Özgürlüğün Sınırlarını Kim Çiziyor? Kadınlar, Kendilerine İzin Verildiği Kadar mı Konuşuyor?
Özgürlüğün Sınırlarını Kim Çiziyor? Kadınlar, Kendilerine İzin Verildiği Kadar mı Konuşuyor?
Geçtiğimiz günlerde küçük bir toplantıya katıldım. Salonda saygı duyduğum, fikirlerine değer verdiğim hocalarım vardı. Konu dönüp dolaşıp yine hepimizin yüreğinde bir yara olan meseleye geldi: kadın hakları.
Orada değerli bir hocam şöyle dedi: “Kadınlar, kendilerine izin verildiği kadar konuşabiliyor.” O cümle havada asılı kaldı. Kimse hemen cevap veremedi. Çünkü hepimiz biliyorduk, bu sadece bir söz değil; toplumun sessizce kabul ettiği bir gerçekti. Bugün hâlâ, bir kadının sesinin duyulması için önce izin gerekiyor. Hâlâ bazıları, kadının konuşmasını “fazla” buluyor; gülmesini, giyinmesini, karar vermesini sorguluyor. Kadınlar, “özgürsün” denilse de o özgürlüğün sınırlarını başkaları çiziyor.
Oysa her gün onlarca kadın öldürülüyor, kimisi tehdit ediliyor, kimisi korkuyla yaşıyor. Kimi “susarsa kurtulur” sanıyor, kimi “konuşursa kaybeder”.
Ama aslında susmak da, konuşmak da aynı bedeli ödetiyor bu toplumda. Kadın haklarından söz ederken hep bir “ama” ile başlayan cümleler kuruluyor: “Kadınlar tabii ki haklı ama…” “Evet eşitlik olmalı ama…”
O “ama”lar, yıllardır kadınların omuzlarına yüklenen görünmez zincirlerin sesi. Artık o zincirlerin sesi değil, kadınların sesi duyulmalı. Çünkü kadın hakları, bir lütuf değil. Bir “izin” meselesi hiç değil. Kadınların konuşmasına, gülmesine, var olmasına kimsenin izni gerekmez. Eğer bir toplumda kadınlar hâlâ öldürülüyorsa, tehdit ediliyorsa, susturuluyorsa… Orada adalet, özgürlük ve insanlık da susturulmuş demektir.
Belki de artık sormamız gereken soru şu: Kadınlar konuşmuyor mu, yoksa biz onları duymamayı mı tercih ediyoruz? Çünkü her susturulan kadın sesi, bir toplumun vicdanında yankılanır.
Bir kadının sesi kesildiğinde, bir çocuğun geleceği eksilir, bir evin ışığı söner. Kadınların susturulduğu bir yerde umut da sessizleşir.
Bir ülkenin ilerlemesi, sadece ekonomisiyle, siyasetiyle ya da teknolojisiyle ölçülmez. O ülkenin kadınları ne kadar güvende, ne kadar özgür, ne kadar eşit yaşıyorsa, gerçek medeniyet de orada başlar. Bir kadın korkmadan sokağa çıkabiliyorsa, gece evine dönerken arkasına bakmak zorunda kalmıyorsa, bir kadın düşüncelerini dile getirdiğinde “fazla konuşuyor” denmiyorsa, bir kadın hayal kurduğunda, o hayali gerçekleştirmesi “ayıp” sayılmıyorsa işte o zaman eşitlikten söz edebiliriz.
Kadınların sesi, bir toplumun kalp atışıdır. O ses sustuğunda, adalet de sessizleşir, vicdan da. Ama her kadın, konuşarak, direnerek, var olarak yeniden o sesi yükseltiyor. Bugün bir kadın konuştuğunda, belki yüzlercesine cesaret oluyor. Ve o cesaret, bir gün bu sessizliği tamamen yıkacak.
Unutmayalım: Kadın hakları, bir talep değil; insan olmanın doğal hakkıdır. Ne bir ödül, ne de bir ayrıcalıktır. Kadınlar konuştuğunda dünya daha adil, daha güzel, daha yaşanabilir bir yer olur.
Ve benim sevgili hemcinslerim, hayat size her daim güzellikleri ile gelsin... :)
Yazar Evin Kalçık