Arama

                                                

NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI?

Yazar Amine Demir Yazdı: NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI?

23/01/2026 17:05 | Son Güncelleme : 05/11/2026 15:16 | Amine Demir


NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI?
ad image
ad image

NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI?

Sevgili okuyucum; hepimizin hayatında en az bir kere Hayriye Hanım’ın o meşhur sesi yankılanmamış mıdır? "Aman Ali Rıza Bey, tadımız kaçmasın!"

O an aslında hepimiz biliyoruz ki Ali Rıza Bey’in hakkı yeniyor; bir haksızlık var, bir sınır ihlali kapıda... Ama işte o "tat kaçmasın" cümlesi, sanki sihirli bir el gibi ağzımıza bir kilit vuruyor. Hepimiz birer Ali Rıza Bey gibi boynumuzu büküp o lokmayı yutmayı bekliyoruz. Peki, gerçekten tadımız kaçmıyor mu? Yoksa o an kaçmasın dediğimiz tat, ileride ruhumuzu çürüten bir zehre mi dönüşüyor? Gelin bugün biraz bu "nezaket" denen o parangayı, aslında bizi nasıl kendi hayatımızın seyircisi yaptığını konuşalım.

Çünkü başkalarının ağzının tadı bozulmasın diye kendi hayatının zehrini yutanlar, günün sonunda nezaketten değil; kendi sessizliklerinin altında kalıp tükenirler. Kendi sınırlarında nöbet tutmayı reddeden her kişi, başkalarının hırslarını sergilediği sahipsiz bir araziye dönüşmeye mahkumdur. Yıllarca nezaketi bir güç değil, bir boyun eğiş olarak kullandınız. O "tadımız kaçmasın" sitemi; aslında bir insanın kendi huzurunu, başkalarının konforuna kurban etmesinin ilk adımıdır.

Burada iki farklı karakterin çatışmasına şahitlik edelim: Bir tarafta sözlüğünden "Hayır" kelimesini silmiş, her talebe "Evet" demeyi bir mecburiyet sanan o yorgun kişi var. Sevilmeme korkusu ile her isteğe boyun eğen, başkalarının yolunu açarken kendi hayatını bir enkaza çeviren bir esaret bu... Diğer tarafta ise "Hayır" kelimesini kendi mabedinin en güçlü muhafazası yapan cesur kişi duruyor. Bu kişi bilir ki her "Evet", aslında başka bir şeye "Hayır" demektir. Kendine sadık kalabilmek için dünyadaki tüm yersiz taleplere "Hayır" diyecek kadar hürdür.

Şimdi biraz duralım ve dürüstçe cevaplayalım: Sen nezaketi herkesi içeri alan anahtarsız bir kapı sanan o yorgun esir misin? Yoksa nezaket ve iyiliği birbirine karıştırmayan, sınırlarını kendi çizen o hür karakter mi? Unutmayın; iyilik insanın kalbindeki hazinedir ama nezaket, sadece liyakat sahiplerine sunulan bir ikramdır.

Düşünsenize o mecburi bayram sofralarını... Genelde orada iki temel karakter vardır: Bir tarafta, kendisine yapılan bir iğnelemeye karşı rahatsızlığını açıkça dile getirdiği için "huzur bozan" ilan edilen o cesur kişi; diğer tarafta ise zorbanın konforu bozulmasın diye başını tabağına eğen ve sessiz kalarak aslında o "arsızlığı" besleyen nezaketli suç ortağı... Unutmayın; bir ortamda haksızlık yapılırken tadımız kaçmasın diye susuyorsanız, siz "huzuru" değil "haksızlığı" koruyorsunuzdur.

Bu esaretten kurtulmak için şu adımları hayatımızın merkezine alalım:

  • AÇIKLAMA BORCUNU SİLİN: Sırf canınız istemediği için mazeret uydurmak adına dakikalarca düşünmeyin. Sizi anlamak istemeyen birine kurulan her cümle, kendi değerinizden eksiltmektir.

  • GÜLÜNÇ DURUMA DÜŞMEYİ GÖZE ALIN: Bazen bir yanlışlığa itiraz ettiğinizde tüm bakışlar size döner. O "tuhaf" veya "aykırı" kişi olmayı en baştan kabul edin. Başkalarının çizdiği yapay sınırlar içinde bir biblo gibi durmaktansa, kendiniz olmayı seçin. Rezil olmayı göze aldığınız an, kimse sizi utançla kontrol edemez.

