Kadının Değersizleştirilen Emeği
Yazar Amine Demir Yazdı: Kadının Değersizleştirilen Emeği
18/11/2025 23:23 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:29 | Amine Demir
Kadının Değersizleştirilen Emeği
Sevgili okuyucu, bugünkü yazımızda, kadınların hem evde hem de iş yerinde maruz kaldığı görünmeyen, görülmek istenmeyen emek sömürüsü ve eşitsizliklerin derinliklerine inecek; bu zorlukların neden olduğu toplumsal silikleşmeye ve bununla nasıl mücadele edileceğine odaklanacağız.
Kadının görünmeyen emeği, genel olarak evin içindeki emeği ile ilgili kullanılan bir terimdir. Bu terim; genellikle ev işleri, çocuk bakımı, hasta bakımı gibi karşılığı ödenmeyen ve istatistiklere girmeyen işleri kapsar. Sabahın erken saatlerinden başlayıp gecenin geç saatlerine kadar süren bu bakım emeği, toplum tarafından doğal kabul edilmesinden ötürü kadının emeğinin değerini düşürür ve buna bir yükümlülük olarak yaklaşılmasına neden olur. Böylece bu emek, ekonomik sistemin dışında, "sevgi" veya "doğal yetenek" maskesi altında görünmez kalır. Sürekli yapılması gereken temizlik, yemek, çamaşır, bakım gibi işlerin her gün yapılmakla bitmediği, tüketilmediği hâlde görünmemesi de aslında ataerkil kapitalizmin bir sonucudur.
Ataerkil kapitalizmin, ücretli emek dışında kalan değer üretimini, özellikle de kadın emeğini sistemin görünmez ve ücretsiz yakıtı hâline getirmesinin en güçlü mekanizması budur. Aslında kadınları eve hapseden ve kendilerine yabancılaşmasına neden olan bu bitmek bilmez angaryadan kurtulmaları ve özgürleşmeleri, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarıyla son bulamaz mı? Ekonomik bağımsızlıkları hakikaten onları özgürleştirdi mi?
Kadınlar çalışma hayatında giderek daha fazla yer almalarına rağmen neden ev işlerinden bir türlü kurtulamıyor? Ücretli çalışmak kadının ekonomik bağımsızlığını artırsa da ev içi sorumluluklar erkeklerle eşitlenmediği ve toplumsallaşmadığı sürece, özgürleşen değil, aksine iki kat sömürülen bir konuma itilir. Kadının ev içi emeğinin sömürülmesindeki tek sorun, cinsiyet üzerinden bir iş bölümüne dayanıyor olması değil; aynı zamanda sistemin çarklarının dönmesi için de gerekli olmasıdır. Ev işlerinin aile bireylerince paylaşılmasını içeren bir yol izlenmesi gerekiyor.
Ev içinde kadınların görmesi gereken ihtiyaçların kamusal olarak giderilmesi, bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve bunun ücretsiz bir şekilde gerçekleştirilmesi hedefini önümüze koymalıyız. Kamusal yaşlı-çocuk bakım merkezleri, kamusal çamaşırhaneler, kamusal yemekhaneler gibi ihtiyaçların kamusal olarak karşılanması bir hayal olmaktan çıkmalıdır.
Ancak, fiziksel ev işlerinin yanında, kadının sırtındaki bir başka ağır yük de görünmez emeğin zihinsel boyutudur: Mental Load (Zihinsel Yük). Evin ve ailenin tüm ihtiyaçlarını planlama, organize etme, hatırlama ve sürekli ön görme yükümlülüğü (doktor randevuları, okul kayıtları, fatura takibi gibi), kadının sürekli meşgul ve kaygılı hissetmesine neden olur. Bu bitmeyen "proje yöneticiliği" görevi, fiziksel yorgunluğun ötesinde, kadının enerjisini tüketerek toplumsal hayatta silikleşmeyi hızlandıran görünmez bir baskı oluşturur. Öte yandan, ekonomik bağımsızlıkları artan bazı kadınlar, bakım hizmetlerini satın alarak bu yükün bir kısmını başka daha düşük gelirli kadınlara devretmektedir. Bu durum, sömürüyü sona erdirmeyen, yalnızca adresini değiştiren bir döngüdür. Bu nedenle mücadelemiz, tüm kadınları kapsayacak şekilde sınıfsal temelde de örgütlenmek zorundadır.
Yine ülkemizdeki son duruma bakacak olursak, kadınların çoğunun çalıştığını görüyoruz. Buna rağmen ev içi emek kadınların omzuna yük eklerken, çalışma hayatındaki ağır koşullar bırakın kadını özgürleştirmeyi, gerçek bir köleliği getiriyor. Özel sektördeki uzun çalışma saatleri ve düşük ücret, tüm çalışanların hayatını etkilese de kadınlar üzerindeki etkisi çok daha ağırdır.
