Arama

                                                

NOKSAN DA OLUR

Edebiyatçı- Yazar Sümeyye Öztaş

19/12/2025 17:40 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:36 | Sümeyye Öztaş


NOKSAN DA OLUR
ad image
ad image

NOKSAN DA OLUR

İnsan çoğu zaman kendi kendisinin acımasız celladıdır. İçinde taşıdığı görünmez terazi, kendisini hep eksik tartar. İçinde daha iyi, daha hızlı, daha başarılı, daha kusursuz olması gerektiğinin kavgasını verir; kaynağını bilmediği, yüzünü hiç görmediği sese karşı… Sanki her şeyin bir standardı vardır ve yaşamak, ancak hatasız bir performans sergilendiğinde anlam kazanır. Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biridir bu: tamlık takıntısı. Ve insan, çoğu zaman farkında bile olmadan, kendi zihniyle kurduğu daracık kafeste nefes almaya çalışır.

Mükemmeliyetçilik, dışarıdan parıltılı görünen ama içten içe insanı kemiren, sınırlayan, hareket etmesine izin vermeyen görünmez bir zincirdir. İnsan ondan güç aldığı vehmine kapılsa da çoğu zaman içten içe güçsüzlüğünü ve yetersizliğini en çok o büyütür içeride. Pireler deve olur, küçük yanlışlar kocaman dağlara dönüşür; ufacık bir tökezlemede dünya başına yıkılır. Ve böylece insan, kendi yetersizliğinin dehlizlerinde kaybolur.

Mükemmel olanı istemek; bu istek yüzünden hiçbir şeye başlayamamakla; başladığını bitirememekle, bitirdiğini de bir türlü sevmemekle sonlanır. Ve yaptığı işi sevmeyen insan, zamanla onu yapan kendisini de sevmemeye, yargılamaya, eksik görmeye başlar.

Göz bir eksik, hata, kusur arar; bulamayınca huzursuz olur. Bulduğunda ise eksiği tamamlamak için düzeltir; ama ne kadar düzeltse de bir türlü yeterli gelmez. Çünkü kusursuzluk, dibi delik bir kap gibidir; ne koyarsan koy, asla dolmak bilmeyecektir.

Oysa insan noksanıyla insandır. Mevlana’nın dediği gibi:

‘’Yüzde ısrar etme, doksan da olur.

İnsan dediğinde, noksan da olur.’’

Mükemmeliyetçilik, müphem bir kusursuzluğun peşinden koşmaktır. Bu uğurda zihnin susmaması, her şeyi kontrol etme ihtiyacının baskısıyla insanın hiçbir zaman rahatlayamaması demektir. İşler bitse bile, bir şeylerin eksik olabileceği ihtimali insanın hayata tam olarak yerleşmesine izin vermez. Tamlık takıntısı, diken üstünde yaşanacak endişeli bir hayata razı olmaktır. Oscar Wilde’ın dediği gibi: ‘’Mükemmelliyetçilik en kötü kusurdur; çünkü mükemmel olmak imkânsızdır.’’ Mümkün olmayan bir şeyin peşinde koşmak ise insanı sadece tüketir.

Üstelik bu takıntı çoğu zaman sanıldığı gibi üretkenlik de doğurmaz; bilakis insanı eylemsizliğe mahkûm eder. Çünkü ‘’tam’’ olan, zihinde büyüdükçe ulaşılmaz bir yere yerleşir. İnsan başlamak için ‘’biraz daha hazır’’ olmayı bekler. ‘’Biraz daha uygun şartlar’’ ın peşinden koşar. Bitirmek için ‘’biraz daha iyi’’ olmak ister… Ve o ‘’biraz’’ hiçbir zaman gelmez. Böylece yapılmayan işler, söylenmeyen sözler, atılmayan adımlar birikir. Mükemmellik, hareketi değil; durmayı ve ertelemeyi öğretir. İnsan kusursuz bir anın hayaliyle yaşarken, hayat elinden kayıp gider. Oysa zirvelere giden yol bir adımla başlar. Eksik başlanmayan hiçbir yol tamamlanamaz. Böylece mükemmeliyetçilik, insanı hata yapmaktan değil; yaşamaktan alıkoyar. Çünkü yaşamak bazen de düşmektir, kalkmaktır; yanılmaktır, dağılmaktır; ama nihayetinde yola çıkmaktır. Ve bazen en büyük kusur, hiç yanlış yapmamış olmaktır; zira bu, hiç denememiş olmanın sessiz, acı bir itirafı olacaktır.

