Arama

                                                

ÖZGÜRLÜK MASKESİ ALTINDAKİ KAN

Yazar Ömer Çevik Yazdı: ÖZGÜRLÜK MASKESİ ALTINDAKİ KAN

04/02/2026 17:12 | Son Güncelleme : 05/11/2026 15:25 | Ömer Çevik


ÖZGÜRLÜK MASKESİ ALTINDAKİ KAN
ad image
ad image

ÖZGÜRLÜK MASKESİ ALTINDAKİ KAN

oooo-i69837ed687e52.jpgBazı kavramlar vardır; çok tekrar edildikçe sorgulanmaz, çok kutsandıkça dokunulmaz hâle gelir. “Özgürlük”, “insan hakları”, “çocuk hakları” ve “adalet” modern dünyanın en çok kullanılan ama en az hesap verilen kavramlarıdır. Avrupa ve Amerika merkezli siyasal akıl, bu kavramları yalnızca evrensel değerler olarak değil, aynı zamanda küresel müdahalelerini meşrulaştıran bir ahlak dili olarak kullanmaktadır. Ne var ki düşünsel sorumluluk, kavramların nasıl sunulduğuna değil, nasıl uygulandığına bakmayı gerektirir.

Bu yazı, Batı’nın özgürlük söylemi ile sahadaki fiilî uygulamaları arasındaki yapısal çelişkiyi ele almakta; insan hakları iddialarıyla örtülen şiddeti, sömürüyü ve seçici adalet anlayışını analiz etmektedir. Aynı zamanda bu küresel çifte standart karşısında Müslüman öznenin nasıl bir ahlak, dil ve temsil inşa etmesi gerektiğine dair ilkesel bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.

Modern Batı siyaseti, evrensel değerler adına hareket ettiğini iddia ederken bu değerleri çoğu zaman çıkar merkezli bir filtreyle uygulamaktadır. İnsan hakları söylemi, güçlü devletlerin jeopolitik çıkarlarıyla uyumlu olduğu ölçüde savunulmakta; aynı haklar çıkarlarla çatıştığında ise askıya alınabilmektedir. Bu durum, evrensellik iddiasının gerçekte seçici bir evrensellik olduğunu göstermektedir.

Özellikle ekonomik ve askerî bakımdan zayıf toplumlar söz konusu olduğunda bu seçicilik daha belirgin hâle gelir. Yeraltı kaynakları bakımından zengin coğrafyalar, “demokrasi getirme”, “istikrar sağlama” veya “insani müdahale” gerekçeleriyle askerî ve ekonomik baskılara maruz bırakılmış; bu süreçlerin bedelini ise çoğu zaman siviller, özellikle de çocuklar ödemiştir. Bombardımanlar altında kalan şehirler, ambargolarla yoksullaştırılan toplumlar ve parçalanan aile yapıları, özgürlük söyleminin görünmeyen maliyetleridir.

Bu noktada en çarpıcı çelişki, çocuk hakları söylemi ile pratik arasındaki uçurumdur. Aynı aktörler, çocuk hakları konusunda yüksek sesle konuşurken kendi müdahaleleri sonucunda hayatını kaybeden, yerinden edilen veya travmatize edilen çocuklar söz konusu olduğunda sistematik bir sessizliği tercih etmektedir. Bu sessizlik, basit bir ihmal değil; bilinçli bir siyasal tercihtir.

Batı’nın ahlaki iddialarındaki çürümenin bir diğer boyutu, kendi elit ağlarında ortaya çıkan vakalarla görünür hâle gelmiştir. Jeffrey Epstein dosyası, yalnızca bireysel bir suçun değil; gücün hukuku nasıl etkisizleştirebildiğinin, suçun nasıl korunabildiğinin ve elit ağların nasıl sessizleştirildiğinin sembolik bir örneğidir. Burada asıl dikkat çekici olan, iddiaların ağırlığına rağmen uzun süreli medya suskunluğu, kültürel körlük ve yargısal yavaşlıktır.

Bu bağlamda sanat dünyasının, ana akım medyanın ve sözde ilerici entelektüel çevrelerin tavrı da sorgulanmalıdır. Kendilerini “özgür düşüncenin vicdanı” olarak konumlandıran bu çevreler, güç ilişkileri söz konusu olduğunda çoğu zaman sessiz kalmayı tercih etmiştir. Buna karşılık, Müslüman bir bireyin bireysel hatası genelleştirilerek dine ve kimliğe mal edilmekte; aynı suçlar farklı kimlikler söz konusu olduğunda “istisna” olarak sunulmaktadır. Bu durum, eleştirinin evrensel bir ahlak ilkesine değil, ideolojik bir konumlanmaya dayandığını açıkça göstermektedir.

Bu noktada mesele, herhangi bir dini veya kültürü hatalardan azade göstermek değildir. Mesele, eleştirinin tutarlılığıdır. Eğer suç bireyselse bireysel kalmalı; eğer ahlak evrenselse evrensel uygulanmalıdır. Aksi hâlde ortaya çıkan şey ahlak değil, güç tarafından belirlenen bir algı rejimidir.

Değerli okur,

Bu yazıda ele alınan mesele bir Doğu–Batı karşıtlığı değildir. Asıl mesele; hak ile çıkar, adalet ile güç, ahlak ile hegemonya arasındaki kadim gerilimdir. Bugün zulüm, çoğu zaman kaba bir şiddetle değil; hukuk diliyle, özgürlük retoriğiyle ve insan hakları raporlarıyla örtülerek yürütülmektedir.

Bu tabloda Müslümanların sorumluluğu, yalnızca çifte standardı teşhir etmekle sınırlı değildir. Asıl imtihan, bunu yaparken kendi ahlaki tutarlılığını koruyabilmektir. İslami kimlik, sloganlarla değil; adaletle, merhametle ve ilkesel bir duruşla temsil edilir. Batı’nın kirli yüzünü anlatmak kadar, kendi yüzünü temiz tutmak da bir sorumluluktur.

Çünkü hakikat, yüksek sesle konuşanı değil; bedel ödemeyi göze alanı seçer.

“Mazlumun kanıyla ayakta duran hiçbir düzen, ne kadar süslenirse süslensin, özgürlük değil yalnızca daha rafine bir zulümdür.”

Yazar - Şair Ömer ÇEVİK

omercevik@bilgigazetesi.org

 

Etiketler : Ömer Çevik Yazar KöşeYazısı İnsan Toplum SonDakika
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

23 saat önce
Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.

23 saat önce
Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.

23 saat önce
ad image
ad image