Son Dakika

Neden Öldürüyoruz İnsanları?

Neden Öldürüyoruz İnsanları?

Değerli okuyucum, bu yazı biraz canını yakabilir. Çünkü bugün, sadece dışarıdaki büyük felaketleri değil, içimizde her gün işlediğimiz sessiz cinayetleri konuşacağız. Bazen kendi vicdanımıza, bazen de yanı başımızdaki insana yönelttiğimiz öfke, görmezden gelme ve sevgisizlik bıçaklarını konuşacağız. Aynayı dış dünyaya değil, direkt kalbimizin en karanlık köşelerine tutuyoruz. Haydi, gel birlikte bakalım...

İnsanlar çok gergin, kabul edelim. Hepimiz öfkeliyiz. Bir bakıyorsun, evet, onun o öfkesini anlıyorsun; ama bu içindeki fırtına nasıl oluyor da bir başkasına saldırıya, paramparça etmeye, yok saymaya dönüşüyor? Ne ara bu kadar yalnızlaştık? Ne oldu bize de, birbirimizi yavaş yavaş öldürür hâle geldik?

Evet, bazen gerçekten öldürüyoruz. Bir beden acıyla toprağa düşüyor. Ama inan ki, çoğu zaman bunu sessizce yapıyoruz. Birini görmezden geliyoruz, susturuyoruz, küçücük düşürüyoruz… Kelimelerle, o buz gibi suskunlukla, o derin ilgisizlikle. Bazen de kendimizi o kadar kaybediyoruz ki; o mal için, o para için, o geçici güç için…

Tasavvufta ne güzel söylerler: İnsan, önce içindeki merhameti öldürürse, dışarıda can almaya başlar. Çünkü bizim nefsimiz, her bastırılan sevgide biraz daha büyür; her affedilmeyen acıda biraz daha kararıp taşlaşır.

Psikoloji bu durumu "yansıtma" diye açıklıyor: İçimizde biriken o bastırılmış korkular, o derin suçluluklar, başkalarının üzerine zehir gibi dökülüyor.

Felsefe ise bu durumu en basit haliyle soruyor: İnsan, kendi özünü unuttuğunda "ben" dediği o büyük zannın esiri olur. Oysa "ben" ile "sen" arasındaki o duvarlar, sadece bizim zihnimizde örülü. Unutma, birini öldüren, aslında kendi içindeki o en saf insana kıyar.

Ve işte yozlaşma tam o anda başlar. Kendini haklı sanır, en doğru yolda olduğunu düşünür ama aslında yönünü kaybetmiştir. Kendisini var eden o büyük hakikate yabancılaşmıştır. Öfke, sevgiden uzak kalmanın en kolay, en ucuz mazeretidir. Ruhun sessiz kalışı, insanın en gürültülü, en büyük suçudur.

Birini öldürmek, yalnızca bir bıçağı değil, bir karanlık düşünceyi de savurmaktır. "Ben haklıyım" diyerek bir kalbi susturmak da bir öldürmedir. Birinin sesini, bir çocuğun o kırılgan güvenini, bir annenin duasını yok etmek de öyle. Biz her gün bunu yapıyoruz; ne yazık ki farkında bile olmadan. Birini öldüren el, aslında kendi vicdanının sıcaklığına dokunamaz hâle gelmiş çaresiz bir eldir.

Şimdi bu yazıyı bitirirken, gel bir de birbirimizin gözlerine bakalım: Biz kimi, nasıl öldürüyoruz? Acıtan sözlerimizle mi, buz gibi suskunluğumuzla mı, yoksa bizi tüketip bitiren o büyük sevgisizliğimizle mi?

Sevgili okuyucum, bu ağır soruyu kalbinde taşıyarak ayrılmanı rica ediyorum. Cevabı bulmak zor, ama sormaya devam etmek zorundayız. Unutma, en büyük merhamet önce kendi ruhumuza gösterdiğimizdir. Yüreğin ışığı daim olsun.

Başka bir konuda, başka bir zaman, yine samimiyetle karşınızda olmak dileğiyle... Hoşça kal.

Yazar Aylin Bayrakdarlar

 aylinbayrakdarlar@bilgigazetesi.org