YALNIZLIKLA BARIŞMAK
YALNIZLIKLA BARIŞMAK
04/09/2025 15:02 | Son Güncelleme : 16/09/2026 22:35 | Sümeyye Öztaş
YALNIZLIKLA BARIŞMAK
Yalnızlık, boş bir şehrin terk edilmiş ıssız sokakları gibidir; atılan adımların kulağa vuran yankısı, içteki sessizliği büyütür. Gözler belli belirsiz bir noktaya dalarken, düşünceler firar eder, geçmiş zincirlerini kırıp olan biteni üzerine akıtır. Bu keşmekeşin içinde insan zihni tutunacak bir dal arar; geçmiş, gelecek, şimdi arasında kendini bilinmezliklere salar. Bu bilinmezlik ne soğuk, ne korkutucu ne de anlamsızdır. O, insanın kendi duygu, düşünceleriyle ünsiyet kurduğu bir dosttur.
Yalnızlık, bazen insana kemik misali batar, bazen ılık bir su gibi huzur verir; bazen de meçhul duyguların sığınağıdır. Ama her zaman bir kapıdır yalnızlık; geçmeye cesareti olanlar için hem geçmişe hem geleceğe açılan… Her istasyonda başka bir yolculuğun başladığı bir tren gibidir bazen, bazen de en güzel şiirlerin berceste mısrası, bazen de bir hayalet gibi peşimizi bırakmayan, ama huzur da vermeyen bir duygudur.
İnsan olarak bu duygudan payını almayan yoktur. Ne de olsa insan bu dünyaya yalnız gelmiş ve yalnız gidecektir. Hayatın akışında da bazen iradi bazen de zorunlu olarak bu duyguyla karşılaşır yolumuz. Öğreneceklerimiz vardır, kaybedeceklerimiz, kazanacaklarımız ve anlayacaklarımız. Kalabalık ortasında duymadığımız nice sesler, görmediğimiz nice renkler, hissetmediğimiz nice duygular yalnızlığın koyu karanlığında ayan olacaktır bizlere. Yalnızlık sadık bir yoldaş gibi bize bizi anlatır. En içimizde, en derinimize gömdüğümüzü sandığımız gerçek biz, ancak yalnızlığın eşliğinde bize perdesini açar. Perde açılınca karşılaştığımız manzara hayret içinde bırakır bizi. Yalnızlığı ve o duygunun anlattıklarını okumak büyük cesaret ister. Daha önce hiç bilmediğimiz gerçek benliğimizle karşılaşmak şaşırtıcı olsa da, bu gerçek kişiliğimizi inşa edebilmenin yegane yoludur. İnsan yalnızlıkta kendi gölgeleriyle yüzleşmeden, inkar ettiği, yok saydığı benliğiyle el sıkışmadan, onu anlamadan kendisiyle barış sağlayamaz. Kendisiyle barış için bazen yalnızlığın kollarında kaldırımlarla söyleşmek gerekir. Şair misali:
‘’Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında
‘’Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.’’
Yalnızlık, kalabalığın ortasında bile hissedilen bir sessizliktir. Bu sessizliğin içinde nice sırlar gizlidir. İnsan diğerleriyle birlikteyken bile kendi iç dünyasında yalnızdır; fakat bu yalnızlık sadece bir boşluk değil, varlığın kendisiyle yüzleştiği en saf andır. Gerçek yüzleşme başkalarının gözüne değil, kendi aynasına bakmaktan geçer. Bu aynada gördüğümüz gerçek benliğimizdir. Sıyırdığımız zaman tüm perdeleri sadece kendimiz kalırız. Yansımalarla avunan halimiz yalın yalnızlıkla ‘’bir ben vardır bende benden içeru’’ sözüyle kendine gelir. Kendi beniyle hemhal olur. Ve ancak o zaman kendini bulur.
