YAŞAMAK SANCISI
YAŞAMAK SANCISI
25/08/2024 17:04 | Son Güncelleme : 05/11/2026 17:54 | Sümeyye Öztaş
YAŞAMAK SANCISI
Hayat ileriye doğru yaşanıp; geriye doğru anlaşılan bir muammadır. Yaşamı her insan kendi penceresinden deneyimler. Bu deneyimler hayata karşı sergilediğimiz duruşun da nedenidir. Hayata karşı bakış açımız da bize ya mutluluğun kapısını açacak anahtardır; veya açılmaz sandığımız kapının bir kilididir. Dünyaya gelen her insan kilidini de anahtarını da aslında kendi oluşturur. Açılmaz sandığımız her kapı bazen bir dokunmayla bile açılabile cekken; biz zihnimizdeki prangalar nedeniyle o kapıya yaklaşmayız bile. Bazen de gerçekten zorlamanın fayda etmeyeceği açılması imkansız kapılar vardır. Ve biz o kapının ardını görmek konusunda büyük bir azim ve hırs gösteririz. Zannımızca o kapı bizim için en iyisidir. Arkası bizim için güzelliklerle doludur. Açmak için gösterdiğimiz çabalarımızın ardından gelen her başarısızlıkta ‘’yaşamak sancısı’’ çekeriz. Bu sancı hem kendimizi hem hayatı sorgulamamıza neden olur. Ve bu aslında bizim varoluş sırrımızdır.
İnsan hayatına bir anlam, amaç, bir değer aramaya koyulduğunda ilk olarak onu dışarıda aramaya koşullanmıştır. Hep belli şartlar dahlinde mutlu olacağımıza inanırız. İstediğimiz kapının istediğimiz zamanda açılması gerektiğini varsayarız. Kendi benliğimize göre birtakım şartlanmalara inanır, bunlar olmazsa; istediklerimizi elde edemezsek, kendimize göre dünyayı ve insanları şekillendiremezsek me’yus oluruz. Önünde durduğumuz kapının açılmaması bir sancıya dönüşür içimizde. Arayışımız, bu arayış sırasında istediklerimizi bulamayışımız bir hançer gibi saplanır yüreğimize. Başka ihtimallerin varoluşu bizi alakadar etmez pek. Başka kapılar ve o kapılara giden yolların olma ihtimali sağaltmaz bizim ruh sancımızı. Tek senaryonun tutsağı olan aklımız, ruhumuz, kalbimiz olduramadığı şeylerin altında ezilir durur. Bu durum kendimizi dünyayla ve insanlarla cedelleşmeye götürür. Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımız, bizim olması gerektiğine inanıp da elde edemediklerimiz, bizim etrafımızda dönmeyen dünya hepsi düşmanımız olmuştur artık. Açılmayan o kapı bizi tüm kapılara küstürmüştür. Aynı bir çocuğun istediği bir oyuncağı elde edemediği için bitmek bilmeyen ağlaması gibi bizim kalbimiz de olduramadığımız her şey için içten içe ağlamaktadır. Ve yaşamanın sancısını çekmektedir gönlümüz…
Baktığımız penceredeki kir etrafı da öyle algılamamıza sebebiyet vermiştir. İnsanın dünyayla olan kavgası baktığı yeri değiştirmediği sürece hiç bitmez. Başka ihtimalleri göz ardı eden insan hep mutsuzluğu için bir dış sebep bulur. Ne de olsa dünya bütün bu sebepleri karşılayacak kadar karmaşık süreçlerle doludur. Ve hep suçlanacak birileri veya bir şeyler vardır.
Peki insanın dünyayla olan savaşı ne zaman biter? Ne olursa o istediği mutluluğu, huzuru bu dünyada bulur? Arayışının sonunda bulacağı o mutluluk sebebi ne olabilir ki? Olduramadıklarına değil de olanlara nasıl itminanla teslim olur? Bu sorunun cevabı için ilk olarak arayışımıza nereden başlamak gerektiğine yoğunlaşmalıyız. Mevlana’nın dediği gibi;
‘’Bir can var canında o canı ara,
Beden dağındaki gizli mücevheri ara,
Ey yürüyüp giden yolcu tüm gücünle ara,
Ama aradığını dışarda değil, kendi içinde ara.’’
