Son Dakika

KURBANIN VEDASI, İNSANIN DOĞUŞU

KURBANIN VEDASI, İNSANIN DOĞUŞU

Sevgili okuyucum, bugün sizinle ruhun en kötü köşelerinde saklanan, konuşulması zor ama bir o kadar da hayati bir konuyu paylaşmak istiyorum. Anlatacaklarım üzerine sizin de kendi derinliklerinizden gelen düşüncelerinizi benimle paylaşmanızı gönülden bekliyorum; çünkü görüyorum ki bazen birinin gidişi yas tutulacak bir kayıp değil, yıllardır nefesi kesilen bir ruhun dünyaya attığı bir çığlıktır.

İnsan nefes almayı bazen bir görev, bazen bir yük, bazen de bir mucize olarak görür. Ancak bazıları için gerçek anlamda nefes almak, ancak bir başkası son nefesini verdiğinde mümkün olmaya başlar. Bunu dile getirmek ya da kâğıda dökmek bile zordur çünkü toplumun "ölüye saygı" duvarına çarpar. Oysa gerçek saygı, o duvarın altında ezilen ruhun hayatta kalma çabasına gösterilmelidir. Yıllarca birinin gölgesinde yaşamak sadece güneşin ışığından mahrum kalmak değil, kendi gölgeni bile tanıyamaz hale gelmektir. O kişi gittiğinde evde oluşan o devasa boşluk aslında bir eksiklik değil, ruhun kendine yer açmasıdır. O gidince odadaki hava ağırlaşmadı, aksine hafifledi; çünkü artık kimsenin onayına ihtiyaç duymadan nefes alabiliyordum.

Yıllardır tetikte bekleyen, her ayak sesinden irkilen, her kapı gıcırtısında savunma kalkanı örten o içsel mekanizma birden durur. O an duyulan sessizlik aslında bir cenaze töreni değil, ruhun terhisidir. İnsan aynaya baktığında o itiraf edilemez ferahlığı görür ve ürperir... "Kötü biri miyim?" düşüncesi zihninde cirit atar.

Hayır, değilsin. Ölenin ardından tutulan yas, sadece onun yokluğuna değil, bizim onda kaybettiğimiz yıllaradır. Kendimi suçlamayı bıraktığım an aslında ona olan borcumu da ödemiş oldum. Bir zorbanın, bir manipülatörün ya da hayat enerjini bir sülük gibi emen o varlığın gidişine şükretmek seni zalim biri yapmaz ama "hayatta" tutar. Bana yaşattığı korku, o fiziksel olarak yokken bile duvarlarda asılı kalıyor; özgürlüğümden utanmamı bekleyen bir el gibi. Vicdan bazen kendini acıyan bir yargıçtan ziyade, hayatta kalan bir savaşçının bitkin tebessümüdür. Bizler celladımızın gidişine sevinmiyoruz; aslında içimizde her gün biraz daha ölen o küçük çocuğun yeniden nefes almasına şahitlik ediyoruz.

Bu bir Anka kuşu masalı değil! Bu, enkazın altından tırnaklarıyla kazıyarak çıkan bir insanın hikayesidir.

Yıllarca süren bu esaret, gidenin fiziksel varlığından çok, yarattığı o ağır otoriteyle ruhu zincirler. Kapı kapandığında hissedilen o tuhaf hafiflik bir lütuf değil, her gün parça parça ödenen bedellerin gecikmiş bir iadesidir. Kurban sıfatını bir kenara bırakıp sadece "insan" olarak nefes almaya başlamak vicdanın bir ayıbı değil, haysiyetin yeniden kazanılmasıdır. Bazı gidişler toprağa gömülen bir bedenden fazladır; onlar üzerimize yığılan bir tavanın kaldırılması gibi bir histir. Gökyüzünü ilk kez gören bir mahkûmun gözleri nasıl kamaşırsa, o gidişin ardından senin de ruhun öyle kamaşır. Ve bu kamaşma senin en doğal hakkındır.

Bazı vedalar bir hayatın trajik sonu değil, mahvolmuş birçok hayatın tek meşru başlangıcıdır. Unutmayın ki en büyük özgürlükler, en ağır sessizliklerin bitimiyle başlar.

Esen kalın, sağlıcakla kalın. Tekrar görüşmek dileğiyle…

Yazar Amine Demir