Arama

                                                

Nefsin Uzun Soluklu Yolu

Nefsin Uzun Soluklu Yolu

26/09/2025 13:29 | Son Güncelleme : 16/09/2026 12:25 | Sümeyye Öztaş


Nefsin Uzun Soluklu Yolu
ad image
ad image

Nefsin Uzun Soluklu Yolu

İnsan, kaygan bir yolda iki adım arasında salınır; bir adım arzulara, isteklere; bir adım hakikate… Nefis, bu iki adımın arasında duran ve nereye gideceğimiz konusunda bize yol gösteren bir pusuladır. Bu pusula kimi zaman bizi doğru yola ulaştırırken, kimi zaman da kendimizden uzaklaştırır. Hevâ, arzu, istek, can, ruh ne dersek diyelim nefis varlığını benliğimizden alır.

İnsan toprakla yoğrulmuş bedeniyle yeryüzünün en sırlı varlığıdır. İçinde bir nur; bir de zulmet taşır. Bir yönüyle ‘’a’lâ-yı illiyyîn’’e (yücelerin yücesi) pervaz etme potansiyeli taşırken; başka bir yönüyle ‘’esfel-i safilin’’ (aşağıların en aşağısı) derekesine düşme ihtimali de vardır. Nefis, hem insanı Rabbiyle buluşturacak kadar manevi; hem de en hayvani hislerini açığa çıkaracak kadar da maddi bir hususiyet taşır. Kimine göre bir fısıltı, vesvese, kimine göre bir zincir, bir binek; ama aslında insanı insan yapan kadim bir yol arkadaşıdır. Nefis ilk bakışta düşman gibi görünse de; hakikatte insanı yüceliklere ulaştıracak bir buraktır. Ne dersek diyelim, yaşadığımız müddetçe ondan kurtulmanın imkanı yoktur.

‘’Hep nefs çıkar karşıma ölüp ölüp dirilsem.

İnsandan kaçmak kolay kendimden kaçabilsem.’’

Şair burada nefsin insanı çepeçevre kuşattığını, elinden kaçma imkanı olmadığını ifade eder. Kaçtığı her yerde nefsi onu bir gölge gibi takip etmiş, ona aman vermemiştir, elinden kurtulmaya imkan bulamamıştır. Şairin kaçtığı ona kötülüğü emreden ‘’emmare’’ nefistir. Bu nefis; en alt derecede yer alan, terbiye edilmemiş, insana sürekli kötülüğü emreden, şeytanın insan üzerindeki üssü olan nefistir. İnsanı insanlıktan çıkaracak tüm eylemlerin sorumlusu bu nefistir. Açgözlüdür, kibirlidir, hırslıdır, öfke doludur… Sanki dünyaya kazık çakmış da hayatın tüm hazlarına karşı alacaklıymış gibi davranır. ‘’Bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister.’’ Bu nefis Firavunlaşmıştır. Elde ettiği her şeyi kendi kibrinin eseri olarak görür. Bu nefis Allah ile kul arasındaki en kalın perdedir. Allah ‘’Hevasını tanrı edinen kimseyi görmedin mi?’’ (Casiye, 23) derken nefsin insanın bir putu haline gelebileceğini çarpıcı bir şekilde anlatmıştır. Nefsin putunu kırmak çok zordur. Bu ancak büyük azim, irade sabırla mümkündür.

Bu nefis Kabil’e Habil’i öldürtür, Yusuf’u kuyuya attırır, sonra ona iftira ettirir, Musa’nın kavmini altın buzağıya taptırır. Bu kıssalarda nefsin bin bir yüzü vardır. Kıskançlık, arzu, hırs, kibir, acelecilik, öfke, sabırsızlık… Her çağda ve her toplumda nefsin imtihanları kılık değiştirerek devam eder. Kabil’in kıskançlığı toplumdaki koltuk kavgasında; Yusuf’un kardeşlerinin ihaneti, kariyer hırslarında, Züleyha’nın arzusu günümüz tutkularında yeni biçimleriyle var olur. Kuran bu hikayelerle insan nefsine ve doğal olarak benliğimize bir ayna tutar. Ve bize şunu hatırlatır. Nefsine hakim olan kişi hem kendi yolunu hem toplumu aydınlatır. ‘’Çünkü nefis daima kötülüğü emreder.’’ (Yusuf, 53)