İnsanın kusuru, yarığı, çatlağı olmasa ışık nereden sızar içeri? Tamlık sandığımız şey, belki de ruhun en büyük korkularını perdeleme çabasıdır: Yanılma, yanlış yapma, eleştirilme, eksik görülme, yetememe korkusu… Bu korkular hayatımızın bir yerinde yerleşmiştir benliğimize. Bazen sessiz bir övgüden, bazen küçük bir eleştiriden, bazen ufak bir bakıştan büyütürüz içimizde. Bize öğretilen ve zihnimizde ve içimizde yankılanan o ses bizi hep bir yerlerde sıkıştırır: ‘’En iyisi ol, hata yapma, yeterli değilsin.’’

Fakat hakikat cılız bir sesle ama çok daha derin bir yerden seslenir:

‘’Noksan da olur.’’

Bazen eksiltmek başka yerde kendisini tamamlar; bazen vazgeçmek büyütür; bazen kusur düzeltir insanı. Bazen bir iş yarım kalır; çünkü insanın nefesi yetmemiştir. Bu bir başarısızlık değil; insan olmaya ait derin bir hakikattir. Bazen el titrer, dil yorulur, kelime çıkmaz ağızdan, adımlar sendeler, bakışlar bulanır. Ama bütün yolculuklar böyle değil midir? Bunların hepsi insan olmaya dair değil midir?

Kim tam gelir ki bu dünyaya? Ya da tamamlanarak giden olmuş mudur? Her birimiz bir eksikle başlarız hayata; yürümeyi düşe kalka öğreniriz; sonra konuşmayı, sevmeyi… Sonra bir gün vazgeçmeyi. Kırılmayı, dökülmeyi; umduğumuzdan yüz çevirip, bulduğumuza sıkı sıkı sarılmayı. Kaybetmeyi ve kazanmayı, kazandığımızı kaybetmeyi; kaybettiğimizi kazanmayı… Ve yeniden tutunmayı…

Hepimiz eksik başlayıp, eksile eksile tamamlanırız.

Mükemmelliyetçilik, insanı acımasızca yargılayan bir hâkim gibidir. Hep aleyhte olan delilleri gözetir. Eksik, kusur aramak ve sadece suçlamak onun görevidir. Ayrıca insanın kendine merhametini çalan bir hırsız gibidir. İç sesimiz olur, yargılar ve şöyle fısıldar:

‘’Daha iyi olabilirdin, şöyle yapabilirdin.’’

Oysa bazen iyi olmak da güzeldir. Yer yer çatlak, yer yer tamam; ama hakiki. Çünkü kusursuzluk donuktur; hareket etmez, insanı yaşama katmaz. Oysa eksik olan akar, değişir, dönüşür, güzelleşir. Kusursuzlukta ise bir üst güzellik fırsatı yoktur, bu yüzden sahicilik barındırmaz.

Bir çiçeğin solan yaprağı da güzeldir, bir insanın yüzündeki çizgi de, asimetrik bir elbise de… Dağınık bir evin odası da, bir sözün düşen hecesi de, kurumuş bir ağacın kırık dalı da… İnsanız ya eksilişlerimizle tamamlanırız. İnsan ancak noksanı kadar insandır.

Belki de bu yüzden kendimiz için en merhametli isteğimiz şu olmalıdır:

Tam olmadan da kabul olayım.

Bunu hatırlatan bir sanat vardır; Japonların Kintsugi dediği… Kırılan bir eşya atılmaz; parçaları altınla, gümüşle ya da bakırla birleştirilir. Çatlak gizlenmez, utanılacak bir kusur sayılmaz; bilakis gözler önüne serilir. Çünkü o kırık, eşyanın başına gelenleri anlatır. Onu değerli kılan da bu hikâyesidir. Bu sanat der ki: Kırıldığın yer seni çirkinleştirmez; doğru yerden bakıldığında güzelliğini derinleştirir. İnsan da böyledir. Noksan sandığımız yerler, hayatın içinden getirdiğimiz yaşantılarımızın izleridir. Bu yönüyle kemal, çatlağı kapatmak değil; onu sabırla, merhametle ve anlamla onarmayı bilmektir. Noksanlık böylece ayıp, eksik, kusur olmaktan çıkar; insanın hikâyesinde altınla yazılmış satıra dönüşür.