Özellikle son dönemde yaygınlaşan evden/hibrit çalışma modelleri, esneklik vaat etse de kadınlar için ofis ve ev arasındaki sınırları tamamen kaldırmıştır. Bu durum, ücretli mesai saatlerini ev işleri saatleriyle iç içe geçirerek, kadının iki alandaki mesaisini de uzatmış ve çifte sömürüyü katmerlendirmiştir.
Ticari sektör hâline gelen kreşlerin pahalı olması, kamusal kreş olmayışı ve devlet okullarının yarım gün olması, bir de çocuk bakımının kadının işi olduğu algısı eklenince, düşük ücrete uzun saatler çalışmak bir kadın için keşmekeş hâlini alıyor. Çoğu kadın, kreş ve etüt masraflarını ucu ucuna karşılayan ya da karşılayamayan bir ücrete akşama kadar çalışmak ile evde oturup çocuklarına kendi bakmak arasında tercih yapmak zorunda kalıyor.
Yine ülkemizde özel sektörde çalışırken cinsiyet ayrımcılığından mobbinge kadar haksızlıklar diz boyu. Tabii kamu sektöründeki çalışan kadınlar da bu tür haksızlıklara uğruyor; ancak özel sektörde çalışan bir kadınsanız ayrımcılık, haksızlık ve mobbinge maruz kalmanın etkileri diğer sektörlere göre daha ağır olabiliyor. Farzımisal, maaşınızla ancak faizlerini ödeyebileceğiniz uzun süreli borcunuz varsa, hayatı sizin burnunuzdan getirtecek, davranışlarıyla sizi küçümseyecek, sizi her an rencide etmekten kaçınmayacak ve en kötü senaryoyla sizi taciz eden bir patronunuza katlanmak zorunda kalabilir ve hatta bu durum süreklilik ve sistematik bir biçimde devam etse dahi sessiz kalabilirsiniz.
Kadınlar iş hayatında ne kadar gayret etseler de işlerini layığıyla yapmadığı, sürekli yetersiz ve değersiz olduğu hissettirilmesi, maalesef kadınların kariyerlerinde ilerlemelerini ciddi ölçüde engeller ve motivasyonlarını düşürür. Kadınların çalışsalar dahi bu koşullarda görünmemeleri, toplumsal hayatta silik kalmalarına neden olur. Kadınlar gerek evde gerek işte tam mesai çalışmalarına rağmen emekleri ve kendileri görünür olamıyor. Bu durum, kadınların çabalarının takdir edilmemesine ve kendilerini tükenmiş hissetmelerine yol açan yaygın bir sorun hâline dönüşüyor.
Bütün bunları değiştirmek, hem sistematik hem de bireysel düzeyde bilinçli bir mücadele gerektiriyor. Çifte sömürüye karşı durabilmek, kadın ve emek mücadelelerinin ortak hareket etmesini şart koşuyor. Kadınların hem özel hem kamusal alanlarda uğramış oldukları ayrımcılıklarla mücadele ederken, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ücretsiz, kaliteli, kamusal eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetlerinin sağlanması da temel bir gerekliliktir.
Bu talepleri yükseltmenin en güçlü yollarından biri özel sektörde sendikalaşmadır. Bu sayede örgütlü bir güç oluşturulur; bu, iş güvencesizliğini, düşük ücretleri ve tacizi önlemek için işçilerin birleşerek toplu sözleşme gücünü kullanması demektir. Kadınlar için bu sendikalaşma, hem özel hem de kamusal alandaki ayrımcılıkları ve çifte sömürüyü sona erdirerek insanca yaşam koşullarını inşa edecektir. Tüm bu talepleri hayata geçirmek, sendikalaşmayı desteklemek ve örgütlü bir mücadele vermek zorundayız. Kadınların hem özel hem de kamusal alandaki çifte sömürüsü ve görünmeyen emeği üzerindeki baskı ancak bu yolla son bulacaktır. Bu mücadeleyi birlikte ve şimdi örgütleyelim!
Sevgili okuyucu, emeğimizin görünür, hayatımızın değerli olduğu bir dünya için mücadelemiz kesintisiz sürecektir. Örgütlü gücümüzün zafer getireceği inancıyla, bir sonraki yazımda yeniden buluşmak dileğiyle, sağlıcakla kalın.
Yazar: Amine Demir
aminedemir@bilgigazetesi.org
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
22 saat önceMeteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.
22 saat önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
22 saat önce


