Arama

                                                

AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER

Edebiyatçı-Yazar Sümeyye Öztaş

26/12/2025 17:30 | Son Güncelleme : 05/11/2026 15:18 | Sümeyye Öztaş


AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER
ad image
ad image

AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER

İnsan çoğu zaman affetmeyi bir erdem, bir üstünlük hâli sanır. Oysa affetmek hâlâ bir yaradır; izi kapanmamış olan. Canı yanmış bir yerden konuşur; hatırlatır, kanatır, geçmişi taşır. Bu yüzden affetmek bir son değil, geçiş kapısıdır sükûnete açılan.

Asıl derinlik ise affetmeye ihtiyaç kalmadığı o huzur anında başlar. Çünkü idrakin başladığı yerde suçlu da kalmaz; mağdur da, fail de silinir, kurban da… Geriye sadece uyanışın tatlı sakinliği kalır. Affetmek, bu uyanışın ilk adımıdır.

İnsan yaşadığı her şeyi kişisel algılamaya meyilli bir varlıktır. Oysa ruh, hiçbir şeyi kişisel yaşamak için bu dünyaya gelmez. Her karşılaşma, her kırılma, her zorluk içteki bir yeri uyandırmak içindir. Bize kötü davrandığını düşündüğümüz insanlar, çoğu zaman içimizde uykuda olan iyiliği ayağa kaldırmak için vardır. Bu yüzden yaraların çoğu şifayı içinde taşır; fakat bunu fark edebilmek için acının içinden geçmek, yarayı fark etmek gerekir.

Psikoloji bize şunu söyler: En çok yaralandığımız yer, en hassas noktamızdır. Tıpkı bir zincirin gücünün en zayıf halkasından geçmesi gibi… Ve tam da o zayıf halka, dönüşümün başladığı yerdir. Bizi inciten kişi yeni bir yara açmaz; sadece yaranın üstündeki kabuğu kaldırır. Öfke, kırgınlık, değersizlik o an doğmaz; sadece aşikâr olur. İnsan bunu fark ettiğinde, ‘’Bana bunu neden yaptı? sorusu yavaşça geri çekilir. Yerine çok daha derin bir soru gelir: ‘’Bu bana neyi göstermek istiyor?’’

Hayat bir sahne gibidir. Herkes kendi rolünü oynar, ta ki perde kapana kadar. Hikâyede iyi karakter olduğu kadar, kötü karaktere de ihtiyaç vardır. Kötü rol olmazsa hikâye bir yerde tıkanır; ilerleyemez, dönüşüm gerçekleşmez. Hayatta da bu böyledir. Bize zulmeden, inciten, haksızlık eden kişiler çoğu zaman kötü bir rol oynuyor gibi görünse de, ilahi planda vazife görürler. Onlar bilmeden hizmet ederler; insanın kendine uyanışına…

Tasavvuf bu noktada insanı başka bir yerden çağırır: ‘’Faili kişide arama.’’ Yapan O’dur, eden O’dur. Her şey O’nun ilahi tezgâhından, hikmet mühründen geçerek meydana gelir. Çünkü her fiilin arkasında yüce bir iradenin muradı saklıdır. Dervişe atılan tokat hikâyesi tam da burada anlam kazanır.

Rivayet edilir ki bir gün bir talebe mürşidine bir soru sorar. Bu soru üzerine mürşit, talebeden cami avlusunda bulunan dört kişinin ensesine tokat atmasını ister. Tokadı yiyen birinci kişi arkasını döner; tokadı iade eder. İkincisi arkasını döner; fakat nefsine hâkim olur, karşılık vermez. Üçüncüsü tokadı yer; ama dönüp bir arkasına bile bakmaz. Dördüncüsü döner, talebenin elini öper. Talebe olan biteni sorduğunda mürşit, her birinin mertebesini anlatır.

Hakikate uyanmak da bu dervişlerin tavırlarından geçe geçe olur. Başımıza bir şey geldiğinde ilk olarak aynı şeyi yapma hakkını kendimizde buluruz. Biraz olgunlaşıp nefsimizin dizginini ele aldığımızda, kırılsak da dökülsek de karşılık vermez, affederiz. Kemal yolunda biraz daha ilerleyince her şeyin Hak’tan geldiğini bilir, failin sadece hizmetkâr olduğunu idrak eder, tokadın hikmetini anlamaya çalışırız. Hakikat yoluna erişince kimden ne gelirse gelsin gerçek iradenin her fiilinden razı oluruz. ‘’Abes fiil işlemez Allah.’’ deyip; kötü zannettiğimiz şeylerin kaynağını seyre dalar ona şükranla bakarız.

