PARDON, MASKENİZ DÜŞTÜ!
PARDON, MASKENİZ DÜŞTÜ!
İnsanlar genel olarak nankördür, değişkendir, içten pazarlıklıdır. Tehlikeden kaçarlar, kazanca ise taparlar. İşleri tıkırındayken, onlara fayda sağladığın sürece etrafında pervane olurlar; ama çıkarları bittiği an seni ilk satacak olanlar da yine onlardır. Hatta öyle ki insanoğlu babasının ölümünü unutur da elinden giden mirası asla unutmaz!
Nasıl fazla mı sert geldi? Yüzünün aldığı o ifadeyi, "Bunu bana nasıl söylersin?" diyen bakışlarını görebiliyorum.
Hemen savunmaya geçme; çünkü bunları ben değil, Machiavelli söylemiştir.
Ama yanlış anlaşılmasın; bunları benim de söylemeyeceğimden değil, söylemeye cesaret edemeyeceğimden ise hiç değil! Sadece, tarihin en gerçekçi adamının asırlar öncesinden yaptığı bu tespitlerin, bugün etrafıma baktığımda hâlâ nasıl tıkır tıkır işlediğini görünce hakkını teslim etmek istedim.
Hoş geldin sevgili okuyucum. Bugün seninle, o her gün yüzümüze taktığımız "iyi insan" maskelerini biraz deşeceğiz.
Her sabah evden çıkarken aynaya bakıp "Ben iyi bir insanım" telkinleriyle kendimizi kandırmayı seviyoruz. Ama hadi dürüst olalım; menfaat gemisinin kaptanı olmayan kaç kişi kaldı etrafımızda?
Bugün adına "dostluk", "bağlılık" ya da "vefa" dediğimiz o süslü kavramların raf ömrü, karşı tarafın bizden alacağı fayda tükenene kadardır. İş hayatından tutun da en yakın arkadaşlık ilişkilerine kadar bu böyledir. Telefonunuz çaldığında içinizden yükselen o "Acaba yine ne isteyecek?" sorusu var ya; işte o soru, içinizdeki küçük Machiavelli’nin ta kendisidir. Karşınızdaki insan sizin yetkinliklerinizden, konumunuzdan ya da sadece dinleyici kulağınızdan beslendiği sürece yanınızdadır. Besin zinciri koptuğu an, doğadaki o vahşi kanun devreye girer: İlk terk eden, en çok beslenen olur.
Peki, suçlu sadece "başkaları" mı? Tabii ki hayır. Biz de sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Kendi çıkarlarımız tehlikeye girdiğinde nasıl da birer "strateji uzmanına" dönüştüğümüzü, gemimizi kurtarmak için kimleri limanda bıraktığımızı en iyi kendimiz biliriz. Fedakârlık dediğimiz şey bile çoğunlukla günün sonunda vicdanımızı rahatlatmak veya "Bakın ben ne kadar iyi niyetliyim" imajını beslemek için ödediğimiz bir tür duygusal rüşvettir.
Machiavelli’nin yüzyıllar öncesinden uzattığı bu ayna canımızı yakıyor, çünkü haklı olduğunu biliyoruz. İnsan doğasının bu bencil ve faydacı kodlarını kabul etmek, modern dünyanın o sahte nezaket kurallarına ters düşüyor. Ama gerçeği görmek de tam olarak bunu gerektirir: Doğruyu kabul etmek için önce canının yanmasını göze alacaksın.
Belki de herkesi olduğu gibi kabul etmenin, kırılmamak için beklentileri sıfırlamanın ilk kuralı bu acı gerçekle barışmaktır. İnsanları kusursuz melekler olarak görmeyi bıraktığımızda, uğradığımız hayal kırıklıkları da birer sürpriz olmaktan çıkacaktır.
Esen kalın, sağlıcakla kalın. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle...
Yazar: Amine Demir