Arama

                                                

HİÇ

Sümeyye Öztaş

23/01/2026 17:25 | Son Güncelleme : 16/09/2026 12:25 | Sümeyye Öztaş


HİÇ
ad image
ad image

HİÇ…

İnsan, bu dünyaya ‘’var olmak’’ için gelir. Sahip olmak ister; tutunmak, iz bırakmak, kalıcı olmak... Hedefler koyar, ulaşmak için çabalar, bekler, yorulur. Hayatının merkezine çoğu zaman elde ettiklerini yerleştirir. Oysa zaman ilerledikçe yaşanan kayıplar, hissedilen eksikler, ulaşılamayan hedefler insanı yaralar durur. Dünyadan giderken elinde kalanların, sandığı kadar çok olmadığını fark eder. Biriktirdikleri, kazandıkları, uğruna mücadele verdikleri; hepsi birer birer geride kalır. Ve insan ‘’Dünya hayatının oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu’’ çoğu zaman ancak o noktada idrak eder.

Bir çocuğun oyuncağı elinden alındığında kopan feryat gibidir bu hâl; insanın da elde ettikleri elinden alındığında yüreğine derin bir hayal kırıklığı düşer. İnsanın yolculuğu, çoğu kez büyük bir ‘’varlık’’ arzusuyla başlar; fakat kaçınılmaz bir ‘’hiçlik’’ ile yüzleşerek son bulur.

Yunus’un:

‘’Bunca varlık var iken

Gitmez gönül darlığı’’ dediği hâl tam da budur. Eşyanın insanın kalbine sirayet etmesi, varlığın insanı tanımlaması ve insanın kendi değerini özünden değil de kendi dışındaki şeylerden alması… Bunca varlığı gönle koyunca, gönlün bu ağırlıkla yorulması kaçınılmazdır.

Tasavvuf bu noktada insana başka bir hakikatin sesini duyurur. Hiçlik, yok olmak değildir; kaybolmak hiç değildir. Asıl mesele, insanın neyi kendine ait sandığıdır. Çünkü insan, dünyayı varlığının merkezine koyduğu sürece kayıptan korkar; sahip olduğu her şeyle birlikte kırılganlaşır. Oysa hakiki hiçlik, insanın bir şeylere sahip olmaması değil; sahip olduklarının kalbinde yer etmemesidir. Bu, ‘’ne varlığa sevinmek; ne yokluğa yerinmek’’ mertebesidir. Hakiki hiçlik, kaybetmeye karşı duyarsızlaşmak değil; kaybı sahiplenmemektir. Varlığı sahiplenmeyen, kaybı da sahiplenmeyecektir.

Tasavvuf geleneğinde bu hakikat, şiir diliyle sıkça ifade edilir. Bir tasavvuf şairinin:

‘’Gönül cem’ oluben Dost’a yönelmez

Bu dünya kârı tarumar olmayınca.’’

dizeleri, kalbin Hak’ka yönelişinin dünyaya ait hesapların ve bağların çözülmesiyle mümkün olacağını hatırlatır. Gönül, dünyaya bölündükçe cem olamaz; cem olamadıkça da Dost’a varamaz.

Tasavvuf yolcusunun geçmesi gereken duraklarda da bu idrak görülür. Bu duraklar, birer mertebe olmasının yanı sıra, insanın kalbinde gerçekleşen iç arınma hâlleridir. Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk. Önce dünyaya mesafe koymak; ardından ‘’Cennet cennet dedikleri/ Birkaç köşkle birkaç huri’’ sırrına ererek ahiret beklentisini bile pazarlık konusu yapmaktan vazgeçmek… Terk-i hestî, benliğe ve varlığa dair tüm iddiaları bırakmaktır. Terk-i terk ise, bütün bunları yapabildiğini bile hatırlamamak; yani ‘’terk ettim’’ demeyi dahi terk etmektir. Bu yol, ‘’menzili çok, geçidi yok, derin sular var’’ denilen zorlu bir yürüyüştür.

 Bu idrakin kapısını aralayan şu beyit, insanın iç dünyasında sessiz ama derin bir kırılma noktası oluşturur:

 ‘’Ben sanırdım âlem içre bana yâr kalmadı.

Ben beni terk eyledim, gördüm ki ağyâr kalmadı.’’

İlk bakışta bu söz, bir yalnızlık yakınması gibi okunur. İnsan, terk edildiğini, kimsesiz kaldığını, dostunun olmadığını sanır. Oysa ikinci mısra bambaşka bir yerden seslenir: Asıl terk edilmesi gereken başkaları değil; insanın kendi inşa ettiği benliktir, nefsidir, egosudur. ‘’Ben beni terk eyledim.’’ dendiği anda dünya da insanla olan mücadelesine son verir. Yaşanan hiçbir şey benliğin kalın duvarlarına çarpmaz olur artık. Çünkü çoğu hayal kırıklığı, yoksunluk hissi, hayatla bitmeyen mücadele; insanın kendisini merkeze koymasından doğar. Benliğin çekildiği, bayrak teslimi ettiği yerde ‘’ağyâr’’ da anlamını yitirir.

