Sessizlikteki Huzur
Sessizlikteki Huzur
Değerli okurlarım, bu köşe yazısı, modern insanın aradığı huzur kavramını sorguluyor. Gerçek dinginliğin yalnızca mutlak sessizlikte mi bulunduğunu, yoksa çaba ve mücadele gerektiren içsel bir yolculuk mu olduğunu İrem Günerkan'ın derinlikli kaleminden okuyacaksınız.
Sessizlik, bazen sadece kafamızın içindeki seslerin susmasıdır; bazense duvarlardan gelen homurtuların son bulup beynimizin huzura ermesidir.
Yürüdüğün sokakta kulaklığından gelen bir melodi, duvarların içinden gelen homurtular, ağaç dallarından düşen yaprakların o doğal tınısı, evde pişen sıcacık çorbanın kaynarken çıkardığı hem rahatsız edici hem de huzur verici ses… Ya da tahta kaşığın tencereye çarptığında yankılanan o sert, tanıdık tını…
İnsanın aklına şu soru düşer: "Huzur, sessizlik midir; yoksa artık ses duymaya mecâlin kalmayışı mı?"
Asıl mesele de bu işte. Huzur, insana iyi gelen doğal seslerin bir anda yerini rahatsız edici gürültülere bırakması ve ardından kişinin bu seslerden kaçıp yeniden huzuru aramaya başlamasıdır. Bir yandan problem, bir yandan kaçış ve bolca sabır gerektiren bir yolculuk…
Huzur, pat diye insanın ayağına serilmemelidir; onun için mücadele verilmeli, emek harcanmalıdır. Bu mücadele, ömrün geri kalanının ne kadar konforlu ve dengeli geçeceğini belirler. Huzur, çabasızlığa gelemez; çünkü kıymetli olan, emek verilerek elde edilendir.
Göle taş attığında çıkan o doğal su sesini duymak için, önce doğru taşı bulman gerekir. Ardından kolunu kaldırmalı, büyük bir güçle o taşı suya fırlatmalısın. Suya değdiğinde çıkan ses, işte o andır: Hem emeğin yankısı hem de içsel sessizliğin ta kendisi.
Unutmayın değerli okurlar, huzur bir varış noktası değil, çabayla atılan her adımın tınısıdır. Kendi sessizliğinizin sesini bulmanız dileğiyle... Hoşça kalın.
Yazar: İrem Günerkan.