İnsanın değişmeyen iç çatışmasıdır, nefisle kavgası… Peygamberimizin cihad-ı ekber (büyük savaş) dediği bir kavgadır bu. Her ne kadar sürekli kötülüğü emretse de, insanın en yakın hasmı olsa da; sabırla, imanla, ibadetle ehlileştirildiğinde insanı yücelten bir güç haline de gelebilir. Kuran’daki her kıssa, sadece geçmiş, bitmiş, geçerliliğini kaybetmiş olayların anlatısı değil; insanın kendi içindeki Kabil’i, Firavun’u, Karun’u, Züleyha’yı ve dahi Yusuf’u, İbrahim’i, Musa’yı tanıması için bir çağrıdır.

Mevlana şöyle der:

‘’Nefis ejderhadır, sen de onu öldürmeye çalışırsın; oysa o ejderha binek olur, seni hakikate taşır.’’

Bu söz, asıl maksadın nefsin yok olması değil; terbiye ile dönüştürülmesi gerektiğini vurgular. Kötülüğü emreden nefsin dönüşmeye başladığı yer ‘’levvame’’ (kınama) mertebesidir. Allah Kuran’da bu nefsin üzerine yemin eder. Hz. Yunus’un balığın karnında yaptığı tevbe ve yakarış da bu nefis mertebesine örnektir. Senden başka ilah yoktur; Sen yücesin, ben gerçekten de nefsine zulmedenlerden oldum. (Enbiya, 87) Bu nefis gaflette olan vicdanın uyanışını, pişmanlığı, tövbeyi ve günahlardan utanmayı temsil eder. Bizi kovulmuş şeytandan ayıran en önemli özelliklerden biri de pişman oluşumuzda saklıdır, hata yapmayışımızda değil… Utanmamız, pişmanlığımız, vicdan muhasebemiz; elimizle, dilimizle, gözümüzle, kulağımızla yaptığımız yanlışlarla benliğimiz arasına bir sınır koyar. Yani insan olarak biz eksiğiz, hatalıyız, kusurluyuz; ama bunların farkında olup bilinçle düzeltmeye çalıştığımızda yani kötü amellerle kendi benliğimiz arasına sınır koyduğumuzda nefsimizi ehlileştirmek konusunda adım attığımızı göstermiş oluruz. Hadiste ifade edildiği gibi:

 ‘’Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tövbe eden bir kavim yaratırdı.’’ (Müslim, Tevbe, 9) Nefisten kaynaklanan kötülükler aslında büyük bir imtihan sırrıdır. İnsan yanlışa düşerek, aslında melek olmadığını; bu kötülüklerden tövbe ederek de aslında şeytan olmadığını ve böylece de insan olduğunu gösterir. Bir şair de günah dolu amelleriyle ilgili şöyle der:

‘’Ya Rab bakma sevad-ı defterime

Anı yak ateşe benim yerime’’

(Allah’ım benim kara defterime bakma. Beni yakacağına kara defterimi ateşe at.)

Bu dizeler şairin aciz, günahkar, kusurlu; ama rahmetten ümit kesmeyen bir kul olduğunu vurgular. Vahşi bir ata benzeyen nefse gem vurup ehlileştirmek insanın kendi hakikatine yol almasını sağlar. Nefsine gem vuran kişi kemale ulaşmada en büyük gücü de elde etmiş olur. Başıboş bırakılan nefisle varılacak yer ise ancak ayette ifade edildiği gibi ‘’Ya leyteni kuntu turaba.’’ (keşke toprak olsaydık.) (Nebe, 40)

‘’Nefsini bilen Rabbini bilir.’’ sözüyle insan, nefsin kabuğunu aşıp kendi hakikatine uyanır. İnsan kendini bildikçe, nefsini tanıdıkça merhametli olur; kendi zayıflığı ve acizliğiyle yüzleşen insan başkasının eksikliğini de anlamış olur. Bu yüzden kendini bilmek tevazu, sabır ve nefis terbiyesiyle ulaşılan yüce bir yoldur. Nefsi tanıyan insan kendi haddinin de farkında olur, bu yalnızca manevi bir ilerleme değil, toplumsal olarak da olgunlaşmanın kapısını açar.

