SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI
Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş Yazdı SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI
11/02/2024 11:50 | Son Güncelleme : 05/11/2026 20:01 | Sümeyye Öztaş
SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI
Sevgi yoksunu yüreklerin senin sevgi iklimini soluklamasıyla dirilişe geçmesinin sessiz çığlığıdır bu yazı…
Biz bu yolculuğa, senin sevgi ikliminden bir nebzecik de olsa gönlümüze mevsimler devşirebilmek için çıktık. Senin ilk öğüdün “kendimizi okuma”ydı.
Azığımız da gözyaşıydı. Yüreğimiz yanarak başlamalıydık her şeye...
Gönül kirimizi su değil; ancak saf ve halis niyetlerle içten akıttığımız gözyaşı incileri temizlerdi. Ve nefsin baharının müjdecisi kalbin gözyaşlarıydı.
Böylece kalbimiz yumuşayacak gönül sahibini hissedebilme imkânımız olacaktı.
Taşlıktan kurtulup gönül sahibine ulaşabilme ve sonunda da cevher olabilme payesi vardı bu yolculuğun sonunda...
O'na ulaşmak vardı... Zaten O'na ulaşınca ölüm de ömür de iğreti manalarından sıyrılır, gerçek anlamını bulurdu. Aradığımıza senin sıcak öğütlerinle yol bularak ulaşabilirdik. Sen “İnsana aradığı şeye bakarak değer biçilir.’’ demiştin ya biz arayışımızla değerliydik. Ve nihayetinde bulacağımız, gönüllerin sahibi olan mutlak hakikatti.
Sen bize sevgi mektebinin gönül derslerini okutan mütevazı hocasıydın.
Dünle giden şeylere inat, hep bize bugüne ait yeni bir şeyler fısıldadın.
Biz senin gönül mektebine girdikten sonra senlik-benlik kavgasından vazgeçip birliğin sırrına erdik; ancak senin gönüllerimize nakşettiğin Yunus misali: “Kamu alem birdir bize. “ sırrına “Ne olursan ol gel.’’ çağrısıyla eriyerek öğrendik. Yetmiş iki milleti bir bilmenin ne demek olduğunu senin gönül aynanda seyrettik.
Bu birliğin sırrına erince “Bir olana bağlandık, aşk oduyla yandık.’’ Gönül kanaviçemize birliği nakşedip, çoklu sevdaların yortusuna kalben bent vurduk. “BEN’im” diyenleri “Sen’im” diyebilecek kadar olgunlaştırmayı senden öğrendik.
Sen engin hoşgörü denizinin müşfik kaptanıydın. Birlik makamından “hiç”lik makamına doğru bir yolculuktu seninkisi… “Baki” olanı fark edebilmek için benlikten sıyrılmak gerektiğini üfledin susamış ruhumuza.
Senlik-benlikten birliğe oradan da en üst makam olan “hiç”liğe ancak “aşk” ile ulaşabileceğimizi söylemiştin, sen kâinatın aşkla yaratıldığının, her şeyin hamurunda “aşk mayası” olduğunun sırrına ermiştin. Sen aşk için candan tenden geçen aşk neferiydin. Bizim gibi sevgi yoksunu, bitimsiz zamanların hoyratlığına kanan yürekler de senden bu ilmi okumaya çalıştık. Senin söylediğin gibi;
“Herkes kendi gücü ve emeği kadar nasip alır, senin kabın az su alıyorsa; deryanın günahı ne?’’ Her şeyden gönül kabımıza göre nasibimizi alıyorduk. Kabımızı genişletip deryalara dalmalıydık.
Bu aşk yolculuğuna yürek közüyle yanarak başlamamızı öğütledin; çünkü: “Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona sevmek haram yüreğinde ateş olmayana.” Aşk hamlıktan yanmaya doğru bir yolculuktu. Yolculuk da aşk denizi’ne mumdan gemilerle açılmaktı.
Sen hep deniz misali hoşgörü, akarsu misali cömertlik, ölü misali öfkeydin.
Zulmet gibiydin kusurları örtmede, güneş gibiydin merhamette, toprak gibiydin tevazuda... Bize; “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.’’ derken gönül sahibimizin emrettiği: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.’’ çağrısına davet ettin bizi.
Gönül aynamızı sevgiyle, hoşgörüyle, doğrulukla, parlatmamızı söyledin. Aynamızın akis vermesi için isten, pastan ve benlikten arınması gerektiğini gösterdin.
Yüreğindeki sevgi herkese yetti. Ayrılık gayrılık gözetmedin hiçbir zaman.
Seni anlamayıp: “Herkese kapını açıyorsun.’’ diyen bir cahile: “Sen de gel. “ diyerek gönül sofranın başköşesini sundun.
Biz seni tanıyınca kış olan gönül mevsimimize bahar geldi. Senle baharı solukladı günlerimiz. Seni tanıyınca gül alıp, gül satanların, gülden terazi tutup, gülü gül ile tartanların yüreğindeki sevgiden bir iksir tattık.
“Gel gel aramıza katıl; biz Hakk'a gönül vermiş aşk insanlarıyız.’’ dedin. Açtın sineni bitimsiz ummanlar misali, açabildiğin kadar. Mahzun gönüllere şefkat, mahrum gönüllere merhamet sundun. Fani hayatımızı bir beka iksiriyle tatlandırdın. Yaşamın anlamını senle idrak ettik; ama en güzeli de ölümü senle “şeb-i arus” (düğün gecesi) kabul ettik.
Biz sende yaratıcının tecellisinden eserler gördük. Sen bize aşkla, sevgiyle, hoşgörüyle yaşamamızı öğütledin. Senden öğrendiğimiz şeylerin asıl kaynağını da şu sözlerle sahibine teslim ettin.
“Bu canım oldukça ben Kuran'a tutsağım.
Muhammed (sav) Mustafa’nın yolundaki toprağım.
Benden başka bir sözü nakledenler olursa.
Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım.’’
Bu sözlerle asıl ilhamı aldığın yeri ve ilham alınması gereken yerin neresi olduğunu duyurdun, sen sadece onu yansıtan bir aynaydın, bunu kabul ettin.
Sen çoraklaşmış yüreğimize bir ab-ı hayat, susamış ruhumuza bir beka iksiri, zemherimize bir nevbahar gibi geldin. Senin sevgi ikliminde nevbaharlar yaşadı yüreklerimiz...
Gönül dünyamıza hoş geldin Mevlana.
Gözlerimizle, sözlerimizle hasbihal edemesek de sükûtu giyinmiş kalbimizle sana diyoruz ki: Hoşgeldin…
Selametle...
Edebiyatçı Yazar
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
1 gün önceÇİN’İN TARIMDA DESSİGNSİZ "GO" STRATEJİSİ: TÜRKİYE KÜRESEL GIDA OYUNUNUN NERESİNDE DURMALI?
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Çin’in tarım ve gıda sektöründe izlemeye başladığı yeni küresel stratejiyi ve Türkiye’nin alması gereken pozisyonu değerlendirdi.
3 gün önce


