Son Dakika

RUHUN DİNLENME DURAĞI

RUHUN DİNLENME DURAĞI

Sevgili okuyucum, geçenlerde öyle bir insanla, öyle nadir bir ruhla yollarım kesişti ki; sanki daha önce farkında dahi olmadığım bir hakikate gözlerimi açmış gibi hissettim. Bir zihin uyanışı, içten içe derin bir haz barındıran sessiz bir aydınlanmaydı bu. Çünkü hayatın koşturmacası içinde unuttuğumuz ya da ihtimal dahi vermediğimiz o saf bağın, o çabasız anlaşılma halinin aslında mümkün olduğunu bizzat deneyimledim.

Hayatta öyle az insana rastlarız ki, onların karşısında oturup konuşmak bir iletişim çabasından ziyade ruhun ve zihnin dinlenme anına dönüşür. Gündelik ilişkilerin üzerimize yüklediği o gizli "zihinsel tercüme" gereksinimi birdenbire biter. Sözlerinizi seçmek, kendinizi tam anlamıyla ifade edebilmek için zihninizi yormanız gerekmez; kurduğunuz tek bir yarım cümleden ya da verdiğiniz sessiz bir es'ten ne hissettiğinizi saniyeler içinde süzerler. Ne düşündüğünüzü uzun uzun açıklamak zorunda kalmadığınız o nadir güven alanı, insanın üzerindeki en ağır yük olan "anlaşılma çabasını" ve devasa bilişsel yükü bir anda çekip alır.

Böyle insanların yanında, toplumun bize kattığı o görünmez kalkanlar ve sosyal etiketler bir bir sıyrılır. Kim olduğunuzu, ne olmak istediğinizi veya kim gibi görünmek zorunda kaldığınızı unutursunuz. Sosyal statüler, kartvizitler, meslekler, hatta yaşın ve zamanın getirdiği o amansız baskı anlamını yitirir. Maskelerin yerini çabasız bir şeffaflık alır; nasıl göründüğünüzün kaygısını tamamen kaybedersiniz.

Daha da ötesi, bu etkileşim tüm kalıpları aşar. Cinsiyetin, toplumsal rollerin ve fiziksel varlığın ötesinde, felsefedeki o aşkınlık hali gibi iki yalın bilincin en saf haliyle karşı karşıya geldiği benzersiz bir varoluşsal paylaşım doğar. Bir insanın yanında sadece bir "varlık" olarak durabilmek ve olduğun haliyle koşulsuz kabul olunmak, modern dünyanın insanı mahkûm ettiği karmaşaya verilen en güçlü cevaptır.

İşte tam da bu yüzden sevgili okuyucum, hayatımızda sayıları parmakla gösterilecek kadar az olan bu insanlara karşı farkındalığımızı açık tutmalıyız. Ancak bahsettiğim bu kabul, ruhumuzu hırpalayan ya da bize zarar veren insanları hayatımızın merkezinde öylece kabullenmek demek değil elbette. Bize zarar verenleri ancak kendi sınırlarımızın dışında, yani uzakta bir yerde oldukları gibi kabullenebiliriz. Oysa bu nadir insanların doğasında zaten zerre kadar zarar, çıkar veya ego barınmaz. Onların yanında maskelerimizi düşürmekten ve özümüzle var olmaktan korkmamıza gerek yoktur. Çünkü gerçek bağ, sizi olduğunuz gibi kabul ederken hırpalamayan, değiştirmeye çalışmadan ruhunuza alan açan o iyileştirici varlıkta saklıdır.

Esen kalın, sağlıcakla kalın. Ruhunuzu dinlendirecek o iyi insanlarla karşılaşmanız dileğiyle...

Yazar: Amine Demir

aminedemir@bilgigazetesi.org