Arayışı kendi içine doğru olanın bulduğu da kendi hakikatinden başka bir şey olamaz. Kendi hakikatine uyanan bir ruh da, kendine açılan kapıların ardındaki güzellikleri seyre dalar. Bunu anlayan ruh bu dünyanın işleyişine teslim olmaktan başka bir şeyin elinden gelmediğinin de farkına varır. İster bu duruma teslimiyet, ister tevekkül, istersek de akışa bırakmak diyelim; sonucu ruhumuzun rahatlığıdır. Kendimizle, insanlarla, dünyayla savaşımızın bitmesidir. Yaşama sancımızın hafiflemesidir. İçimizde bulduğumuz huzur daha sonra tüm eşyaya tesir edecektir.
İnsanoğlunun yaşama sancısı çekmesinin asıl nedeni içine, ruhuna, özüne, varlığına benliğine yabancılaşıp, dünyayla gereksiz ünsiyet kurmasıdır. Açılmayan kapıları zorlaması, açık kapının ardını seyretmekte ayak diremesidir.
Her insan bu hayat tiyatrosunda kendi senaryosunu yazmakta, onu oynamakta ve perde kapandığında onunla anılmakta özgürdür ne de olsa. Beğenmediğimiz hayat senaryosunu belli oranda değiştirmek, bizim hakkımızdır. Kapıları açmaya çalışmak bizim irademiz altındadır. Fakat hayatımızın elimizde olmayan kısımlarıyla ilgili yapamayacağımız değişikliklere teslim olup; gücümüz nispetinde değişiklik yapabileceğimiz noktalara odaklanmak, yaşam sancımızı hafifletmek adına çok önemlidir. Yani olduramayacağımız şeylerin ardına düşmektense; olana teslimiyet bizi rahatlatır. Peki dünyaya bu kadar önem atfedip istediğimizi elde etmek konusundaki bu çabamızın nedeni nedir? Dünya sevgisi…
Peygamberimiz (sav) ‘’Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır.’’ buyururken ölçüsüz dünya sevgisinin birçok problemin kaynağı olduğunu vurgulamıştır. Burada bahsedilen dünyayı ve onun kurallarını reddetmek değildir. Tam tersine insanoğlunun varoluş macerasında bir durak olan dünya inançla bakan insanlar için çok önem atfedilmesi gereken bir ahiret tarlasıdır. Bu inançla bakmayan başka dünyanın varlığı kendisini çok etkilemeyen insan için de yine dünya hayatı birçok mutluluğu tadacağı zevk ü sefa süreceği bir yerdir. Ama bu dünyada bir anlam bulmak herkes için olmazsa olmazdır. Kimi aradığını bir kelebeğin rengarenk kanatlarında bulurken; kimi dünyevi her şeyi elde eder de o huzura erişemez. Bu yolculukta kimi çocukken varoluş sırrına ererken; kimi de bu dünyadan giderken ruhundaki eksikliğin adını koyamadan yolculuğunu sonlandırır. Bu da zannımca insanın çabasına bağlıdır.
Hayat hiçbir zaman başkalarını bulmakla ilgili olmamıştır. Tek gerçeği kendini bulmaktır. Kendini bulan insanın bu dünyada kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Kendini bulmak da bahsettiğimiz arayışla mümkündür. Bu arayış aslında ‘’mukaddes bir arayış’’tır. Peygamberlere gelen vahiyler de aslında onların bir arayışının sonucudur. Hz. Muhammed’e (sav) Hira mağarasında gelen vahiy de günlerce mağarada kendi içine dönüp soran, sorgulayan, hakikate susayan bir insanın arayışı sonucudur. Hz. İbrahim’in yıldızın, ayın ve güneşin rab olma ihtimalini düşünüp daha sonra zeval bulmalarıyla, onların yaratıcı olamayacağını kabul etmesi ve Rabbini bu şekilde bulması da bu arayış ile mümkün olmuştur. Bilim dünyasına öncülük eden bir çok bilim insanı da dünyevi kurallar dahilinde bir arayışın peşinden gitmiş ve sonucunda insanlara faydalı birçok buluşla isimlerini altın harflerle tarihe yazdırmışlardır.
Aslında bu dünyaya gelen her ruh kendi yolunda giden bir yolcudur. Ve bu yolcunun menziline varmadan önce seyre dalması gereken güzellikler, tamamlaması gereken bir eksik, bulması gereken bir anlam mevcuttur. Yaşamak sancısını hafifletmek; yola, yolculuğa, güvenip arayışını mukaddes bir buluşla tamamlamakla mümkündür. Açılan kapıların ardındakini temaşa etmek ise huzurlu yaşamın anahtarıdır. Herkesin arayışı ve herkesin buluşu kendine hastır. Ve herkes kainat kitabının yazarının biricik eseridir.
‘’Aramakla bulunmaz, ancak bulanlar arayanlardır.’’
Kendini bulma yolculuğunda olan herkese selam…
Selametle...
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
1 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
2 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


