ALIŞTIĞIMIZ KARANLIK
Yazar Ömer Çevik Yazdı: ALIŞTIĞIMIZ KARANLIK
25/01/2026 16:27 | Son Güncelleme : 27/01/2026 20:36 | Ömer Çevik
ALIŞTIĞIMIZ KARANLIK
Değerli okur, Bugün yazacağım satırlar birilerini kızdırabilir, rahatsız edebilir, hatta “abartılı” bulunabilir. Ama şunu en başta söylemek gerekir: Bir toplum artık rahatsız olmuyorsa, orada sorun yok değil; felaket vardır. Çünkü kötülük çoğu zaman gürültüyle değil, sessizlikle büyür. Biz bugün gürültülü bir çağda yaşıyoruz ama vicdanlarımız sessiz. İşte bu yazı, o sessizliği bozmak içindir. Bugün içinde yaşadığımız karanlık, ani bir çöküşün değil; yıllara yayılan bir alışmanın sonucudur. Kötülüğe alıştık. Adaletsizliğe alıştık. Yalana, haksız kazanca, merhametsizliğe, başkasının acısına uzaktan bakmaya alıştık. Daha da kötüsü, bunları normalleştirdik. Oysa Kur’an’ın dili “normal” olanı değil, doğru olanı anlatır. Doğru ise çoğu zaman rahatsız edicidir. İslam, karanlığa uyum sağlayanların dini değildir. İslam, karanlığa itiraz edenlerin yoludur. Ama biz dini, hayata yön veren bir adalet ve ahlak ölçüsü olmaktan çıkarıp; bireysel ritüellere, kültürel bir kimliğe, bayramdan bayrama hatırlanan bir geleneğe indirgediğimiz anda, karanlık hayatın boşluklarına sızmaya başladı. Kur’an’da defalarca geçen “zulüm” uyarıları, sadece kan dökenleri değil; zulme razı olanları da kapsar. “Zalimlere meyletmeyin” denirken, kötülüğe omuz vermek kadar, ona alışmak da yasaklanır. Bugün biz meyletmiyoruz belki; ama bakıyoruz, izliyoruz, susuyoruz. Ve suskunluk, kötülüğün en güvenli alanıdır. Aileden başlayalım. Çünkü toplum, ailelerin büyütülmüş hâlidir. Evde konuşulmayan yanlış, sokakta bağırarak karşımıza çıkar. Aile içinde “aman huzur bozulmasın” diye üzeri örtülen ahlaksızlıklar, büyüyüp toplumsal bir hastalığa dönüşür. Çocuğa doğruyu öğretmek yerine “başını belaya sokma”yı öğrettiğimizde; ona ahlak değil, korku miras bırakmış oluruz. Korku ise insanı ya zalim yapar ya da edilgen. Hz. Ali’nin “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü, bugün en çok aile sofralarında yankılanmalıdır. Çünkü orada susulan yanlışlar, yıllar sonra bir toplumun kaderi olur. Bireye gelince… Bugünün insanı dindar olabilir ama adil olmayabilir. İbadet edebilir ama merhametsiz olabilir. Çünkü din, hayatın merkezinden çekilip vicdanın bir köşesine hapsedildi. Namaz, insanı kötülükten alıkoymuyorsa; oruç, öfkeyi dizginlemiyorsa; dua, sorumluluk bilinci doğurmuyorsa orada ciddi bir kopuş vardır. İmam Gazâlî’nin dediği gibi, amel edilmeyen ilim kalbi karartır. Bugün bilgi çağındayız ama hikmet yoksuluyuz. Çok şey biliyoruz; az şey yaşıyoruz. Ve yaşanmayan hakikat, insanın omzuna yük olur. Toplum düzeyinde ise karanlık en çok adaletin zayıfladığı yerde yoğunlaşır. Adalet gidince güven gider, güven gidince ahlak çöker. Kur’an “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” derken, adaletin şartlara göre eğilip bükülemeyeceğini öğretir. Ama bugün hak, güçlünün yanında duruyor; mazlum ise yalnız. Bu yalnızlık sadece sosyal değil, ahlaki bir yalnızlıktır. Çünkü bir toplum mazlumu yalnız bırakıyorsa, aslında kendi vicdanını terk etmiştir. Modern düşünürlerin söyledikleri de bu tabloyu doğruluyor. Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlaşması” dediği şey, tam olarak budur: Kimse kendini suçlu hissetmez, herkes işine bakar. Zygmunt Bauman’ın dediği gibi kötülük artık bağırmıyor; düzenli, sistemli ve sessiz işliyor. Edebiyatçılar, filozoflar, sosyologlar aynı noktaya işaret ediyor: Ahlaki referanslarını kaybeden toplum, hızla karanlığa çekilir. Dostoyevski’nin “Tanrı yoksa her şey mubahtır” sözü, bugün “Tanrı hayattan çekilirse her şey mubahtır” şeklinde karşımıza çıkıyor. Ve şimdi asıl meseleye geliyoruz: Bu karanlık kimin suçu? Devletin mi, medyanın mı, sistemin mi? Evet, payları var. Ama asıl soru şu: Biz neredeyiz? Biz neye alıştık? Hangi kötülük artık bizi rahatsız etmiyor? Hangi haksızlık “bizi ilgilendirmiyor” diye geçiştiriliyor? Hangi acıya bakıp yolumuza devam ediyoruz? Bu yazıyı bir suçlama metni olarak değil; bir vicdan aynası olarak okuyun. Çünkü karanlık, ışığın yokluğundan değil; ışığa sırt dönmekten doğar. İslam adaletle, ahlakla, merhametle yaşanmadığında; sadece isim olarak kaldığında, toplum karanlığa sürüklenir. Ve en tehlikelisi şudur: İnsan karanlıkta olduğunu fark etmiyorsa, artık yönünü de kaybetmiştir. Şimdi kendimize dürüstçe sormanın tam zamanı: Biz karanlıktan mı şikâyet ediyoruz, yoksa karanlığa alıştığımız için mi huzursuzuz? Çünkü alışılan karanlık, en koyu karanlıktır.
Yazar Ömer Çevik
Bunlar da ilginizi çekebilir
Beyaz Kıta’da 10. Gurur Yılı: Türk Bilim Heyeti Antarktika Yolunda!
Türkiye’nin kutup araştırmalarındaki kararlılığı sürüyor. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi heyeti, İstanbul Havalimanı’ndan dualarla uğurlandı.
3 saat önceDİKKAT: Bakanlıktan "Okul Desteği" Adıyla Yapılan Paylaşımlara Karşı Kritik Uyarı!
Son günlerde sosyal medya platformlarında hızla yayılan "Çocuğu okula giden ev hanımlarına devlet desteği" başlıklı paylaşımlar hakkında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'ndan sert bir açıklama geldi.
3 saat önceParkinson’da Üç Cepheden Umut: İlaç, Hücre ve Gerçekler
Bike S. Demirkız'ın kaleminden: Parkinson’da Üç Cepheden Umut: İlaç, Hücre ve Gerçekler
13 saat önce

