Arama

                                                

HZ. İNSAN

Edebiyatçı-Yazar Sümeyye Öztaş

16/01/2026 17:55 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:36 | Sümeyye Öztaş


HZ. İNSAN
ad image
ad image

HZ. İNSAN

İnsan, çoğu zaman kendi kıymetini hayatın gürültüsü içinde kaybeder. Kariyerle ölçülür, faydayla değerlenir, görünürlükle onaylanır, gücüyle anlam kazanır. Değeri; yaptığı işe, söylediği söze, ulaştığı yere ve etki alanına bağlanır. Oysa insanın kıymeti, bütün bunlardan önce gelir. İnsan yaptığıyla değil; yaratıldığıyla değerlidir. Bu hakikat unutulduğunda insan, kendinin yabancısı olur. Değerini yanlış gözlerde arayan kişi, gerçek kıymetini tartacak bir terazi bulamaz. Böylece değersizlik duygusu, modern çağın sessiz; ama en yaygın yarasına dönüşür.

Kadim öğreti ise insanı bambaşka bir yerden tanımlar. Ona sıradan bir varlık muamelesi yapmaz; yüklenilen emaneti hatırlatır. Allah emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etmiş; onlar bu yükü üstlenmemiş, insan ise kabul etmiştir. Böylece insan, yalnızca yaşayan bir beden değil; muhatap alınan bir ruh olmuştur. Akıl verilmiş, irade verilmiş, eşyanın isimleri öğretilmiştir.  Ardından Allah, meleklere insana secde etmelerini emretmiştir. Bu secde, insanın kusursuzluğuna değil; taşıdığı potansiyele işaret eder. İnsan, düşebildiği kadar ‘’ahsen-i takvîm’’ e de mazhar olabilecek istidatta bir varlıktır.

İşte bu noktada Şeyh Galip insanın kulağına şu cümleyi fısıldar:

‘’Hoşça bak zâtına; kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.’’

(Ey insan, kendine hoşça bak; çünkü sen bu âlemin özüsün. Sen kâinatın göz bebeği olan varlıksın.)

Bu söz, insana yöneltilmiş bir övgü değil; derin bir uyarıdır. Kendine hoyrat davranmaman için yapılan bir ikazdır. Çünkü insan, âlemin herhangi bir parçası değil; özü olarak yaratılmıştır. Allah ona ruhundan üflemiştir; insan, içinde ilahî bir nüve taşır. İnsan küçük bir kâinattır; kâinat ise büyük bir insan… Varlığının değerini de işte bu emanetten alır. Hz. Ali’nin rivayet edilen sözü de aynı hakikati başka bir yönden dillendirir: ‘’Sen kendini küçük bir cisim mi sanırsın? Oysa bütün âlem sende dürülüdür.’’

İnsan kendi kıymetini tartamadığında yalnızca psikolojik bir sorun yaşamaz; emaneti de farkında olmadan zedelemiş olur. Kendini küçülten, varlığının değerinden habersiz yaşayan kişi, içindeki ilahî nefesi de görmezden gelir. Eşref-i mahlûkat olan insan, değerini özünden alır. Halife olduğunun bilincine eremeyen, özünden uzak yaşayan insan, ne olduğunu da tartamaz; kendinin farkına varamaz. Necip Fazıl’ın şu mısraları, insanın kendinden ve ilahî kaynaktan kopuşunu ne kadar veciz anlatır:

‘’Otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.’’

İnsanın kendine bakışı, bu noktada bir ahlâk meselesi hâline gelir. Kendini değersiz saymak tevazu değildir; bazen farkında olmadan kendi benliğine yapılan bir inkârdır. Yanlış vadilerde kendini aramak, gökyüzüne bakmadan uçurtma salmaktır; özünden uzak bir kıymetin peşine düşmektir. Zamanın geçmesine rağmen yerinde saymak, varması gereken yerden habersiz yaşamaktır.

