Arama

                                                

VATAN ÖZLEMİ

11/02/2024 12:41 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:36 | Hatice Türkmen Yurtseven


VATAN ÖZLEMİ
ad image
ad image

 VATAN ÖZLEMİ

 Merhaba kıymetli Bilgi Gazetesi okuyucuları.

Yazarımız Gülbiye ÖZTÜRK’ün kaleminden yayınlanan "Vatan Özlemi" Romanının tanıtımını yapacağız bugünkü yazımızda.

 1-i65c8c099d3491.webp

Kısaca yazarımızın özgeçmişe değinelim.

Yazarımız Gülbiye Öztürk, Bulgaristan’ın Cebel Kasabası’nın, Kontil köyü ’nün, Kirezsırtımahallesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini Kirezsırtı’nın Mandara’nın MitkoPalauzov okulunda, orta öğrenimini ise Kotil’in İvan Vazov okulunda tamamlayan yazarımız, edebiyata ilk adımını 2016’da “Gözyaşlarımın Bedeli” adlı şiir kitabıyla attı. Serbest tarzda ve halk diliyle yazdığı şiirleri oldukça ilgi gördü. Daha sonrasında gelen duygu yoğunluğu ile roman yazma kararı alarak, 2018 yılında çıkardığı “Umut” isimli romanı okurlar tarafından ilgi görünce bu konudaki başarısının devam ettirerek,“Vatan Özlemi” romanını 2020 yılında kaleme aldı ve bu konudaki yeteneğinin devamı için şuanda “Kırık Ayna” isimli romanını yayın aşamasında olup okuyucusu ile buluşma vaktini beklemekte.

İş hayatında uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştıktan sonra emekliye ayrıldı.

Kendini sosyal etkinliklere ve sanatsal çalışmalara adayan, katıldığı programların renkli siması olarak tanınan yazarımız, Türkçeyi ve Bulgarcayı ana dili gibi Rusça'yı da anlaşılır düzeyde konuşabiliyor. Yazarımız bekâr olup, yaşamını Türkiye’nin Bursa şehrinde sürdürmektedir.

 Şimdi, kitabından derlediklerimize geçelim

Yazarımız Gülbiye ÖZTÜRK’ün kaleminden "Vatan Özlemi" yaşanmış anı roman tarzında yazılan kitapta, Bulgaristan Cebel Kasabası Kontil köyü Kirazsırtı mahallesinden çıkıyoruz yola. Dede ve Ercep ağayla konuşurken ayaküstü, yazarımızın atalarının Konya’dan geldiğini öğreniyoruz o anda. İbrik ile elimizi sıradan yıkayarak geçiyoruz, bilgelik dolu masalları olan ninenin kurduğu sofraya bağdaş kurup oturmaya. Gurbetten gelen babayı ilk günlerde yadırgasak da getirdiği hediyeler cazip geliyor çocuk aklımıza. Çamurlu yollarda bata çıka okula başlıyoruz yazarımızla... Ve daha o yaşlarda tanışıyoruz sabah ayazında tütün bitkisinin katran kokusuyla... O küçücük omuzlara yüklenen yükü bizler de kıyamayıp destek veriyoruz omuzlamaya…

Türkiye'den misafir gelen halamızı tüm köylü karşılıyoruz bayram havasında... Kitapta aklımızda yer eden, Türkiye den geldi diye paha biçilemeyen bir çiğnemlik sakızın, bir gurup kız arkadaş içinde sıra ile çiğnenerek hevesi alınırken, halanın anlattığı Türkiye'yi ezberliyoruz adeta…

Küçük halaya davullu zurnalı düğün yapıyor, tüm köylü el birliği ile döne döne oynuyoruz düğün halayında… Arife günü şeker topluyoruz, köydeki büyük küçük tüm çocuklarla. Kör Yakup amcanın okuduğu ezanla yaşlılar duruyor namaza. Seyyar satıcı Sabri Ağa'nın tezgâhında çekirdeği, şekeri bitiyor bir çırpıda. Kasımda geleneksel köy mevlidi yapılıyor etli keşkekten nasibini alıyor okuyucu da. Dedenin ölümüyle üzülüyor, yeni doğan kardeşlerin doğumu ile dört kardeş devam ediyoruz hayata. Kuzinenin içinde pişen patatesin kokusu, güne başlama telaşına karışırken, evin babası, rafta duran radyodan Türkiye haberleri arayıp bulma telaşında…

