Neşe: Ruhun En Güçlü İlacı. Eğer bulabilirsek...
Yazar Uğur Kıymaz Yazdı: Neşe: Ruhun En Güçlü İlacı. Eğer bulabilirsek…
23/09/2025 17:38 | Son Güncelleme : 05/11/2026 19:04 | Uğur Kıymaz
Neşe: Ruhun En Güçlü İlacı. Eğer bulabilirsek…
Tıbbın ilerlediği, teknolojinin hayatımızı kuşattığı bu çağda, hâlâ en basit ilaçlardan biri çoğu zaman gözden kaçıyor: neşe. Kahkaha, içten bir gülümseme ya da bir dost meclisinde yaşanan samimi bir mutluluk anı… Bunlar bedene sadece anlık bir ferahlık değil, kalıcı bir şifa da sunuyor.
Bilimsel araştırmalar, neşenin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, stres hormonlarını azalttığını, kalp-damar sağlığını desteklediğini ortaya koyuyor. Gülerken salgılanan endorfinler, adeta vücudun kendi eczanesinden çıkan doğal ilaçlar. Daha da önemlisi, neşe insanın yaşamla bağını güçlendiriyor.
Neşe, bireysel bir duygudan öte, toplumsal bir güç de barındırıyor. Neşeli insanlar çevresine umut yayıyor, zor zamanlarda moral kaynağı oluyor. Bir tebessümün bulaşıcı olduğunu hepimiz biliyoruz; kederi paylaşmak nasıl hafifletiyorsa, neşeyi paylaşmak da çarpan etkisi yaratıyor.
Ama modern hayatın telaşı, ekonomik sıkıntılar ve gündelik stresler çoğu zaman bu en basit ilacı elimizden alıyor. Oysa neşeyi hayatın merkezine koymak, sadece bir tercih değil hem ruh sağlığımız hem de beden sağlığımız için bir ihtiyaç.
Unutmayalım: Neşe, insanın hayata karşı en güçlü savunma mekanizmalarından biridir. Hayatın yükleri ağır olsa da bir tebessüm çoğu zaman taşıyamayacağımızı sandığımız yükleri hafifletir. Bol NEŞELİ GÜNLERE…
Demek isterdim ama sahiden de toplum olarak neşemiz yerinde mi? Nerdeeee…
Geçenlerde bir iş seyahati için Katar’a gitmiştim. Bir hafta kalıp döndükten sonra Katar’da yanımda olan bir arkadaşım, “Ya çok garip, şimdi fark ediyorum da kimse gülmüyor. Oysa Katar’dayken caddede, sokakta, AVM’de, her yerde insanlar gülümsüyorlardı. Bir de bizim insanımıza bak” dedi. Bu farkındalıkla etrafıma baktığımda gördüm ki; sahiden de bırakın gülümsemeyi, herkes somurtkan yüz ifadeleri ile hatta patlamaya hazır bir bomba gibi, hiddetle yürüyor, konuşuyor sağa sola sert bakışlar fırlatıyorlardı. Her ne kadar konuyu arkadaşımla kendi aramızda sosyoekonomik açıdan çözümlemeye çalışsak; “Katar’ın nüfusu 2.500.000, bunun sadece 300.000’i Katarlı onlar da zaten petrol ve sıvı doğal gaz sayesinde zengin olarak doğuyorlar, geri kalan nüfus expat yani yabancı çalışanlar,onlar da kallavi ücretler aldıkları için hayatlarından gayet memnunlar” desek de asıl meselenin sadece ekonomik koşullar olmadığını hepimiz gayet iyi biliyoruz.
Elbette yaşam standartlarının mutlulukla bir ilintisi var. Sadece sanıldığı kadar değil. Eğer öyle olsaydı tüm zenginler mutlu olurlardı ki değiller.
Gelecek kaygısı, eğitim-sağlık gibi konularda yaşanan tonla sorun, asayiş-güven ortamı ile ilgili endişeler, barınma sorunu, gelir dağılımındaki eşitsizlik, adalete olan inanç, demokrasi, fikir özgürlükleri, enflasyon, çevre ve daha bir dünya şey sayabilirim size ama ne önemi var. Bunlar zaten her gün bahsedilen, her gün kafamıza kakılan ve pek tabi hemen hepsi bildiğimiz şeyler. Asıl önemli olan, o ya da bu sebepten, biz toplum olarak neşemizi yitirdik ve işin ilginç yanı pek de arıyor gibi durmuyoruz. Kapılmış bahtımızın rüzgarına savrulup duruyoruz.
Ellili yaşlarda biri olarak 30-40 sene önceki Türkiye’yi anımsıyorum da… Belki oyuncaklarımız yoktu, inşaat telinden araba yapıyor, çelik çomak oynuyorduk ama mutluyduk. Sadece pazardan pazara yıkanıyor olsak da mutluyduk. Akşam ailecek komşuya gezmeye gidilir, çocukları ile beş taş oynar, sobanın üstünde pişen kestaneleri yerdik, mutluyduk. Anne babalarımız da mutluydu. Kalabalık sofralar, piknikler…Evlerden şimdiki gibi kavga gürültü sesleri değil kahkaha sesleri yükselirdi. Bu farkı en iyi yansıtan şeylerden biri de fotoğraflar. Bugünkü çekildiğimiz fotoğraflara bakın hepsinde sahte bir gülüş var. Eskilere bakın, o içten gelen neşe hemen gözünüze çarpar. Çünkü onların hepsi doğal anlardı, şimdikiler ise en iyi pozu vermek adına yapay duruşlar maalesef.
Hele televizyon. Eğlence kutusu derlerdi adına. Bakın bakalım bugün o kutu bizi ne kadar eğlendiriyor. Onca dizi yapılıyor, yüzde doksanı ağlatan cinsten. Ne oldu güzelim komedi dizilerine. Olacak O Kadar vardı, Yasemince, Bir Demet Tiyatrohatta neslin son temsilcisi Avrupa Yakası filan… Hiç değilse akşamları evde çekirdek çitlerken gülseydik biraz, değil mi? O da yok, kalmadı artık.
Velhasıl muhteremler, neşemizi kaybettik. Bulana aşk olsun, bulana helal olsun…
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
3 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
3 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


