Son Dakika

Ne Zaman Bu Kadar Tahammülsüz Olduk?

Ne Zaman Bu Kadar Tahammülsüz Olduk?

Sevgili okuyucum, bugünkü olay çok canımı sıktı. Çok üzüldüm bu konuya. Fethiye’den gelen o acı haber benim de moralimi altüst etti. Öyle ki sormadan edemiyorum: Biz ne zaman bu kadar tahammülsüz olduk? Ne zaman bu kadar çok şiddet düşkünü bir toplum haline geldik?

Altıüstü bir bahçe kapısının gıcırtısı... Bir insanın hayatı, bir ailenin paramparça olması bu kadar ucuz, bu kadar basit bir nedene nasıl bağlanabilir? Günlük hayatın getirdiği stres, ekonomik zorluklar ya da kişisel bunalımlar hiçbir şekilde bu cinnet halini haklı çıkaramaz. Biz aynı mahallede, aynı sokakta birbirimizin külüne muhtaç yaşayan bir toplumdan, en ufak bir sese tahammül edemeyip komşusuna tüfek doğrultan bir kitleye ne ara dönüştük?

Bu trajedinin bize gösterdiği en can acıtıcı gerçek, öfkemizin artık bir fren mekanizmasının kalmamış olmasıdır. Anlık bir parlama; komşuluk hukukunu da, insan hayatının değerini de bir anda yok sayabiliyor. İşte tam da bu noktada, o anlık öfkeyi geri dönülmez bir felakete dönüştüren ikinci büyük sorun çıkıyor karşımıza: Bireysel silahlanma.

Öfke anlık bir duygudur; bağırırsınız, tartışırsınız ama bir süre sonra durulursunuz. Ancak o öfke anında elinizin altında, kolayca ulaşabildiğiniz bir ateşli silah varsa o anlık delilik kalıcı bir cinayete dönüşür. Silaha erişimin bu kadar kolay olması, toplumun bağrındaki bu tahammülsüzlük fitilini her an ateşlemeye hazır birer pime çeviriyor.

Peki, şimdi ne olacak? Bir aile babası toprağa verilecek; bir anne ve gencecik bir kız çocuğu hem bedenlerinde hem de ruhlarında hiç kapanmayacak yaralarla yaşamaya çalışacak. 70 yaşına merdiven dayamış bir adam ise ömrünün son yıllarını dört duvar arasında, muhtemelen bir anlık öfkesinin bedelini düşünerek geçirecek. Değdi mi? Bir kapı sesi için, bir anlık gurur veya inat için bir hayatı karartmaya, kendi hayatını da yok etmeye değdi mi?

Bu soruların cevabını sadece o katil zanlısı değil, hepimiz vermek zorundayız. Çünkü bu tahammülsüzlük sarmalı hepimizi yavaş yavaş yutuyor. Trafikte korna çaldı diye birbirine saldıranlar, sokakta "yan baktın" diye kavga edenler, evinde gürültü yaptı diye komşusunu vuranlar... Hepimiz aynı cinnet ikliminin havasını soluyoruz.

Artık silkelenip kendimize gelme vakti geldi de geçiyor. Yasaların, denetimlerin ve cezaların en ağır şekilde uygulanması şart; bireysel silahlanmanın önüne set çekilmesi bir zorunluluk. Ancak her şeyden önce o kaybettiğimiz insani değerleri; hani o her fırsatta övündüğümüz komşuluk ilişkilerini, hoşgörüyü ve sabrı yeniden hatırlamak zorundayız. Yoksa çok uzağa gitmeye gerek yok; yarın bir başka sokakta, bir başka incir çekirdeğini doldurmayacak mesele yüzünden yine aynı acıyı konuşuyor olacağız.

Çünkü hayat, bir anlık öfkeye kurban edilemeyecek kadar kısa ve kıymetli.

Sevgiyle kalın, hoşgörüyle kalın. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle...

Yazar: Amine Demir

aminedemir@bilgigazetesi.org