Tasavvufta hiçlik, insanın kendi değerini bilmemesi değildir. Aksine, kendine bir had ve sınır koymasıdır. Kendini yok saymak değil; mutlak fail zannetmekten vazgeçmektir. ‘’Ben yaptım, ben oldum, ben başardım.’’ diyen ses sustuğunda; insan hem hafifler hem genişler. İnsanın büyük kırılmalarda ‘’Neden bunlar benim başıma geliyor.’’ diye serzenişte bulunması da çoğu zaman benliğine biçtiği büyük paydan kaynaklanır. Daha geniş bir zaviyeden bakan kişi, pek çok olayın insanın kontrol sahası dışında gerçekleştiğini idrak eder. Böylece hiçlik, insanın varlıktan kopması değil; varlığı kendine mâl etme iddiasından vazgeçmesidir. Bu yüzden hiçlik bir düşüş değil; en yüksek mertebelerden biri olarak anlatılır.

Bugün modern psikoloji de, farkında olmadan aynı hakikatin etrafında dolaşır. İnsan ruhunu en çok yoran ve yaralayan şey, hayatı kontrol etmeye çalışmasıdır. Sahip olmak ve tutmak arzusu, insana güven vermez, aksine kaygı ve huzursuzluk üretir. Hiçliği idrak eden insan ise su gibi olmayı öğrenir. Önüne bir engel çıktığında etrafından dolanır; buna imkân yoksa kendini çoğaltarak aşar. O da olmazsa, damlaya damlaya engeli oyar ve yine yolunu bulur. Olanla kavga etmez, olmayanla kendini hırpalamaz. Yapabileceklerini yapar ve akışa teslim olur. Çünkü bilir ki hiçbir şey bütünüyle onun değildir; bu yüzden hiçbir engel, hiçbir kayıp da onu yıkmaz ve yolundan alıkoymaz.

Hiçlik bilinci, insanın dünya ile ilişkisini de dönüştürür. Bu dünyada yaşayan ama buraya yerleşmeyen yolcu hâline getirir onu. Yolcu, manzaranın tadını çıkarır; yolun farkına varır, menzilin bilinciyle yürür; ama oraya kalıcı bir ev kurmaz. Varlığı da yokluğu da bir tutar. Çünkü her ikisinin de geçici olduğunu bilir. Sevinci de hüznü de emanettir. Bu bakış insanı duyarsızlaştırmaz; bilakis daha merhametli ve yumuşak kılar. Sahiplenme azaldıkça şefkat artar.

İnsanın değeri meselesi de burada başka yere oturur. Kıymetini insanların onayında arayan kişi hiçliğe varamaz. Çünkü kendini başkalarının gözünden tartan insan sürekli ‘’bir şey olmaya’’ çalışır. Oysa hakiki değer, insanın varlığını Yaradan’ın huzurunda anlamlandırmasıyla başlar. Kıymetini gerçek varlığın onayından alan insan, geçici varlıklara yaslanmaz; ‘’yâr-ı bâkî’’ye talip olur. Ne övgüyle büyür ne yergiyle küçülür; dengede durur.

Hiçlik, insanı sorumluktan azade kılmaz. Aksine, sorumluluğu daha sahici bir zemine taşır. Kendini putlaştırmayan insan, iyiliği gösteriş için değil; emanete sadakat için yapar. İz bırakma derdiyle değil; hâl bırakma niyetiyle yaşar. ‘’Bâkî kalan bu kubbede hoş bir seda imiş.’’ der. ‘’Ben giderim adım kalır’’ diyerek sessizce iyiliğini geride bırakır. Ve gariptir ki iz bırakma kaygısını terk edenler çoğu zaman en derin izleri bırakır. Çünkü yaptıkları şey samimidir; benliğin gürültüsünden arınmıştır.

Peygamber hayatlarında da onca imtihana rağmen bu denge hâli görülür. Dünyanın geçici olduğuna dair iman insanı sakinleştirir, davranışlarını dengeye sokar ve benliğin sesini yavaş yavaş kısar. Kur’an’da Hz. Zülkarneyn, Ye’cüc ve Me’cüc’e karşı seddi inşa edip işi tamamladığında sonucu ‘’Bu Rabbimin bir lütfudur’’ (Kehf 18/98) diyerek gerçek sahibine teslim eder. Kendi hiçliğinin farkına varamayan ise ‘’Bu servet bana ancak bilgim sayesinde verildi’’ (Kasas 28/78) der ve kendine üstün bir kıymet biçer. Oysa bu varlık vehmi, sonunda koca bir yoklukla neticelenir. Gerçek sahibine nispet edilmeyen her nimet, bir gün nikmet (azap) hâline gelir.

İnsan bu dünyadan geçip giderken, ‘’üç beş arşın bez’’ dışında elinde buraya ait bir şey kalmaz. Kalan bir hiçtir. Ama hiçliği idrak eden insan, aslında kaybedecek bir şeyinin olmadığını fark edendir. Bu yüzden gelip geçen bir yolcu gibi davranır; dinlenir, soluklanır, şükreder ve yola koyulur.

Belki de insanın ulaşabileceği en yüksek mertebe tam da burasıdır: Kendini merkeze koymadan yaşayabilmek… Sahip olmadan sevebilmek… Kaybetmeden vazgeçebilmek…

Çünkü insan, kendini yok sayarak değil; kendini merkeze koymaktan vazgeçerek huzura erer. Ve belki de insan, ancak bu hiçlikten geçerek gerçekten var olur.

Dilerim ki insan, hiçliği bir yokluk değil;  tüm dertlerden azade bir varlık hâli olarak görebilsin ve hiçliğe kalbinde bir yol bulabilsin.

Sümeyye Öztaş

Etiketler : Köşe Yazısı Deneme Hiç Tasavvuf Yunus Emre Sümeyye Öztaş
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.

19 saat önce
SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.

19 saat önce
Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

2 gün önce
Yorumlar

Other Posts
11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image