İnsan kendini değersiz hissettiğinde bunu çoğu zaman bir erdem zanneder. Kendini geri çekmeyi, susmayı, görünmez olmayı, talep etmemeyi ahlâkî olgunluk sanır. Oysa değersizlik hissi, tevazu değil; insanın kendi varlığına karşı geliştirdiği sessiz bir kırılma hâlidir. Kişi, Rabbinin verdiği kıymeti göremediğinde ya kendini başkalarının terazisinde tartar ya da bütünüyle tartıdan çeker. Her iki hâl de ifrat ve tefrit doğurur; emanet zedelenir. Çünkü insan kendini değersiz saydığında, yalnızca benliğini değil; kendisine üflenen ilahî nefesi de farkında olmadan örter. Değersizlik, çoğu zaman bir alçakgönüllülük değil; kıymetin kaynağına yönelen nisyanın sonucudur.

Modern psikoloji de bugün aynı yere işaret eder. İnsan kendini değersiz hissettiğinde sürekli bir telafi hâline girer. Beğeni telaşından onay arayışına, oradan kendini ispat çabasına savrulur; yorulur. İçsel değer duygusu inşa edilemedikçe; dış dünyanın ölçüleri hayatı yönetmeye başlar. Günümüzde dış dünyanın bu denli renkli oluşu, içimizde yaşadığımız çoraklığın da bir yansımasıdır: dışta parıltılı, içte manadan mahrum bir hayat tasavvuru… Tasavvufun yüzyıllar önce işaret ettiğiyle modern psikolojinin bugün söylediği hakikat tam da burada kavuşur: Kendini ve nefsini bilen insan, başkasının terazisine muhtaç kalmaz; eksik tartılacağını bildiği dünyanın ölçütlerinin peşinden koşmaz.

Allah’ın kuluna verdiği değeri anlamak için büyük mucizelere bakmaya gerek yoktur. Onun insana ‘’Ey kulum’’ diye hitap etmesi, başlı başına bir kıymet takdiridir. Dua eden, tövbe eden, yönelen akıl sahibi bir varlık olarak muhatap alınmak… Üstelik şah damarından daha yakın olan bir Rabbin huzurunda olmak… İnsan için bundan daha büyük bir değer olabilir mi? Dünyadan ayrıldıktan kısa bir süre sonra adı anılmayacak bir varlığın, Rabbinin ipine sımsıkı sarılıp ona dayanmasından daha huzurlu ve daha sahici bir kıymet ölçüsü olabilir mi?

Tarihin en büyük yanılgısı, kıymeti görünen noktadan okumaktır. Hz. Yusuf, Allah katında seçilmiş bir kulken, bir köle pazarında ‘’az bir dirhem’’ e satılmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v), âlemlere rahmet gönderildiği hâlde Taif’te taşlanmış, Mekke’de üzerine işkembe bırakılmış, yurdundan ayrılmak zorunda kalmıştır. Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya, ilahi hitaba mazhar olmalarına rağmen, dünyanın terazisinde en ağır zulümlerle tartılmışlardır. Bu örnekler, onların hakiki değerini eksiltmez; aksine insanlığa şunu öğretir: Dünya, kıymeti doğru tartan bir yer değildir. Allah katında kıymetli olan, çoğu zaman dünyanın terazisinde hafif gelir. Ve insan yanlış tartan teraziden kendine kıymet biçmemelidir.

Günümüzde insanlık, kendine olağanüstü değer atfetmek ile kendi değerini ezip geçmek arasında iki uçta savrulmaktadır. Bir tarafta kerameti kendinden menkul, yüksek egolu insanlar; diğer tarafta kendi varlığından habersiz, kurban rolüne sığınmış yorgun ruhlar... Oysa bu iki hâl de hakikatin uzağındadır. Dengede olmayan her şey, insanın fıtratına terstir. Bu yüzden insan, değerini asıl kıymetini takdir edebilecek; onu ‘’zerre-i miskal’’ eksik tartmayacak bir varlıktan alması gerekir. Hani denir ya: ‘’Cevâhir kadrini cevher-fürûşân olmayan bilmez.’’ İnsanın kadrini de yalnızca onu yaratan bilir. Elmas parçası bakırcılar çarşısında hak ettiği değeri görmediği gibi, insan da dünyanın ölçütleriyle gerçek bir kıymet kazanamaz.

