Tarih Yazıyla (mı?) Başlar
Tarih Yazıyla (mı?) Başlar
YAZAN: Bike S. Demirkız
İnsanlık tarihine dair en yaygın anlatı şudur:
Medeniyet Mezopotamya’da başladı. Yazı bulundu, şehirler kuruldu, tapınaklar yükseldi ve “tarih” sahneye çıktı. Ancak işin tuhaf tarafı şu:
İnsanlığın sahip olduğu en eski yazılı metinleri gerçekten okuduğunuzda, karşınıza bir “başlangıç” çıkmaz. Karşınıza çıkan bir devam hikâyesidir. İşte bu, tüm tarih algımızı sarsan bir durum.
Bugün elimizde bulunan en eski yazılı belgeler, MÖ 4. binyılın sonlarına tarihlenen Mezopotamya çivi yazılı tabletleridir. Bunların en önemlileri arasında:
• Enuma Eliş
• Atrahasis Destanı
• Daha sonra derlenen Gılgamış Destanı yer alır.
Bu metinler genellikle “yaratılış mitleri” olarak etiketlenir. Ancak bu tanım eksiktir. Çünkü bu metinler: dünyayı ilk kez açıklamaya çalışmaz, düşünce üretmez, keşif yapmaz. Aksine, zaten bilindiği varsayılan bir düzeni kayda geçirir. Bu Metinler Okuyucunun Zaten Bildiğini Varsayar. Metinlerin dili şaşırtıcı derecede nettir. Hiçbir giriş yoktur.
Tanrılar tanıtılmaz. Evrenin yapısı açıklanmaz. İnsan neden yaratıldı, tartışılmaz. Şunlar önceden biliniyormuş gibi anlatılır:
Tanrılar kimdir?
Kozmik düzen nasıldır?
Krallık neden kutsaldır?
İnsan hangi amaçla vardır?
Büyük bir tufan zaten yaşanmıştır?
Bu bir “yeni düşünce” dili değil; anımsama dilidir. Metinlerin tonu icat edenden öte, aktaranın tonudur.
Yazının Ortaya Çıkışı bile derin geçmişe işaret eder. Yazı bir anda icat edilmez. Çünkü bir toplumda yazının ortaya çıkabilmesi için öncesinde:
• Gelişmiş sözlü dil,
• Soyut sembol düşüncesi,
• Standartlaşmış anlamlar,
• Uzmanlaşmış sınıflar (kâtipler),
• Kuşaklar boyunca aktarılan sözlü gelenek olması gerekir.
Ancak Mezopotamya’da yazı ortaya çıktığında, ilk kaydedilen şeyler: teoloji, kozmoloji, tanrısal yasa, tufan anlatıları, krallığın gökten inişi olmuştur. Yani yazı, düşüncenin doğduğu an değil; olgun bilginin arşivlenme anıdır.
Erken Sümer tapınakları ve zigguratlar: rastgele inşa edilmemiş, amatörce tasarlanmamıştır. Birçok semboller mevcuttur. Üstelik, milimetrik astronomik hizalamalara sahiptir, kutsal geometri kullanır, kozmik düzeni yansıtır, binlerce insanın koordinasyonunu gerektirir.
Böylesi bir mimari ve sembolik sistem, bir gecede ortaya çıkmaz. Taşta gördüğümüz şey, çok daha eski bir zihinsel mimarinin yeniden inşasıdır.
Sümer metinlerinde Anunnakiler: insanlardan önce var olmuş, dünyayı düzenlemiş, yasaları, zamanı ve kozmik düzeni kurmuş, sonra geri çekilmiş varlıklar olarak anlatılır. Önemli noktaysa metinler onları icat edilmiş figürler gibi sunmaz. “Böyle düşündük” demez. “Böyle oldu” der. Bu anlatım biçimi, mitolojik olsa bile, kolektif hafıza taşıdığını gösterir.
Tevrat’da Yaratılış kitabı (Genesis), Mezopotamya metinleriyle birlikte okunduğunda, bağımsız bir başlangıç gibi görünmez. Aksine ilahi meclis fikri (“İnsanı kendi suretimizde yapalım”), uzun ömürlü tufan öncesi figürler, büyük bir küresel yıkım, bilgiye getirilen sınırlamalar aynı anlatı hattının daha geç ve teolojik olarak sadeleştirilmiş bir versiyonu gibidir.
Genesis (Yaratılış Kitabı) bir başlangıç değil, özetlenmiş bir devamdır.
Erken Sümerce dini ve kozmolojik dil: teknik, tutarlı, sembolik ve çok katmanlıdır.
Diller bu soyutluk düzeyine hızlıca ulaşmaz. Bu tür bir dilsel yapı, binlerce – hatta on binlerce yıllık kültürel evrim gerektirir.
50.000 – 100.000 Yıl İddiası Nereden Geliyor?
Bu rakam tek bir bulgudan değil, örtüşen göstergelerden gelir:
1. Dilbilim:
Tam gelişmiş sembolik dil, yazıdan on binlerce yıl önce ortaya çıkmıştır.
2. Astronomi:
Metinler uzun süreli gök gözlemlerini varsayar. Gezegen döngüleri birkaç kuşakta öğrenilmez.
3. Kurumlar:
Krallık, rahiplik, tapınak sistemi “ilk defa” kurulmuş gibi anlatılmaz; zaten vardır.
4. Tufan Anlatısı:
Bir çöküş ve ardından yeniden yapılanma fikri, uzun bir “öncesi” gerektirir.
5. İnsanlık Tarihi:
Anatomik olarak modern insan ~200.000 yıldır var. Sembolizm ve ritüel ise çok daha eskidir.
Bu veriler bir araya geldiğinde makul sonuç şudur:
Mezopotamya metinleri bilgeliğin başlangıcı değil, hayatta kalmış kalıntılarıdır.
O Halde Ne Görüyoruz?
Bu bir doğuş değil. Bir yeniden doğuştur.
Kayıp bir çağ, büyük bir yıkım, hafızanın mitlerle korunması, uygarlığın eski bilgiyi taşıyarak yeniden yükselmesi ve yazının, kaybolmaması için devreye girmesi, tabletlerin ilk sayfa olmasından öte, ancak hafızada kalanların ilk sayfası olabilir.
Medeniyet bir anda “tam paket” hâlinde ortaya çıkmaz. Yazı mucize değildir. Kozmoloji bir nesilde doğmaz. “Tarihin başlangıcı” dediğimiz şey, büyük ihtimalle çok daha eski bir hikâyenin hatırlanabildiği kadarıdır.
En eski metinler bir başlangıçtan ziyade, sadece bir Yankıdır.
Kaynakça
• Kramer, S. N. History Begins at Sumer
• Bottéro, J. Mesopotamia: Writing, Reasoning, and the Gods
• Jacobsen, T. The Treasures of Darkness
• George, A. The Epic of Gilgamesh
• Eliade, M. Myth and Reality
• Renfrew, C. Prehistory: The Making of the Human Mind
• Mithen, S. The Prehistory of the Mind