan bir taş gibidir, onunla ne yüzülür, ne uçulur.” der. Hacı Bayram Veli. İnsan üstünlük, farklılık gibi zanlarından kurtulmadıkça kendini hayırlı gördükçe aşağılara düşmeye mahkumdur.

İçimizdeki kibri törpülemeden, gönlümüzü tevazu ile cilalamadan, benlik kavgasından vazgeçmeden ruhumuz huzur bulmayacak. Yine öğüdümüzü Yunus'un gönle dokunan şiirinden bir parçayla alalım.

“Yüce tahta binenler yere düşdü.

Yüce benim diyene sinek üşdi.”

Selametle...

Edebiyatçı Yazar

Sümeyye Öztaş