Yorulmadın mı Her Şeyle Savaşmaktan?
Yorulmadın mı Her Şeyle Savaşmaktan?
Sevgili okur,
Hiç fark ettin mi; günümüz insanı ne kadar da yorgun? Sürekli bir şeyleri yenme, birilerini geride bırakma, dünyayı kendi arzularına göre hizalama telaşındayız. Güçlü görünmek, her şeyi kontrol etmek, ne pahasına olursa olsun kazanmak zorundaymışız gibi bir hisle uyanıyoruz her sabah. Bize öğretilen güç bu çünkü: Yıkmak, hükmetmek, iz bırakmak...
Ama ruhumuz bu temposuz savaştan yıpranıyor. Her zaferde biraz daha yalnızlaşıyor, her kontrol çabasında biraz daha dağılıyoruz. Oysa hakikat çok daha başka bir yerde saklı. Gerçek güç, önüne çıkan her şeyi yenmek de değildir sevgili dostum; bazen yalnızca kendin kalabilmektir.
Geçenlerde suyu izlerken düşündüm bunu. Taş yönünü değiştirir, duvar yolunu uzatır; ama hiçbiri suyu su olmaktan çıkaramaz. İnsan da böyledir işte. Dünya yolumuzu değiştirebilir, önümüze koca koca engeller dizebilir; fakat biz izin vermedikçe kim olduğumuzu asla değiştiremez.
Asırlar önce İbn Sina, tam da bu içsel kayboluşumuza dokunup şöyle uyarmıştı bizi:
"Kendinin ne olduğunu bilmeyen insan, dış dünyadaki güçlerin ve eşyanın tutsağı olmaya mahkûmdur."
Ne kadar doğru, değil mi? Dışarıyı fethetmeye çalışırken kendi kalbimizi kaybediyoruz. Güç zehirlenmesi dediğimiz şey tam olarak bu: Her şeyi kontrol edebileceğimiz yanılsaması. Oysa bir şeyi unutuyoruz; taş kadar sertleşen her şey, ilk büyük darbede kırılmaya mahkûmdur. İnsan sertleştikçe güçlü olmaz, aksine kırılganlaşır.
Buda, insanın kendi içindeki o bitmek bilmeyen hırslarla savaşını anlatırken ne kadar da haklı:
"Binlerce insanı savaşta yenmentense, kendi nefsini yenen kimse en büyük galiptir."
Dışarıdaki herkesi yenebilirsin ama kendi öfkeni, kendi hırsını, başkalarına benzeme arzunu yenemediysen, gerçekten kazanmış sayılır mısın? İçimizdeki o doyumsuz sesi susturamadığımız sürece, dünyanın en yüksek zirvesine de çıksak, küçücük bir rüzgârda darmadağın oluruz.
Roma İmparatoru Marcus Aurelius, koskoca bir imparatorluğu yönetirken kendi zihnine sığınmayı öğrenmişti. Günlüğüne bıraktığı şu not, bugün bizim için de bir pusula gibi:
"Eyleme engel olan şey, eylemi besler. Yolun üstüne çıkan engel, yolun kendisi olur."
Hayatın getirdiği engellerle savaşmak yerine, tıpkı su gibi o engeli yolun bir parçası yapabilmek... İşte incelik burada.
Su hiçbir şeyle savaşmaz. Önüne taş koyarsın, etrafından dolaşır. Yolunu kapatırsın, sabırla başka bir yol bulur. Onu sıkıştırırsın, Biçim değiştirir ama kimliğini asla kaybetmez. Ne yaşarsa yaşasın, günün sonunda yine sudur. Güç, önündeki her şeyi parçalamak değildir; kendinden vazgeçmeden, özünü kirletmeden yoluna devam edebilmektir.
Taoizmin kurucusu Lao Tzu, suyun bu uysal ama yenilmez gücünü şöyle hayranlıkla anlatır:
"Dünyada sudan daha yumuşak ve uyumlu hiçbir şey yoktur; ama sert ve güçlü olan ne varsa, hiçbir şey suyun yerini alamaz. Zayıf olan güçlü olanı yener, yumuşak olan sert olanı geçer."
Suyun gücü, karşısındakini yıkıp yok etmesinden gelmez. Hiçbir engelin onu kendisi olmaktan çıkaramamasından gelir.
Farabi de insanın en büyük sınavının kendi ruhunu yönetmek olduğunu söylerken aynı kapıya çıkar:
"Kendi nefsinin yöneticisi olamayan bir kimse, hiçbir şeyin yöneticisi olamaz."
Kendini yönetemeyen, kalbindeki fırtınayı dindiremeyen bir insan, dünya kadar güce sahip olsa ne çare? Dünyayı düzeltmeye, başkalarını değiştirmeye kalkışmadan önce dönüp içimize bakmamız gerekiyor belki de. Öfkemize, korkumuza, hırsımıza, "herkes gibi olma" baskısına...
Çünkü Kur’an-ı Kerim’de de buyrulduğu gibi:
"Şüphesiz ki bir toplum, kendi özünde olanı değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez."
— Rad Suresi, 11. Âyet
Değişim dışarıda değil, içimizde başlıyor sevgili okur.
Gerçek güç; dünya seni bin kez değiştirmeye, başkalaştırmaya çalışırken, ne olduğunu unutmadan akmaya devam edebilmektir. Kendi karanlığını yenmeden, kimsenin dünyasına ışık taşıyamaz insan.
Bugün kendine bir iyilik yap. Savaşmayı bırak. Sertleşmeyi, her şeyi kontrol etme telaşını bir kenara koy. Su gibi ol... Esnek, dingin ve tamamen kendin. Çünkü su gibi kalmayı başaramayan hiçbir ruh, bu hayatın fırtınalarında dağılmaktan kurtulamıyor.
"Güç, fırtınada dünyayı kasıp kavurmak değil; fırtınanın ortasında bile su gibi dingin kalabilmektir."
Yazar Soner Atabek
soneratabek@bilgigazetesi.org