Son Dakika

Öz Bakımın Gerçek Hali: Ruhun Tozunu Almak

Öz Bakımın Gerçek Hali: Ruhun Tozunu Almak

Değerli Okurlarım,

Öz bakım denildiğinde aklınıza gelen ilk görüntüler; lüks kremler, maskeler ve dış güzelliğe yapılan yatırımlar mı? Oysa bu yazıda, ben size öz bakımın çok daha derin ve içeriden bir eylem olduğunu hatırlatıyorum. Gerçek öz bakımın, sınır çizebilmek, kırgınlığı kabul etmek ve kendi iç sesimizi dinlemekle başladığı bu samimi yolculukta, ruhumuzun tozunu nasıl alacağımızı hep birlikte keşfedeceğiz.

Öz bakım deyince aklımıza genellikle hep aynı sahneler gelir: Aynada kendine gülümseyen biri, yüz maskesi sürmüş, saçlarını tarayan, yeni aldığı parfümü bileğine sıkan bir kadın ya da adam... Sosyal medyanın parlatılmış dünyasında, “öz bakım” hep dışarıya dönük, hep estetik bir çaba gibi sunuluyor. Ama ben bu kelimeyi duyduğumda, nedense o kadar pürüzsüz bir tablo canlanmıyor gözümde. Benim aklıma “öz bakım” dendiğinde, bana saygısızlık eden insanlar geliyor. Enerjimi çalan, beni kendimden soğutan, hayatıma haddinden fazla müdahale eden insanlar...

Kendimi açıklamak zorunda kaldığım anlar, yanlış anlaşıldığım diyaloglar, “sen de çok alıngansın” cümlesiyle hafife alınan duygularım... Evet, ne yazık ki bana göre öz bakım bunların ortasında bir yerlerde başlıyor: kendini savunmakla, sınır çizmekle, ‘hayır’ diyebilmekle. Krem sürmek, parfüm sıkmak elbette güzel. Ama insan, içini temizlemeden dışını süsleyince bir yerden sonra aynadaki görüntüye bile yabancılaşıyor. Öz bakımın, iç sesini duymakla, kendi kırgınlığını fark etmekle, hatta bazen ağlamaya izin vermekle başladığına inanıyorum. Çünkü bir noktadan sonra, “iyi görünmek” değil, “iyi hissetmek” istiyorsun.

Bazen günün sonunda bir bardak çay alıp sessizce oturmak bile öz bakım. Telefonu sessize almak, ulaşılmamak, bir mesajı hemen yanıtlamamak bile öz bakım. Kendini toparlamaya değil, dağınık hâlinle de sevmeye izin vermek... İşte bu, bence en derin öz bakım biçimi. Biz çoğu zaman “kendine bakmak” cümlesini dış kabuğumuza uyguluyoruz. Ama içimizdeki çocuğa ne zaman baktık? O çocuk kaç kez “beni dinle” dedi de biz duymadık?

Hayatın hengâmesinde, işlerin, ilişkilerin, sorumlulukların arasında bazen kendi içimize yabancılaşıyoruz. Kendine bakmak demek, biraz da bu yabancılığı fark etmek, “ben buradayım” diyebilmek demek.

Son zamanlarda anladım ki öz bakım, sadece rahatlamak değil; bazen rahatsız olmayı göze almak. Biri seni incittiğinde “sorun yok” dememek. Kırıldığında “önemli değil” diye bastırmamak. Kendi sessizliğini, kendi öfkeni, kendi yorgunluğunu ciddiye almak. Kısacası, kendi duygularına ev sahipliği yapmak. Birileri için iyi görünmek, iyi kokmak, iyi davranmak artık bana öz bakım gibi gelmiyor. Benim öz bakımım, kimseye kendimi açıklamak zorunda kalmadığım bir hayat kurmak. Kendimi anlatmadan da anlaşılmayı beklememek.

Kendime dönüp, “Bugün gerçekten neye ihtiyacım var?” diye sormak. Ve cevabı ne olursa olsun, o ihtiyacı küçümsememek.

Öz bakım, bazen insanlardan uzaklaşmak. Bazen geçmişe dönüp içten bir “artık tamam” diyebilmek. Bazen sadece sessizlikte kalmak. Çünkü sessizlik, çoğu zaman en şifalı şeydir.

Kendini dinleyebildiğin o sessiz anlarda fark edersin:

Hiçbir krem, hiçbir parfüm, hiçbir marka elbise ruhuna dokunamaz. Ama bir “kendini affetme” anı dokunur. Bir “sana haksızlık yaptılar ama sen yine de nazik kaldın” fark edişi dokunur. Ve işte o zaman, gerçekten öz bakım yapmış olursun.

Sevgili okur,

Eğer bugün biraz yorgunsan, biraz eksik, biraz kırgınsan... Unutma, öz bakım her zaman bir eylem değildir. Bazen sadece durmaktır. Nefes almaktır. Bir köşede sessizce kendini sarmaktır. Ve evet, bazen hiçbir şey yapmamaktır.

Çünkü bazen hiçbir şey yapmamak, kendine yapılacak en güzel iyiliktir.

...Sevgili okur,

Eğer bugün biraz yorgunsan, biraz eksik, biraz kırgınsan... Unutma, öz bakım her zaman bir eylem değildir. Bazen sadece durmaktır. Nefes almaktır. Bir köşede sessizce kendini sarmaktır. Ve evet, bazen hiçbir şey yapmamaktır.

Çünkü bazen hiçbir şey yapmamak, kendine yapılacak en güzel iyiliktir.

Unutmayın; en kıymetli hazineniz, kendi iç huzurunuzdur. Ona sahip çıkın, sınırlarınızı koruyun ve sessizliğin şifasını kucaklayın.

Yüreğinizle iyi bakın, bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle...

Yazar Evin Kalçık

evinkalcik@bilgigazetesi.org