Aynalarla yüzleşmekten kaçınan insanlar da vardır. Korkar göreceği suretin yansımasından. Yürür durur varacağı menzili bilmeden… Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurur. Oynar, güler, avunur, salar kendini dünyanın bin bir renginin cazibesine… Ve bir gün ‘’Yalnızlığın en içimizde’’ ta derinimizde olduğu gerçeğiyle yüzleşince afallar ancak. Konduramaz kendine, kaçtığı, kendini en ummadığı bir zaman ve mekanda yakalayınca el ayak birbirine dolaşır. Kaçtığı şeyin kendisi olduğunu anlayana kadar hadiseler onu örseler durur. Adını koyamadığı duygunun esareti yüreğinde derin yaralar açar. Bu yaraların dermanı da yine kendisidir. Yalnızlığın yaralayan yanından kendine derman devşiren kişi ‘’derdim bana derman imiş’’ sırrına erince kendisiyle barışır.
Bazen de kaderin bir cilvesi olarak yalnız kalır insan. Kendi seçimi ve iradesi yoktur bu konuda. Hadiseler insanlardan soyutlar onu, kendiyle baş başa bırakır. Anlaşılmaz, suçlanır, imtihanların cenderesinden geçer. Halden anlayan bir dost, gönül mahremlerini anlatacak bir yaren bulamaz. En çok da o zaman hisseder yalnızlığın yakıcılığını. İçten içe yanarken Fuzuli’nin duygularında bulur kendini:
‘’Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı.’’
(Bana gönül ateşimden başka kimse yanmaz. Sabah rüzgarından başka kimse de kapımı açmaz.)
Şair o kadar yalnızdır ki tek dostu onunla yanmaktan başka çaresi olmayan gönül ateşidir. Sabah uyandığında rüzgarın kapısına vurduğu ses de kapısını tek çalan dostudur ancak. Şair sırılsıklam yalnızdır kendi içinde. Yalnızlık dile gelip kendini anlatsa ancak bu kadar veciz ifade edebilir kendini…
Yalnızlık çoğu zaman da korkunun ürpertici gölgesi ile gelir. İnsan kendi karanlığında kaldığında, bilinmeyenin ve geçmişin gölgesiyle yüzleşir. Sessizliğin insanı korkunun binbir haliyle yoldaş ettiğini ancak yalnız yaşamak zorunda olanlar bilir. Ve bir canın, nefesin, suretin değerini ancak yalnızlığın mahkumiyetinde ve mecburiyetinde olanlara sormak gerekir.
‘’Bilmezler yalnız yaşamayanlar
Nasıl korku verir sessizlik insana
İnsan nasıl konuşur kendisiyle
Nasıl koşar aynalara
Bir cana hasret
Bilmezler.’’
Bir yandan da yalnızlık, insanın nefsiyle ve Yaradanıyla baş başa kaldığı en mahrem andır. O anda senlik benlik silinir insan en saf haliyle gönlünü yaradana açar. Ölüm öncesi ölmek gibidir yalnızlık, bizi dünyaya bağlayan tüm bağlardan azade kalmaktır. Ruhun sesini dinleyip dünyanın sesine kulak tıkamaktır. Zorlardan zordur bunu başarmak. ‘’Bu yol uzun, menzili çok, geçidi yok, derin sular var.’’ Nihayetinde yalnızlığın koynunda can rahatı bulmak bu ancak yola çıkmakla mümkündür.
Ve sonunda… Yalnızlık öğretir: Ne kadar yalnızsan o kadar kendini tanımaya hakkın vardır. Sessizlik sadece kaybolmuşluk, yok olmuşluk, unutulmuşluk değil; en büyük deruni güçtür. İçsel yalnızlığını sevgiyle kucaklayan, içindeki sessizliğin sesine kulak veren insan, başkalarının gürültüsüne kanmadan kendi ritmini ve ışığını bulur. Bu ışık sadece kendini aydınlatmaz; aynı zamanda karanlığa kendini mahkum ve mecbur hisseden ruhları da aydınlatır. Yalnızlık bir son değil; derin bir başlangıçtır, kendiyle yüzleşmenin, kendini tartmanın ve nihayet kendiyle barışmanın bir kapısıdır. Kendiyle barışı sağlayan herkesle dost olur.
Yalnızlık bir kıymık gibi batar ruhuma
Ve bir yumru misali oturur boğazıma…
Yalnızlığın içinden, içimizdeki yalnızlığa selam…
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
Kurtlar Vadisi Dizisine Bilirkişi İncelemesi
2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin 2026 yılında yeniden açılan soruşturma, kapsamını genişleterek devam ediyor.
6 saat önceOKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.
1 gün önceSAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ
Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.
1 gün önce


