NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI?
Yazar Amine Demir Yazdı: NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI?
23/01/2026 17:05 | Son Güncelleme : 27/01/2026 20:38 | Amine Demir
NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI?
Sevgili okuyucum; hepimizin hayatında en az bir kere Hayriye Hanım’ın o meşhur sesi yankılanmamış mıdır? "Aman Ali Rıza Bey, tadımız kaçmasın!"
O an aslında hepimiz biliyoruz ki Ali Rıza Bey’in hakkı yeniyor; bir haksızlık var, bir sınır ihlali kapıda... Ama işte o "tat kaçmasın" cümlesi, sanki sihirli bir el gibi ağzımıza bir kilit vuruyor. Hepimiz birer Ali Rıza Bey gibi boynumuzu büküp o lokmayı yutmayı bekliyoruz. Peki, gerçekten tadımız kaçmıyor mu? Yoksa o an kaçmasın dediğimiz tat, ileride ruhumuzu çürüten bir zehre mi dönüşüyor? Gelin bugün biraz bu "nezaket" denen o parangayı, aslında bizi nasıl kendi hayatımızın seyircisi yaptığını konuşalım.
Çünkü başkalarının ağzının tadı bozulmasın diye kendi hayatının zehrini yutanlar, günün sonunda nezaketten değil; kendi sessizliklerinin altında kalıp tükenirler. Kendi sınırlarında nöbet tutmayı reddeden her kişi, başkalarının hırslarını sergilediği sahipsiz bir araziye dönüşmeye mahkumdur. Yıllarca nezaketi bir güç değil, bir boyun eğiş olarak kullandınız. O "tadımız kaçmasın" sitemi; aslında bir insanın kendi huzurunu, başkalarının konforuna kurban etmesinin ilk adımıdır.
Burada iki farklı karakterin çatışmasına şahitlik edelim: Bir tarafta sözlüğünden "Hayır" kelimesini silmiş, her talebe "Evet" demeyi bir mecburiyet sanan o yorgun kişi var. Sevilmeme korkusu ile her isteğe boyun eğen, başkalarının yolunu açarken kendi hayatını bir enkaza çeviren bir esaret bu... Diğer tarafta ise "Hayır" kelimesini kendi mabedinin en güçlü muhafazası yapan cesur kişi duruyor. Bu kişi bilir ki her "Evet", aslında başka bir şeye "Hayır" demektir. Kendine sadık kalabilmek için dünyadaki tüm yersiz taleplere "Hayır" diyecek kadar hürdür.
Şimdi biraz duralım ve dürüstçe cevaplayalım: Sen nezaketi herkesi içeri alan anahtarsız bir kapı sanan o yorgun esir misin? Yoksa nezaket ve iyiliği birbirine karıştırmayan, sınırlarını kendi çizen o hür karakter mi? Unutmayın; iyilik insanın kalbindeki hazinedir ama nezaket, sadece liyakat sahiplerine sunulan bir ikramdır.
Düşünsenize o mecburi bayram sofralarını... Genelde orada iki temel karakter vardır: Bir tarafta, kendisine yapılan bir iğnelemeye karşı rahatsızlığını açıkça dile getirdiği için "huzur bozan" ilan edilen o cesur kişi; diğer tarafta ise zorbanın konforu bozulmasın diye başını tabağına eğen ve sessiz kalarak aslında o "arsızlığı" besleyen nezaketli suç ortağı... Unutmayın; bir ortamda haksızlık yapılırken tadımız kaçmasın diye susuyorsanız, siz "huzuru" değil "haksızlığı" koruyorsunuzdur.
Bu esaretten kurtulmak için şu adımları hayatımızın merkezine alalım:
-
AÇIKLAMA BORCUNU SİLİN: Sırf canınız istemediği için mazeret uydurmak adına dakikalarca düşünmeyin. Sizi anlamak istemeyen birine kurulan her cümle, kendi değerinizden eksiltmektir.
-
GÜLÜNÇ DURUMA DÜŞMEYİ GÖZE ALIN: Bazen bir yanlışlığa itiraz ettiğinizde tüm bakışlar size döner. O "tuhaf" veya "aykırı" kişi olmayı en baştan kabul edin. Başkalarının çizdiği yapay sınırlar içinde bir biblo gibi durmaktansa, kendiniz olmayı seçin. Rezil olmayı göze aldığınız an, kimse sizi utançla kontrol edemez.
-
MANİPÜLASYONA KAPILARI KAPATIN: Siz sınır çizdiğinizde size küserek terbiye etmeye çalışanlara bir yetişkin gözüyle bakmayı bırakın. İstediği oyuncağı alınmadığı için hırçınlaşan bir çocukla karşı karşıya olduğunuzu fark edin.
Zihniniz ve hayatınız, herkese kapısı açık bir meydan değil; sadece sizin izin verdiklerinizin girebileceği kutsal bir mabettir. O kapıya kilidi vurun. Dışarıda kalanlar sizi kötü gösterecek, "Ne kadar değiştin!" diyecek, sizi kınayacak ve hakkınızda ağır ithamlarda bulunacak; bırakın yapsınlar.
BAĞIMSIZLIĞIN EŞSİZ TADI
Yalnızlık bir mahkumiyet değil, bir hükümdarlıktır. Kendine yetebilen, kendi başına eğlenebilen bir kişi artık kimseye muhtaç değildir. Bir başkasının onayına ihtiyaç duymadan da tam ve bütün hissedebiliyorsanız, artık kimse sizi manipüle edemez. O kapının anahtarı artık sadece sizin cebinizde; onu kime verebileceğiniz ise tamamen sizin tercihinizdir.
Esen kalın, sağlıcakla kalın. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle...
Yazar Amine Demir
Bunlar da ilginizi çekebilir
Beyaz Kıta’da 10. Gurur Yılı: Türk Bilim Heyeti Antarktika Yolunda!
Türkiye’nin kutup araştırmalarındaki kararlılığı sürüyor. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi heyeti, İstanbul Havalimanı’ndan dualarla uğurlandı.
3 saat önceDİKKAT: Bakanlıktan "Okul Desteği" Adıyla Yapılan Paylaşımlara Karşı Kritik Uyarı!
Son günlerde sosyal medya platformlarında hızla yayılan "Çocuğu okula giden ev hanımlarına devlet desteği" başlıklı paylaşımlar hakkında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'ndan sert bir açıklama geldi.
3 saat önceParkinson’da Üç Cepheden Umut: İlaç, Hücre ve Gerçekler
Bike S. Demirkız'ın kaleminden: Parkinson’da Üç Cepheden Umut: İlaç, Hücre ve Gerçekler
13 saat önce