İlahi nazarda insanın değeri kusursuzluğunda değil, yönelişindedir. Rivayet edilir ki; insan yeryüzünde hiç günah işlemeseydi, Allah onları yok edip günah işleyip sonra da tövbe eden kavim yaratırdı. Bunu akıldan çıkarmamak lazım. Çünkü makbul olan hatasızlık değil; hatayı fark edip dönme iradesidir. Peygamber hayatlarında anlatılan ufak tefek hatalar (zelle) da bunun içindir. Onlar beşeriyetin sınırları taşır, insani yönleriyle unuturlar, tereddüt ederler, yanılırlar. Ama her yanılgı, eksik, kusur derin bir bilinçle telafi edilir. Çünkü kemal, mükemmellik değil; istikamet üzere yol almaktır. Noksanlık da insanın tabiatıdır.

İnsanı büyüten çoğu zaman kusurlarıdır. Bir yanlış, bir düşüş, bir yenilgi hepsi insanı insan eder. Olgunluk, mükemmellik değil; kendini affedebilmenin ve olduğu gibi kabul edebilmenin bir meyvesidir. Kendine merhamet edenin nefesi genişler, bakışı derinleşir, adımları anlam kazanır. Yürüdüğü yolun her daim farkına varır.

Kusurluysan, eksiksen, olmamışsan, yanıldıysan, düştüysen, bunaldıysan… Tamam.

Yetişemediysen, yorulduysan, elinden kayıp gittiyse… Eyvallah. Eksik bıraktığın cümle zamanı gelince daha anlamlı yazılır. Bugün taşıyamadığın yük, yarın daha hafif taşınır, elde edemediğin daha güzeliyle sana gelir. Kalbindeki kırık iyileşir; ellerin yeniden tutunmayı öğrenir.

Çünkü noksan olmak insan olmaktır.

Ve insanın kaderi tamamlanmak değil, tamamlana tamamlana yürümektir.

Eksiklerimizi bir yük gibi taşımadığımız, onları hayata kattığımız bir yola ulaşmak dileğiyle…

Edebiyatçı- Yazar

Sümeyye Öztaş

Etiketler : EDEBİYAT KÖŞE YAZISI MEVLANA NOKSAN DA OLUR MÜKEMMELLİYETÇİLİK SÜMEYYE ÖZTAŞ
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

22 saat önce
Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.

22 saat önce
Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.

22 saat önce
Yorumlar

Ahmet

Sümeyye Öztaş, modern insanın "mükemmellik" hapishanesine edebi bir başkaldırı gerçekleştirmiş. Yazı, insanın kendi kusurlarıyla barışmasının bir zayıflık değil, aksine en büyük insani kemal olduğunu naif bir dille hatırlatıyor. Özellikle Kintsugi metaforuyla, kırıklarımızın bizi çirkinleştirmediğini, aksine yaşanmışlık katarak daha değerli kıldığını vurgulaması ruhu iyileştiren cinsten. Her satırı, "kendine merhamet et" diyen derin bir iç ses gibi.

10 ay önce
Kardelen

"İnsan noksanıyla insandır... Ruhumuza ayna tutan, çok derin ve iyileştirici bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık."

10 ay önce
Latif

"Hayatın çatlaklarından sızan ışığı gösteren, çok duru ve anlamlı bir paylaşım olmuş. Teşekkürler."

10 ay önce
Safiye

"Eksik kaldıkça tamamlandığımızı hatırlatan, şifa niyetine okunacak bir metin. Emeğinize sağlık."

10 ay önce
Other Posts
06.11.2026 - KENDİNDEN KAÇARKEN KENDİNE YAKLAŞMAK 30.10.2026 - YOLUMUZ GURBETE DÜŞTÜ 23.10.2026 - YOL VE VUSLAT 16.10.2026 - YOL VE MENZİL 09.10.2026 - YOL VE HİKÂYE 02.10.2026 - YOL VE İSTİKAMET 25.09.2026 - YOL VE KÖR NOKTA 18.09.2026 - YOL VE ÇİLE 11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image