EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR
EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR
24/10/2025 17:15 | Son Güncelleme : 05/11/2026 19:03 | Sümeyye Öztaş
EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR
Bazı aşklar, insanın kalbine doğarken büyük bir yankı yaratır. Sadece iki kişi arasında kalmaz; cümle âleme yayılır; kendini çoğaltır. Bu sevdalar, kavuşmanın değil; hasretin koynunda dem bulur. Çünkü insan bazen en çok ulaşamadığına inanır; dokunamadığını içinde yaşatır.
El değmemiş sevdalar, vuslatın değil, hicranın gölgesinde büyür. Belki de bu yüzden en saf aşklar, kavuşamayanların kalbinde yeşerir. Şair, kalemini bu hicranın aynasında parlatır; çünkü kavuşan susar, kavuşmayan yazar. İmkânsız aşklar, edebiyatımıza en nadide eserleri kazandıran görünmez bir el olmuştur. Şairin yangını, okurun kalbinde yankıya dönüşür; okur ise o yankının yangısıyla baş başa kalır; çünkü şiir, bir kalpten ötekine yol alan görünmez bir ateştir.
Sezai Karakoç’un Mona Roza’sı (Muazzez Akkaya) bu sessizlikten taşan en zarif çığlıktır. ‘’Kanadı kırık kuş merhamet ister.’’ Bir aşk karşısındaki çaresizlik ve acziyet ancak bu kadar zarafetle anlatılabilir.
Karakoç’un sevdası bir kadından öte, insanın içindeki en saf duygunun dışa taşmasıdır. Hikâyesine vakıf olduğumuzda Karakoç’un gençlik yıllarındaki sınırsız aşkını; karşılık bulamayınca yaşadığı kırılmayı derinden hissederiz. Bu ağır imtihan, şairi aşkın başka bir mertebesine taşımıştır. Mona Roza, sevgiliden çok, ulaşılmazlığıyla bir diriliş sembolüne dönüşmüştür. Şair onu değil; onun kendinde uyandırdığı duyguyu sevmiştir. Ve bu aşkın yakıcılığını geceyi onaran Rabbi’ne şikayet etmiştir. Kavuşsa bitecek bir hikâyeyi, erişilmezliğin kollarında ölümsüzleştirmiştir. Belki de bu yüzden Mona Roza, yalnız edebiyat tarihinin değil, kalbin taşıdığı saflığın ve sınırsızlığın da sembolü olmuştur.
Yavuz Bülent Bakilerin Fatma’sı ise (takma isim) yaşanmamış bir hayatın iki yürekte bıraktığı sessiz iç çekiştir. Aşığın hisleri mahcubiyetin ağırlığı altında ezilmiştir bu hikâyede. İki kalp birbirine böylesine yakınken kaderin, nasibin önüne geçtiği bir yazgıdır bu. Aslında her şey mümkünken yarım bir hikâye kalmıştır geride. Şairin dizelerinde yarım kalmış bir kaderin yankısı vardır. ‘’Şaşırdım Kaldım İşte...’’ derken, sevdayla gelen şaşkınlığını da, eksik kalmış bir hayalin hüznünü de dile getirir. Ve kendi ifadesiyle ölene kadar bu şaşırmışlığı geçmeyecektir. Aşk gelince insanın kalp ibresi şaşar ya... Bu sevda da mümkün ama yaşanmamış hayatın ince sızısına dönüşmüştür. İki taraf için de biraz pişmanlık, biraz dua, biraz kalp ağrısı taşır içinde… Düşünde bir yüz görümlüğü onu temaşa etmek bir tesellisi olmuştur şairin… Artık sonu kedere bağlanan bir kırık hikâyedir bu aşktan arta kalan…
Abdurrahim Karakoç’un Mihriban’ı
‘’Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban…’’
Bu dizelerdeki lambada titreyen alevi bile üşüten aşk, sahibinin kalbini de kordan bir ateşe çevirmiştir. Elli yıl sonra bile gözden yaş getirebilecek bir kudrete sahiptir bu sevda. Mihriban da kavuşulamayan bir sevgilidir; ama artık bir kadından öte, insanın sevme kudretinin yüceliğini temsil eder. Onun sevdası unutmanın mümkün sanıldığı; ama kolay olmadığını gösteren bir sevdadır. Kavuşamadıkça olgunlaşır, uzak kaldıkça yücelir, zaman geçtikçe eski bir yaranın sızısı gibi kalır içerde. Çünkü bazen ayrılığın daha doğrusu kavuşamamanın kendisi, aşkın ölümsüzlük mührüdür. Ve Mihriban, bu mührün en yakıcı, en insani suretidir.