Tasavvuf bu yüzden insana ‘’hiçlik’’ ten önce ‘’kıymet’’ i öğretir. Kendini bilmeyen, değerinin farkında olmayan kişi, hiçliğe de varamaz. Hazreti İnsan olmak; kendini putlaştırmak değil, emanetin ağırlığını idrak etmektir. Ne olduğunu bilmeden, ne olmadığını anlamak mümkün değildir. Bu yüzden nefsini bilen, Rabbini de bilecektir. Rabbini bilen Hz. İnsan olmanın şuuruna erecektir.

Belki de bugün insanın en çok ihtiyacı olan şey, kendini daha fazla yargılamak değil; daha doğru yerden tanımaktır. Eskilerin deyimiyle, kendi ‘’künhüne vakıf olmak’’tır. Çünkü insan, kendini tanıdıkça yalnızca iç dünyasını değil; varlığı da okumayı öğrenir. İşte bu yüzden irfan geleneği insan için şu sözü söylemiştir: ‘Ademde âlem gizlidir’. İnsan kendini tanıdıkça âlemi; âlemi tanıdıkça da kıymetini bilecektir.

Böylece insanın görevi kendini küçülterek arınmak değil; kıymetini bilerek sorumluluk almaktır. Çünkü insan, kendi zâtına hoşça bakabildiğinde dünyaya da daha merhametli bir yerden bakar.

Belki de bütün mesele şudur: İnsan, zübde-i âlem olduğunu hatırladığında ne kendini büyütür ne küçültür; ne dünyaya sığar ne kendine dar gelir. Böylece hem haddini hem yolunu bilir…

İnsana verilen kıymeti unutmadan; ne kendimizi yücelterek ne de küçülterek, emaneti incitmeden taşıyabilmek dileğiyle…

Edebiyatçı- Yazar

Sümeyye Öztaş

 

Etiketler : Edebiyat Köşe Yazısı Deneme Değersizlik Hz. İnsan Hoşça Bak Zâtına Sümeyye Öztaş
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

22 saat önce
Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.

22 saat önce
Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.

22 saat önce
Yorumlar

Ahmet

Kelimelerle adeta bir ruh terbiyesi yapmışsınız. Modern çağın karmaşasında kaybolan 'insan'ı, tasavvufun naif aynasında bize yeniden hatırlattığınız için kaleminize sağlık. Kelimeleriniz dertlere derman olsun.

9 ay önce
Ayşenur

Okurken her satırda kendimi buldum, kendime olan bakışımı sorguladım. Değersizlik hissinin bir erdem olmadığını bu kadar naif bir dille anlatmak ancak Sümeyye Öztaş’ın kalemiyle mümkün olabilirdi. Gönlünüze sağlık.

9 ay önce
Sevgi

Psikoloji ile irfan geleneğini bu kadar ustaca harmanlayan bir yazı okumayalı uzun zaman olmuştu. 'Hz. İnsan' olma yolculuğunu bu denli berrak ve akıcı bir üslupla aktardığınız için teşekkürler Sümeyye Hanım. Ufuk açıcı bir eser olmuş.

9 ay önce
Nezaket

Kaleminize, gönlünüze bereket. Hakikati bu kadar duru ve etkileyici bir dille kağıda döktüğünüz için teşekkürler. Her cümlesi ayrı bir tefekkür vesilesi.

9 ay önce
Gülsüm

Bize 'zübde-i âlem' olduğumuzu, o kutsal emaneti yeniden hatırlatan muazzam bir yazı. Sümeyye Öztaş, kelimelerin gücüyle ruhumuza ayna tutmuş. Daim olsun.

9 ay önce
Other Posts
06.11.2026 - KENDİNDEN KAÇARKEN KENDİNE YAKLAŞMAK 30.10.2026 - YOLUMUZ GURBETE DÜŞTÜ 23.10.2026 - YOL VE VUSLAT 16.10.2026 - YOL VE MENZİL 09.10.2026 - YOL VE HİKÂYE 02.10.2026 - YOL VE İSTİKAMET 25.09.2026 - YOL VE KÖR NOKTA 18.09.2026 - YOL VE ÇİLE 11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image