  • MANİPÜLASYONA KAPILARI KAPATIN: Siz sınır çizdiğinizde size küserek terbiye etmeye çalışanlara bir yetişkin gözüyle bakmayı bırakın. İstediği oyuncağı alınmadığı için hırçınlaşan bir çocukla karşı karşıya olduğunuzu fark edin.

Zihniniz ve hayatınız, herkese kapısı açık bir meydan değil; sadece sizin izin verdiklerinizin girebileceği kutsal bir mabettir. O kapıya kilidi vurun. Dışarıda kalanlar sizi kötü gösterecek, "Ne kadar değiştin!" diyecek, sizi kınayacak ve hakkınızda ağır ithamlarda bulunacak; bırakın yapsınlar.

BAĞIMSIZLIĞIN EŞSİZ TADI

Yalnızlık bir mahkumiyet değil, bir hükümdarlıktır. Kendine yetebilen, kendi başına eğlenebilen bir kişi artık kimseye muhtaç değildir. Bir başkasının onayına ihtiyaç duymadan da tam ve bütün hissedebiliyorsanız, artık kimse sizi manipüle edemez. O kapının anahtarı artık sadece sizin cebinizde; onu kime verebileceğiniz ise tamamen sizin tercihinizdir.

Esen kalın, sağlıcakla kalın. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle...

Yazar Amine Demir

Etiketler : Yazar KöşeYazarı Amine Demir KöşeYazısı İnsan Toplum Edebiyat
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

22 saat önce
Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.

23 saat önce
Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.

23 saat önce
Yorumlar

Mekiye

Evet gerçekten de her ailede bir Hayriye hanım var.herkese nezaket göstererek kendimize olan saygımızı yitiriyoruz o kadar güzel anlatmışsınız ki kaleminize sağlık 💝

9 ay önce
Other Posts
04.11.2026 - SON DURAĞIN AYNASI 19.10.2026 - GÜVENDE OLMADAN AĞLAYAMAZSIN 13.10.2026 - ODAK HIRSIZLIĞI: Cevabı Verilmiş Bir Soruyu Bile Yanıtlayamamak 04.10.2026 - Farkındalığın Laneti 26.09.2026 - RUHUN DİNLENME DURAĞI 19.09.2026 - İSİM ERKEKTEN, SOY KADINDAN GEÇER 12.09.2026 - TEBLİGAT ADRESİ BULUNAMAYAN SUÇLU 01.09.2026 - ERKEK EVİNDE KONUŞULAN DİL KADININ SESİ MİDİR? 21.08.2026 - Aptalın Cüreti, Zekanın Felci 10.08.2026 - SABRETME Kİ GEÇSİN!!! 22.07.2026 - PARDON, MASKENİZ DÜŞTÜ! 08.07.2026 - TARİHİN İLK VE EN "YORUCU" FLASH MOB'U: 1518 DANS VEBASI 01.07.2026 - Hakikati Arayan İnsan, Hakikati Yaşayan Ruhlar: Beş Kadim Mühür 23.06.2026 - HER İNSANIN KULAĞIMIZA İLK FISILDADIĞI MELODİ 21.06.2026 - Ne Zaman Bu Kadar Tahammülsüz Olduk? 17.06.2026 - 24 SAATLİK SONSUZLUK: Sayıların Sınırında Bir Ölüm 05.06.2026 - LEYLEKLER VE KARTALLARIN SAVAŞI 27.05.2026 - BAYRAMIN GÖRÜNMEYEN ODALARI 20.05.2026 - "Git ve Al" Saldırganlığı: Modern Zaman Büyücülerine Bir Çift Sözüm Var 04.05.2026 - YALNIZKEN HERKES HAKLIYKEN KALABALIKTA KAYBOLAN DOĞRULARIMIZ? 03.02.2026 - IŞIĞI SEN SÖNDÜRMEDİN: Zihnine Sızan O Sese "Dur" De! 23.01.2026 - NEZAKET BİR ZIRH MI YOKSA BİR PARANGA MI? 13.01.2026 - MUTSUZLUK ÜZERİNE 06.01.2026 - KURBANIN VEDASI, İNSANIN DOĞUŞU 25.12.2025 - FAYDANIN GÖLGESİNDE İNSANLIĞIN İNFAZI 12.12.2025 - BİTMEYEN YORGUNLUK: MODERN HAYATIN EN SİNSİ HASTALIĞI 21.11.2025 - Duygusal Çöp Kutusu 18.11.2025 - Kadının Değersizleştirilen Emeği 08.11.2025 - BEN FRANKLİN ETKİSİ 06.11.2025 - Athena: Kıskançlık mı, Otorite mi? 01.11.2025 - İnsanlar Uykudadır, Ölünce Uyanırlar
ad image
ad image