Hayat şartlarının olanca zorluğuna rağmen, başarılı bir eğitim hayatı ile destek oluyoruz yazarımıza. İlk aşkın heyecanı ile tanışıyor çocukluk ve gençlik arasında… Tütün tarlasının kenarcığındaki yoldan geçen Türk tır kamyonlarına el sallıyor, kamyonda asılı al bayrağa selam ediyoruz, her geçen tırda. Öyle bir özlem, öyle bir hasret ki duyulan, Türkiye’yi görmeden gidenlerin gözleri acık gidiyor adeta.

Bir söylenti dolaşıyor günlerdir kulaktan kulağa, tez zamanda ulaşıyor en ücra yerlerdeki Türk köylerinde yaşayanlara. Türk isimleri kaldırılacakmış, civarda Türk diye bir şey bırakmayacaklarmış güya, duyda inanma!

Bir kış günü, lapa lapa kar altında, basıyor köyü Bulgar askerleri ve direnene işkence yapıyor, ölenler bile oluyor bu harbede sonucunda. Genç, yaşlı, çoluk, çocuk acımıyorlar adama. Türkçe konuşmak yasaklanıyor o günden sonra, duyulursa cezası çok büyük, bütün kimlikler dönüyor Bulgarcaya. Yazarımız Gülbiye Hüseyinova Mümünova da bu zoraki dayatmadan nasibini alıyor o genç yaşında oluyor Roza Yordanova Marinova… Kâğıt üzerinde değişim tamamlansa da damarlarda akan asil Türk kanı daha bir coşkuyla çağlamakta.

Yaş onyedi olunca, askerlik geliyor başa. Evet, evet doğru duydunuz, kızlarda askere alınıyor Bulgaristan da… Asker kıyafetleri, tüfek omuzda, zorlu bir süreç daha ve günler geçiyor, eğitim bitiyor, dönülüyor baba ocağına… Türkçe yasaklanınca düğün derneklerinde tadı kalmıyor türküsüz çalgının ne anlamı ola… Ablaya düğün yapıyoruz evin bahçesinde öyle sade çalan Bulgar havalarıyla…

Bir kulağımız Türk radyosu Ankara da. Ola ki bir karar çıkartırlar, istek yaparlar, alırlar bütün Türkleri, hasretle beklenen ana vatana. Bu nasıl bir özlem, bunu yaşamayan anlayamaz, anlatamaz da…

Ve gurbet yolları görünüyor yazarımıza, çalışmak için gidiliyor birkaç saatlik uzak diyarlara, yine ellerde katran karası tütün yaprakları, omuzlara yüklenen ağır yük, ama hayaller, hayaller öyle güzel ki. Kazanılan para, Türkiye’ye gidince zorluk çekilmesin diye kullanılacak ya! Bunun düşüncesi bile ne yorgunluk bırakıyor ne tasa… Düşünüyorum da ne çok yaşanmışlıklar sığdırmış yazarımız bu genç yaşına…

Ve bir masum aşk daha düşüyor yazarın yüreğinden, kitabın satırlarına. Bizlerde okudukça doyamıyoruz aşka, öyle saf, öyle temiz hislerle bağlanıyoruz ki sanırsın biz de tutulmuşuz aşka…

Ahhh diyorum; Ahhh keşke, keşke her hikâye bitse mutlu sonla…

Ve yıllardan 1989 aylardan Temmuz, günün ilk ışıklarıyla Vatan özlemi son buluyor.

Roza Yordanova Marinova Yazarımız Gülbiye ÖZTÜRK olarak, işte karşınızda duruyor…

Hatice TÜRKMEN YURTSEVEN

TC. Kültür Bakanlığı Halk Şairi-Yazar

 

 

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image
ad image
ad image