Bu üç şairin sevdası da aslında sonu aynı biten hikâyenin farklı yansımalarıdır. Hepsi içten sevmiştir. En yürekten, ta derinden… Aynı zamanda sevdiklerini idealize etmişlerdir; yani aşkın en aşkın (yüce) hissini yaşamışlardır. Sevdiklerini değil; ondaki eksik parçasını, ondaki hakikatin yankısını aramışlardır. Kavuşamamak aslında bu bakımdan bir eksiklik değil, aşkın korunma biçimidir. Belki de bu yüzden Nedim, kendi asrının aynasında şu beyti söylerken her devrin şairine ve dahi aşığına seslenmiştir:
‘’Yok bu şehir içre senin vasfettiğin dilber Nedim,
Bir peri-suret görünmüş bir hayal olmuş sana’’
(Ey Nedim! Bu şehir içinde senin tasvir ettiğin güzel yok; sana bir peri yüzlü görünmüş, bir hayal olmuş.)
Çünkü şairin, sevgilide gördüğü güzellik sadece kendi bakışından kaynaklanmaktadır. O şehirde o kadar güzel bir sevgili yoktur belki; ama şair, hayalindeki peri yüzlü güzeli kalp gözünün ışığıyla görmüştür. Ona dokunmadıkça o duygu saf kalır; çünkü dokunmak hayalin büyüsünü yerle bir eder. Bu yüzden bu aşklar idealdir; el değmemiştir, hatta bazılarına göz bile değmemiştir. Sadece şairlerin kalplerindeki saf sevdanın narı ve nuru değmiştir.
El değmemiş sevdalar bize şunu hatırlatır:
Sevgi birine sahip olmak değil; o duygunun masumiyetine halel getirmemektir. Bu yüzden aşk gerekirse ‘’bir kurşun gibi göğüste taşınmalı’’ ve aşık ‘’şerha şerha yarılan içini’’ kendine saklamalıdır.’’
Kavuşmak, çoğu zaman aşkı dönüştürür; ama beklemek aşkı büyütür.
Hasret, kalbin yangın sonrası sükûnetini, sevgiye sığınmanın zarafetini öğretir.
Ve belki de bütün büyük aşkların ortak kaderi budur:
Kavuşamayınca bitmezler, dokunulmadıkça ölmezler.
Ezcümle;
‘’Tahir olmak da ayıp değil; Zühre olmak da;
Hatta sevda yüzünden ölmek de.’’
Hikâyeler acı ama gerçektir. Üç şair de sevdiklerine farklı nedenlerle kavuşamamış; yaşadıkları aşkın büyüklüğü gönül kaplarından taşarak bize ulaşmıştır. İyi ki böyle büyük sevdalara mihmandarlık etmiş kalpleri; iyi ki aşk denizinden devşirdikleri mana incilerini kâğıda ve şair gönüllere armağan etmişler.
Bütün bu hikâyeler bize yalnızca aşkı değil, insana dair bir hikmeti de öğretir. Eğer büyük bir sevdanın pençesine düşmüşseniz, ya kavuşun; nasip değilse bunu Leyla’dan Mevla’ya giden bir durak yapın. Yapamıyorsanız kalbinizin en derinine gömün. Çünkü kavuşmak bir takdir iledir; eğer o kapı açılmayacaksa yorgun bekleyişin ardında bir ömür tüketmeyin. Bir hayalin peşinde yürürken, size gül bahçeleri vaat eden gerçek insanları görmezden gelmeyin. Kalp ritminizi bozacak değil; o ritimle atacak kişilere şans verin. Çünkü sevgi emekle yoğrulan bir teslimiyettir.
Her kalbin ehline denk gelmesi dileğiyle...
Sümeyye Öztaş
Edebiyatçı- Yazar
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
2 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
3 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