Bu anlatılan, zulme razı olmak değil; zulmün ruhu zehirlemesine izin vermemektir. Dış dünyadaki zorlukların, kötülüklerin, imtihanların insanı özünden uzaklaştırmasına meydan okumaktır. İçimizdeki iyinin güçsüzleşmesine; yok olmasına karşı durmaktır. Bunun için ilk olarak yapılan haksızlıkla da yüzleşmek gerekir. Yüzleşmesi eksik olan hatanın affı da yarım kalır. Ve kendiyle yüzleşemeyen ve kendini affedemeyen kişinin başkasına sunduğu affın ömrü de kısadır.

İnsan affetmeyi büyütür; onu kendi iyiliğinin delili olarak görür. Oysa ilahi nazarda affetmek, zaten olması gereken hâldir ve Rab, esirgeyen ve bağışlayan olmasıyla bilinir. Gücü yettiği halde affeden kul, Allah katında ayrı bir yere konulur. Zira affetmek, zayıflığın değil; nefsini dizginleyebilmiş bir kudretin işaretidir. İntikam kolay olandır, nefsin en çabuk yürüdüğü yoldur. Affetmek ise insanın sınırlarını aşması; gücünün en üst noktaya ulaşmasıdır. Bu yüzden hadiste buyrulmuştur ki: ‘’Allah katında en aziz kul, intikama gücü yettiği halde affedendir.’’ Çünkü o kişi, nefsini ilahlaştırmanın kibrinden kurtulmuş, hükmü Hak’ka bırakmıştır.

Affetmenin en sarsıcı örneklerinden biri Hz. Muhammed’in (s.a.v) hayatında saklıdır. Uhud’da amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi bin Harb, yıllar sonra Müslüman olarak Peygamberin huzuruna geldiğinde, karşısında intikam almaya gücü fazlasıyla yeten bir peygamber vardı. Ama o güç, affetmeye dönüştü. Bu affediş basit bir bağışlama değildi. Bu, insanlığın kaldırabileceği en ağır acının bile ilahi idrakle nasıl yer değiştirebileceğinin canlı şahidiydi. O, ne yaşananı yok saydı; ne de acıyı küçümsedi. Hatta insan yanıyla ‘’gözüme fazla görünme’’ dedi. Failde takılı kalmadı, hikmetin kişileri aşan boyutunu bildi. Vahşi, o affedişle sadece bağışlanmadı; yeni bir ba’sü-badel mevt (öldükten sonra dirilme) yaşadı. Affedilmek, onu yeni ve tertemiz bir hayata taşıdı. Bu yönüyle belki de bazı affedişler, birini serbest bırakmak değil; bir ruhu diriltmektir. 

İnsanın asıl yorgunluğu başkasını affedememekten değil; kendi hikâyesini taşıyamamaktan, anlayamamaktan gelir. Nefsin sürekli haklı olma ihtiyacı, anlaşılma arzusu, sürekli onay bekleme hâli… Bunlar ruhu yorar ve insanı kurban rolüne sokar. Bu yorgunlukla insan, kendi dışındaki herkesi ve her şeyi suçlamaya başlar. Oysa bir gün insan kendi hikâyesini sevdiğinde ve onu taşımaya karar verdiğinde affetmeyi unutur… Çünkü suçlayacak kimse yoktur. Kötülükler, acılar, zorluklar hepsi birer yanılsamadır. Herkes yerli yerindedir, herkes görevindedir. Bu, acının yok sayılması değil; anlamının değişmesidir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatımıza girer, bizi kırar ve çıkar. Çünkü bizi bir konuda uyarmaları ve uyandırmaları gerekiyordur. Kimisi sevgiyle öğretir, kimisi acıtarak. Ama ikisinin de ruhu olgunlaştırmak için farklı görevleri vardır. İnsanın olgunluğu, yaşadıklarının ağırlığını değil; hikmetini görebildiği yerde başlar. Ve bazen kendimizi ‘’iyi’’ zannettiğimiz bir anda bir başkasının hikâyesinde kötü rolü de oynayabiliriz. Ve bir başkasının hayal kırıklığının ortasında biz de duruyor olabiliriz.

Bütün bunların ötesinde bir hakikat daha vardır: Affetmek bile hâlâ iki kişilik bir sahnedir. Affeden ve affedilen… Oysa idrakin derinleştiği yerde bu sahne de dağılır. Çünkü insan, olan biteni Hak’tan bildiği vakit artık affedecek bir ‘’öteki’’ de bulamaz. Orada sadece bir teslimiyet kalır. Bu yüzden bazı kullar affetmeyi aşar. Onlar için ne kin vardır ne öfke ne de intikam arzusu. Çünkü başlarına gelen her şey bir uyanış çağrısıdır. Bir söz vardır ya: ‘’Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.’’ İyi insan affedecek bir şey kalmadığının farkına varandır ve intikama ihtiyaç duymayandır.

