Son Dakika

Korku Panayırında Uyanmak

Korku Panayırında Uyanmak

Kıymetli okurum, gel biraz dertleşelim ama bu kez maskeleri, unvanları ve o bitmek bilmeyen haber bültenlerini kapının dışında bırakalım. Şöyle bir etrafına baksana; sanki dünya devasa bir tiyatro sahnesi ve biz de sürekli bir sonraki perdeyi korkuyla bekleyen, nefesi kesilmiş seyirciler gibiyiz.

Aslında devlet dediğin yapının kâğıt üzerindeki görevi bellidir: Kamu hizmeti. Ama işin görünmeyen, o kadim ve karanlık bir görevi daha vardır: İnsanı korkuyla yönetmek. Neden mi? Çünkü korku büyüdükçe insanın o geniş düşünme alanı daralır, küçülür; sorgulayan o pırıl pırıl bilinç yerini sadece "nasıl hayatta kalırım?" diyen telaşlı, ilkel bir zihne bırakır. Şu an dünyada maruz kaldığımız her şey; virüslerden savaş senaryolarına, UFO iddialarından sistemli çevre katliamlarına kadar her şey tek bir merkezden üzerimize boca ediliyor. Bilmelisin ki, korkuyla inşa edilen her kale, gerçeği gören tek bir gözün bakışıyla yerle bir olur; çünkü karanlık, ışığa karşı savaşmaz, sadece onun yokluğunda var olabilir.

Tam bu tedirginliğin ortasında, Ankara’da, ODTÜ’nün orta yerinde Türk bayrağına saldırılıyor. Orada sadece bir öfke patlaması yoktu; verilmek istenen mesaj, devlet otoritesinin zayıfladığı hissi üzerinden sizi savunmasız bırakmaktı. Devletleri yönetenlerin tarzı bazen budur: İhtiyacı olanı önce kırar, sonra ona sahip olur. Tıpkı Musa karşısındaki Firavun’un yaptığı gibi... Ama uyanmış bir bilince bu "kırarak yönetme" taktiği asla işlemez. Çünkü sistem seni kırmak için saldırır, çünkü kırılan teslim olur; oysa uyanmış bilinç kırıldıkça dağılmaz, her çatlağından dünyaya daha güçlü bir ışık sızdırır. Onu ne kadar zorlarsan o kadar yükselir, ne kadar bastırırsan o kadar erişilmez olur. Tıpkı İsa’nın vakur duruşu gibi; bedenini sarsabilirsin ama ruhuna asla dokunamazsın.

Peki, bizi ne yoruyor biliyor musun? Yaşadıklarımız değil; çoktan bitmiş, miadı dolmuş o ağır duyguları hala sırtımızda taşımaya çalışmamız. O yükü bir bıraksan, sistemin seni nasıl eksilttiğini ilk kez bu kadar net göreceksin. Bugün dünyadaki o ağır bunalımın tek sebebi, insanların farkındalık eşiklerini geçmelerine müsaade edilmemesidir. Sosyal medyayla, televizyonlarla uyanış engelleniyor. Ama şunu unutma: Dünyayı yöneten odaklar ya da o devasa devlet aygıtları ne kadar korku salarlarsa salsınlar, gerçeği gören gözler için o kuleler sadece kâğıttan ibarettir. Dünyayı yönetenler korkuyu bir dil olarak öğrettiler; biz ise gerçeği görerek sevgiyi bir devrim olarak yaşayacağız.

Benim de yıllardır bu köşeden size seslenme sebebim tam olarak budur: Gelin hep birlikte o kirli korku dilini bırakıp sevgi dilini inşa edelim. Korku iklimini ancak bilinçli ellerle bertaraf edebiliriz. Şimdi kendine şu soruları sormanın vakti gelmedi mi:

·         Sırtında taşıdığın bu yorgunluk sana mı ait, yoksa bir merkezden üzerine boca edilen krizlerin bir mirası mı?

·         Kırıldığında birilerinin seni tamir etmesi için mi bekliyorsun, yoksa o çatlaklardan sızan ışığı takip edip kendi yolunu mu çiziyorsun?

·         Gerçekten ilerliyor musun, yoksa her yeni korkuyla sadece yerinde mi sayıyorsun?

·         Sahne kapandığında, kendi sessizliğine hükmedip "ben kendimi geri aldım" diyebilecek kadar cesur musun?

Düşün bakalım; sen şu an bir "hayatta kalma" mücadelesi mi veriyorsun, yoksa gerçeği gören o gözle kendi kaderini yeniden mi yazıyorsun? Cevabı bulduğunda, artık kimseyi duymayacaksın... Sadece kendi özgürlüğünün sesini dinleyeceksin. Ve işte o ses, koca dünyayı sevgiye boğacak; ortada ne korku kalacak ne de savaş senaryoları, ne çıkar ilişkileri ne de güç gösterileri... Sadece sevgi yönetecek.

Yazar Soner Atabek

soneratabek@bilgigazetesi.org