İnsan nefsini tanıdıkça kendini tanır; kendini tanıdıkça Yaradan’ı… Bir sanat eserinin sanatçıyı anlatması gibi insan da sanatkarını kendi aynasından tanıyıp O’nun yüceliğini takdir eder. İnsan nefsinin karanlığı ile yüzleştikçe, Yaradan’ın nuruna yaklaşır. Nefsi tanımak, hakikatin eşiğindeki eski sırla yüzleşmektir. O eşiği geçen, artık yalnızca kendini değil, Yaradan’ın esrarını da keşfeder.

Nefis, emmare’den levvame’ye uzanan yolda durmaz, her yolda terbiye, tefekkür ve sabırla başka hallere bürünür. Levvame (kınayıcı) ardından gelen mülhime (ilham edilmiş) nefis artık hayra temayül gösteren, kalbe doğan hakikat ile yürümeye başlayan nefistir. Sonra mutmainne (tatmin olunmuş) nefis gelir. İçsel tatmine ulamış olan bu nefis sükuna kavuşmuş, dingin ve huzurlu bir nefistir; artık dünyanın kirinden pasından arınmış; Yaratıcı’yı merkeze almıştır. ‘’Bana seni gerek seni.’’ diyen nefistir. Radiye ve mardiyye mertebelerinde nefis, İlahi iradeye teslim olmanın inceliğini yaşar. ‘’Ey huzura ermiş nefis! Rabbine O’ndan razı olmuş, O da senden razı olmuş olarak dön.’’ (Fecr,  27-28) Bu ayette radiye (Allah’tan razı olmuş) ve mardiyye (Allah’ın kendisinden razı olduğu) nefis mertebesi anlatılmıştır. Yunus Emre:

‘’Hoştur bana senden gelen

Ya hilat u yahut kefen

Ya taze gül yahut diken

Kahrın da hoş, lütfun da hoş.’’

Bu mertebeyi güzel bir şekilde anlatmaktadır. Senden gelen ne olursa razıyım, dara (dar ağacı) çeksen de Süleyman etsen de, nara atsan da nura gark etsen de.

En son nefis kamile (saflaşmış) nefistir. İnsan burada benlik sınırlarını aşarak Yaratıcının varlığında fani olur. Nefis mertebe mertebe yükseldikçe, kabuk kabuk soyuldukça kendi karanlığından arınıp hakikatin nuruna yönelir. Artık nefis, dünyevi arzuların, gölgesinden azade, ruhsal olgunluğun ve ilahi huzurun simgesi haline gelmiştir.

‘’Nefsimi ben temizledim,

Gözümde perde yok artık;

Her baktığımda seni gördüm,

Nurun sardı dört bir yanımı.’’

Bu dizeler kamile nefsi ve onun Allah ile bütünleşmiş halini en güzel şekilde dile getirir. Artık nefis, insanın içsel rehberi olmaktan öte, İlahi aşkın ve hakikatin aynasıdır; gönül nuruyla ışıldar ve Yaradan’ın varlığında kaybolur.

İşte insanın uzun soluklu çetin yolculuğu ve en büyük cihadı da budur. Nefis, başlangıçta kötülükle örülüyken, levvame ile bu kötülüğün farkına varır, mülhime ile hayra temayül eder. Mutmainne  ile huzura kavuşur. Allah’ın razılığıyla, rıza makamıyla O’ndan razı olur ve nihayetinde kamile ile Yaratıcı’da fani olur. Bu yolculuk kabuk kabuk soyulmayı, kendi zulmetimizle yüzleşmeyi ve İlahi nurla aydınlanmayı gerektirir. Nefsini ehlileştiren kişi, artık kendi heva ve arzusunun esiri değil; hakikatin aynasıdır. Nefsini tanıyan insan onun ışığında hem kendini, hem dünyayı görebilir. Çünkü nefsini bilen, Rabbini bilir; nefsini arındıran, hakikate ulaşır.

İçinde yaşadığı savaşın farkına varıp, insan-ı kamil olma yolunda cehd edenlere selam…

 Sümeyye Öztaş

Edebiyatçı- Yazar

Etiketler : edebiyat mevlana köşe yazısı sümeyye öztaş nefis
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.

19 saat önce
SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.

19 saat önce
Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

2 gün önce
Yorumlar

Other Posts
11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image