Affetmek, geçmişi bir yük gibi taşımayı bırakmaktır. Zihinde, bedende birikmiş kin, öfke, kırgınlığı salıverip; içteki suları durultmaktır. Geçmişi değiştiremeyeceğimiz yerde, geleceğe yol açmaktır. Görünmez zincirlerin insanın hareketine izin vermediği anda, zinciri kırıp, kendiyle baş başa kalmaktır. Başka hikâyeleri bir yük misali sırtında taşımamak; kendi hikâyesine sımsıkı sarılmaktır.

Sonunda insan şunu fark eder: Yaşanan hiçbir şey boşuna değildir. Ne kırılan kalp, ne dökülen gözyaşı, ne bir kayıp, ne de ruhta açılan derin bir boşluk… Hepsi ruhu yeni kabuğuna hazırlamak içindir. Ve hepsi daha geniş bir merhamete, daha derin bir idrake, daha içten bir teslimiyete çağırır.

Belki de bu yüzden affetmek değil mesele…

Anlamak.

İdrak etmek.

Teslim olmak.

Ve bir gün insan, olan bitenin onu eskisi gibi yaralamadığını fark eder. Çünkü bilir ki, içindeki iyi kırgınlıkları, yorgunlukları, hayal kırıklıklarıyla uyanmıştır. O gün yük hafifler, kalp yumuşar, yol sessizleşir. İnsan artık haklı olmak istemez; uyanık olmak ister. Ve huzurun kollarına kendini bırakır, kaderiyle barışır.

Belki de bu yüzden affetmek yolun sonu değil; sadece bir duraktır. Asıl varılacak yer, affetmeye bile gerek kalmayan o iç huzurdur. Çünkü insan olan biteni Hak’tan bildiği gün ne kalbinde yük kalır ne de dilinde hesap. Her şeyi, hesap görenlerin en hayırlısına teslim eder. O gün affetmek susar, idrak konuşur.

Dilerim ki insan, kendi hikâyesini taşıyamadığı yerde suçlu aramak yerine kalbini genişletmeyi seçsin ve ilk olarak kendini affetsin.

Edebiyatçı-Yazar

Sümeyye Öztaş

Etiketler : Edebiyat Köşe Yazısı Bilgi Gazetesi Affetmek Aftan Öte: Failin Silindiği Yer Sümeyye Öztaş
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

23 saat önce
Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.

23 saat önce
Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.

23 saat önce
Yorumlar

Hatice

"Faili aradan çıkarıp hikmete odaklanmayı ne güzel anlatmışsınız... Ruhuma pansuman gibi geldi bu yazı, teşekkürler."

10 ay önce
Abdulkadir

"İnsanın en zorlandığı yer meğer kendi hikayesini taşımasıymış. Kurban rolünden çıkıp uyanışa geçmek için harika bir rehber olmuş."

10 ay önce
Osman

"Hz. Vahşi örneği çok etkileyiciydi. Affetmenin sadece karşı tarafı değil, insanın kendi ruhunu da özgürleştirdiğini hatırlattığınız için sağ olun."

10 ay önce
Ceren

"Dervişin tokat hikayesiyle mertebeleri o kadar yalın anlatmışsınız ki... Affetmeyi aşanlardan olabilmek duasıyla. Emeğinize sağlık Sümeyye Hanım."

10 ay önce
Fikri

"Bize yapılanı kişisel algılamayı bıraktığımızda yükümüz ne kadar da hafifliyor. Şifa niyetine okudum, kaleminize bereket."

10 ay önce
Uğur

"Bazı yazılar sadece okunmaz, hissedilir. Bu yazı benim için 'hissedilen'lerden oldu. Çok teşekkürler Bilgi Gazetesi ve Sümeyye Öztaş."

10 ay önce
Salih

Slmlar çok güzel bir yazı olmus kalemine sağlık

10 ay önce
Other Posts
06.11.2026 - KENDİNDEN KAÇARKEN KENDİNE YAKLAŞMAK 30.10.2026 - YOLUMUZ GURBETE DÜŞTÜ 23.10.2026 - YOL VE VUSLAT 16.10.2026 - YOL VE MENZİL 09.10.2026 - YOL VE HİKÂYE 02.10.2026 - YOL VE İSTİKAMET 25.09.2026 - YOL VE KÖR NOKTA 18.09.2026 - YOL VE ÇİLE 11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image